Hekimlik Meslek mi Sanat mı ?
Hekimlik yolculuğunda edinilen tecrübeler, mesleğin en kıymetli rehberidir. Çünkü hekimlik yalnızca bilgiyle değil, insanı anlamakla ve hayatın özüne nüfuz etmekle şekillenir. Bu söz kendi içerisinde paradoksal gözükse de her zaman yenilenen bilgilerin yanında hekimlik tecrübesinin önemini vurgulamak açısından önemlidir.
Hastalık yok hasta var
Tıp kitaplarında yazan hastalık tanımları her zaman sahada gördüğümüz hastalarda aynı olmayabilir. Her hasta diğerinden farklı şikâyete, belirtilere ve öz geçmişe sahip olabilir. Hastaları sadece bir yönüyle değil bütüncül olarak ele almak ve hastaların organik belirtileri kadar psikolojik yönlerini de dikkate almak gerekir.
Bu bağlamda, hekimlik yolculuğunda edinilen tecrübeler tıp kitaplarındaki bilgiler kadar mesleğin en kıymetli rehberi olarak öne çıkar.
Sağlık Sistemine Bakış
Hekimler sadece hastalıkları değil, Türkiye’deki sağlık sistemini, tanı- tedavi yöntemlerinin modern tıptaki yerini, hekimliğin sosyal, psikolojik ve inanç boyutlarını iyi bilmelidir. Böylece hekimlik yalnızca tanı ve tedavi değil, insanın hem bedenen, ruhen ve sosyal olarak sağlıklı olmak, kendisini iyi hissetmesini sağlamak gayesiyle bütüncül bir sanat olarak görülmesi gerekir.
Bugün Türkiye’de sağlık sisteminde herkes kendince memnun görünmektedir:
* Hasta, hızlıca tedavi olup ücretsiz ilaç aldığı için memnun.
* Hekim, çok hasta bakarak performans ve prim aldığı için memnun.
* Sağlık Bakanlığı, randevular dolup hastalar fazla beklemediği için memnun.
* Eczaneler, çok ilaç sattığı için memnun.
* İlaç firmaları ise en büyük kazancı elde edenlerdir.
Bu tablo, yüzeysel bir memnuniyet yaratmakta; ancak her geçen gün hasta ve hastane sayıları artmakta sağlık sektörü ve ilaçlara ayrılan bütçe çok büyük rakamlara ulaşmaktadır. Böylece bu yapı sürdürülemez bir noktaya doğru gitmektedir.
İnsanlar en küçük bir şikayetlerinde hemen doktora ve hastaneye gitmekte defalarca muayene olmakta ama hastalığın temel sebepleri tam olarak belirlenmediği için yeterli tedavi olamamaktadır.
Sonuçta çok sayıda ilaçlar, tahliller ve ömür boyu süren tedavilerle karşılaşılmaktadır. Gerçek sağlık, hastalığı önlemek, temel nedenleri çözmek ve insanı bütüncül olarak iyileştirmekle mümkündür.
Hekimlik: Sanat mı Meslek mi?
Tıp tarihi boyunca hekimlik, yalnızca bir meslek değil aynı zamanda bir sanat olarak da değerlendirilmiştir. Modern tıp, bilimsel bilgiye dayalı tedavi yöntemleri geliştirmiştir; ancak insanın ruhsal, sosyal ve inanç boyutlarını dikkate almayan yaklaşımlar nedeniyle eksik kalmaktadır.
Hekimlik yalnızca tedavi etmek ve ekonomik kazanç sağlamak amacıyla icra edildiğinde bir meslek olarak tanımlanabilir. Buna karşılık, hastalığın temel sebeplerini anlamak, önlemek ve insanı bütüncül olarak iyileştirmeye gayret etmek hekimliği bir sanat haline getirir. Bu ayrım, hekimliğin ahlaki, etik ve felsefi boyutunu da ele almayı gerektirir.
Semptom mu, Sebep mi?
Semptomların tedavisi geçici bir rahatlama sağlarken, hastalığın kök nedenine yönelmek kalıcı iyileşmenin temelidir.Hastanın belirtilerini tedavi etmek geçici bir çözümdür. Esas olan, hastalığın kök nedenini bulmak ve onu ortadan kaldırmaktır. Semptomatik tedavi yetersizdir; kalıcı iyileşme ancak sebebe yönelmekle mümkündür.
