menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bir Çalı Kapısının Ardındaki Cumhurbaşkanı

19 0
27.09.2026

BALİDOLLU MUHAMMED (II)

Bir Çalı Kapısının Ardındaki Cumhurbaşkanı

On yaşındaki Muhammed, Balidol'un Ağaç Medresesinde "Somali'nin cumhurbaşkanı olacağım," demiş ve bizi evine davet etmişti.

Şimdi önden gidiyor, bize mihmandarlık yapıyordu. Elinde kendisine verdiğimiz mushaf, defter, kalem diğer elinde şekeri vardı. Birkaç dakika önce bir ülkenin geleceğinden söz eden çocuk, şekerinin tadını çıkararak kızıl kumların üzerinde yürüyordu. Cumhurbaşkanlığı hayaliyle çocukluk aynı bedende yan yana ilerliyordu.

Yolda onun hayatına ilişkin bir ayrıntı daha öğrendim. Normalde keçilere Muhammed bakıyordu. O gün medreseye gelebildiği için bu işi annesi üstlenmiş, keçilerin peşine o gitmişti.

Biz çocukların okula gidişini sabah hazırlanmak, çantasını almak ve servise yetişmek üzerinden düşünürüz. Muhammed'in birkaç saat medreseye gidebilmesi içinse evdeki bir işin başka bir omuza devredilmesi gerekiyordu. Onun eğitim vaktinin görünmeyen bedelini annesi ödüyordu. Bir çocuğun derse gelebilmesi, bir annenin o gün keçilerin peşinden yürümesine bağlıydı.

Eğitim hakkı dediğimiz şey bazen anayasalarda uzun cümlelerle yazılıyor. Balidol'da ise bir annenin attığı adımlarla ölçülüyordu.

Muhammed önden giderken Şermarke arada bir sesleniyordu:

Terlikliydik. Yerlerde dikenli çalılar vardı. Muhammed'in alışılmış bir rahatlıkla geçtiği yerlerde ben ayağımı nereye basacağımı hesaplıyordum. Coğrafya aynıydı fakat alışkanlıklarımız başka dünyalara aitti. Onun çocukluğu için sıradan olan, benim için aşılması gereken bir engeldi.

Çalı çırpı ve dikenli otlarla çevrilmiş bir hane alanının önünde durduk. Giriş olarak kullanılan yer, dikenli bir çalı öbeğiyle kapatılmıştı. Muhammed onu eliyle tuttu, açtı ve içeri girdi. On yaşındaki bir çocuğun sıradan bir kapı gibi açtığı dikenli geçidi ben açamadım. Girmek için hamle yaptığımda dikenler elime battı.

— Dikkat et hocam, dikenlidir, dedi Şermarke.

Muhammed için kapıydı; benim için dikenli çalı.

Muhammed evinin ana girişindeki engeli geçebilmemiz için kaldırıyor.

Biz kapıya kilit takarız, onlar hayvanlar girmesin diyizim gee kapıyı dikenlerden yapmışlardı. Kapı dediğimiz şey yalnızca bir malzeme değilmiş; insanın hayatla kurduğu güven ilişkisinin adıymış. Balidol'da güven, bir avuç kuru dalın birbirine geçirilmesine emanetti.

Giriş boşluğu mu desem, avlu mu desem… Kırmızı kumlu bir alan. İçinde üç bölüm vardı. Yan yana duran iki bölüm ötekine göre biraz daha korunaklıydı. Karşı tarafta ise yemeğin pişirildiği, üstü daha açık bir yer bulunuyordu.

Önce gölgelik olarak kullandıkları bölümü gösterdiler. Gündüzleri burada oturuyorlardı. Duvarların yerini dallar, çatının yerini birbiri üzerine atılmış örtüler almıştı. Ne dışarısı tam olarak dışarıdaydı ne içerisi gerçekten içeride.

Muhammed'in dediğine göre evde yedi sekiz kişiydiler. Rakamları yan yana yazmak kolaydı. Fakat o rakamların aynı geceyi, aynı sıcağı, aynı yağmuru ve aynı belirsizliği paylaşmasını zihne sığdırmak kolay değildi.

Sağdaki büyükçe bölüme eğilerek girdik. Bir başka bölümün girişinde sac levha ve eski kumaşlar kapı vazifesi görüyordu. Bizim........

© Habername