menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Devleti Ayakta Tutan Akıl ve AdâlettirP

8 0
15.03.2026

Devleti Ayakta Tutan Akıl ve Adâlettir

-----------------------------

Tarih, yalnızca savaşların, anlaşmaların ve taht mücadelelerinin kronolojisi değildir. Aslında tarih, insanın iktidarla kurduğu ilişkinin uzun bir hikâyesidir. Bu hikâyede yönetenler kadar yönetilenlerin de payı vardır. Bir toplumun kaderi çoğu zaman birkaç kişinin kararlarında düğümlenir. Ancak bu kararların ardında yatan zihniyet, çoğu zaman kısa bir cümlede bile kendini ele verir.

Aşağıdaki ünlülere ait sözler –gerçekten söylenmiş olsun ya da olmasın– iktidarın doğasına dair derin bir hakikati hatırlatır.

İktidarın ilk yüzü korkudur.

Goebels’e sormuşlar: “İktidar nedir?” “Düşman yaratmaktır”demiş, bu cevap, modern siyasetin en karanlık yöntemlerinden birini özetler. İnsanları bir arada tutmanın en kolay yolu, onlara ortak bir korku göstermektir. Tarih boyunca birçok yönetim, halkı bir hedef etrafında birleştirmek için düşman üretmiştir. Çünkü korku, akıldan daha hızlı çalışır. İnsanları düşünmekten alıkoyar, onları reflekslerle hareket etmeye zorlar.

Fakat bu yöntemin bedeli ağırdır. Düşman üzerinden kurulan düzen, sürekli yeni düşmanlara ihtiyaç duyar. Böylece toplum giderek daha fazla gerilim, daha fazla kutuplaşma ve daha fazla güvensizlik üretir.

İktidarın ikinci yüzü kibirdir.

II. Ramses’e gitmişler; “En büyük piramit hangisi?” diye sormuşlar; verilen “Kibrimizdir” bu cevap, iktidarın insana yüklediği psikolojiyi anlatır. Tarih boyunca hükümdarlar yalnızca şehirler, saraylar veya piramitler inşa etmemiştir. Aynı zamanda kendi büyüklüklerini de inşa etmişlerdir. Ancak çoğu zaman en büyük yapı taş değil, kibirdir.

Kibir, iktidarın en tehlikeli hastalığıdır. Çünkü kibir, yöneticinin kendini hatasız görmesine yol açar. Hata kabul etmeyen bir yönetim ise zamanla gerçeklikten kopar. Tarih bunun sayısız örneğiyle doludur.

İktidarın üçüncü yüzü bilgidir.

Eflatun’un “Devlet ya ilimle ya zulümle yönetilir” sözü, devlet yönetiminin temel ikilemini ortaya koyar. Bilgiyle yönetmek zor bir iştir. Çünkü bilgi sabır ister, istişare ister, eleştiriye açık olmayı gerektirir. Zulüm ise kolaydır. Emir verirsiniz ve uygulanmasını beklersiniz.

Fakat zor olan yol uzun ömürlü olandır. Tarihte kalıcı olan devletler, bilgiyi yönetimin merkezine koyanlardır.

İktidarın dördüncü yüzü adalettir.

Orhan Gazi’ye sormuşlar;

“En büyük zulüm nedir?” sorusuna verilen cevap “Geciken adalettir” olmuş. Bu cevap devletin en kritik görevini hatırlatır. Adalet yalnızca doğru karar vermek değildir; doğru zamanda karar vermektir.

Adalet geciktiğinde, mağduriyet büyür. Toplumda güven duygusu zedelenir. İnsanlar haklarını hukuk yoluyla değil başka yollarla aramaya başlar. İşte o zaman devletin temelleri sarsılır.

İktidarın beşinci yüzü ehliyettir.

Roma neden çöktü? “İşi ehline vermedik” diye cevap vermiş, bu sözde özetlenen düşünce, aslında devlet yönetiminin en eski prensiplerinden biridir. Liyakat, bir devletin omurgasıdır. Görevler ehil olmayan kişilere verildiğinde, kurumlar yavaş yavaş işlevsiz hâle gelir.

Devletler çoğu zaman dış saldırılarla değil, içteki liyakat erozyonuyla zayıflar.

İktidarın altıncı yüzü servettir.

Karun’un “Zenginliğin sırrı halka avuç açmamaktır” sözünde ise ekonomik gücün psikolojisi görülür. Zenginlik çoğu zaman bağımsızlık duygusuyla ilişkilendirilir. Ancak servetle birlikte gelen bir başka gerçek daha vardır: sorumluluk.

Tarih bize gösteriyor ki servet toplumdan tamamen koparsa, sonunda toplum tarafından sorgulanır.

İktidarın yedinci yüzü alışkanlıktır.

IV. Murat’a atfedilen “Yardıma alışan emir almaya da alışır” sözü, toplum psikolojisine dair sert bir gözlemdir. Sürekli başkalarının yardımına bağımlı hâle gelen toplumlar zamanla karar alma yeteneklerini kaybedebilirler.

Bağımsızlık yalnızca siyasi değil, aynı zamanda zihinsel bir durumdur.

İktidarın sekizinci yüzü öz eleştiridir.

Gorbaçov’a atfedilen “Yanlışı hep karşımızdakinde aradık” sözü, büyük sistemlerin çöküşünde görülen ortak bir hatayı anlatır. Kurumlar, hatayı dışarıda aramaya başladığında içteki problemleri göremez hâle gelir.

Oysa güçlü sistemler, eleştiriyi düşmanlık olarak değil gelişme fırsatı olarak görür.

İktidarın son yüzü ise korkudur.

Stalin’e atfedilen “Sokakta yalnız başıma yürümek” cevabı, otoriter yönetimlerin trajik çelişkisini ortaya koyar. En güçlü görünen liderler bile çoğu zaman en büyük korkuları taşırlar. Çünkü korku üzerine kurulan düzen, eninde sonunda kurucusunu da korkutmaya başlar.

Tarih bize şunu gösterir:

İktidar, insanın karakterini büyüten bir aynadır.

Bilgili birinin elinde adalet büyür.

Kibirli birinin elinde zulüm büyür.

Korkak birinin elinde baskı büyür.

Bu yüzden asıl mesele iktidarın kimde olduğu değil, nasıl bir zihniyetin elinde olduğudur.

Ve belki de tarih boyunca yönetenlerden çıkarılabilecek en büyük ders şudur:

Devletleri ayakta tutan şey güç değil, adalet ve akıldır.

Güç ise çoğu zaman yalnızca onların gölgesidir.

Yeryüzüne fâtih olamaz zulüm ile rezâlet

Yeryüzünün fâtihi adâlettir adâlet


© Habername