Psikosomatik hastalıklarda hastalığın psikolojik temeline inmeden tedavi etmek yetersizdir. Konuşamayan bir hastanın fiziksel travması yoksa ve beyin bulguları normalse psikolojik travmasını da düşünmemiz gerekir.
Günümüzde antibiyotik ve ağrı kesicilerden sonra en çok satılan ilaçlar depresyon ilaçlarıdır. Ama depresyonun tedavisi sadece ilaçla olmaz.
Majör depresyon hastalarının çektiği ağrı doğum ağrısı veya renal kolik ağrısından daha hafif değildir, ama ağrı kesicilere cevap vermez. Psikolojik destek, depresyonun zamanla hafiflemesi ve temel sebebin tedavisi gerekir.
Depresyon gibi ruhsal hastalıklarda yalnızca ilaç tedavisi yeterli değildir., psikolojik ve inanç boyutlarını da dikkate almak gerekir. İlaç bir araçtır; fakat esas tedavi insanın iç dünyasını anlamak ve ona dokunabilmektir.
Psikiyatri ve Modern Tıp
“Psikiyatri modern tıbbın çöplüğüdür” sözü, diğer branşların tanı koyamadığı hastaları psikiyatriye yönlendirmesini eleştirmektedir. Oysa psikiyatri, insanın ruhsal boyutunu anlamada vazgeçilmezdir. Modern tıbbın eksik bıraktığı alanları tamamlayıcı bir rol üstlenmektedir.
İnsan psikolojisi çok boyutlu bir yapıdır. Plasebo ilaçlarda olduğu gibi pozitif düşünmenin çok önemli etkileri vardır. Negatif ve olumsuz düşüncelerinde insanı etkilediği bilinen bir gerçektir. Bazı hastalıklarda insan kendi kendini hasta edebilir.
Hastanın psikolojik olarak kendisini kötü hissetmesini önlemek için halk arasında bir deyim vardır ‘Hasta gözükmeyin, hasta olursunuz‘. Bu söz bireyin kendi düşünce ve tutumlarıyla hastalık sürecini etkileyebileceğini göstermektedir.
Modern tıbbı ve kitap bilgilerini iyi bilmek yetmez. Hekim, hastanın sosyal, psikolojik ve inanç dünyasını da anlamalıdır. Çünkü insan yalnızca bedenden ibaret değildir.
Muhammed Ali’nin kızına söylediği gibi: “Her canlının bir gayesi vardır. İnek süt verir, güneş ısıtır. Senin gayen ne?” Kızı ise “İnsanların iyi hissetmesini sağlamak” diye cevap verir. İşte hekimliğin gayesi de budur: İnsanların iyi hissetmesini sağlamak.
Hekimlik, yalnızca bir meslek değil, insanı bütüncül olarak iyileştirmeyi amaçlayan bir sanattır.Bu perspektif, hekimliğin gayesini ve insanı iyileştirme sanatını en güzel şekilde ifade etmektedir.
*’Hastalık yok hasta var’ sözü ve ‘Önce zarar verme’ prensibi hekimliğin ana esaslarındandır.
*Hastalık olarak nitelenen birçok psikolojik durum aslında bir şahsiyet özelliğidir.
*İbrahim Hakkı Hazretleri’nin şu dizeleri birçok psikolojik rahatsızlığa şifadır.
Hak şerleri hayr eyler /Zannetme ki gayr eyler/ Arif onu seyr eyler
Görelim Mevla neyler/Neylerse güzel eyler
*Bizim tıp anlayışımız Doğu veya Batı tıbbı olarak açıklanamaz. Biz Müslümanca Kuran’a ve Fıtrata uygun bir tıp anlayışı geliştirmeliyiz.
*Batının pozitivist bilimi ve fıtrata aykırı doğayla savaşan modern tıp anlayışı ile Doğunun doğayı tanrılaştıran geleneksel tıp anlayışı bizim anlayışımız olamaz.
*Prof. Mehmet Yücel Ağargün ‘ün 12 Nisan 26 da Üsküdar’da Sayader toplantısında yaptığı konferansta alınan notlardan hazırlanmıştır.
