menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Çocuklara Kıyamıyorum

7 0
21.10.2026

Evet, yanlış duymadınız. Gerçekten de çocuklara kıyamıyorum. Çocuk ölümlerine sessiz kalamıyorum. Çocukların yaralanmalarına karşı duyarsız olamıyorum. Bir çocuğun istismar edilmesi karşısında her şey normalmiş gibi davranamıyorum. Bir çocuğa zarar verildiğinde “Ama bu benim çocuğum değil ki.” diyemiyorum. Zaten böyle demek de istemiyorum. Zira her çocuğun özel, önemli ve değerli olduğunu biliyorum.

Tez çalışmalarım ve çocuklarla ilgili kitap hazırlıklarım nedeniyle, tezimde değindiğim ve son aylarda yoğun şekilde çalıştığım konular hakkında şu sıralar yazamıyorum. İntihal oranımın ortalamanın altında kalmasını ve mevcut hukuki durumumu korumayı önemsiyorum. Kitabımın basım ve yayım aşamasına geçmesine de az kaldı. Ancak bu durum, çocuklara karşı yapılan haksızlıklar karşısında susmam gerektiği anlamına gelmiyor.

Çocuklarımızın suçta kullanılmalarına, suça teşvik edilmelerine ve suç yoluna itilmelerine son derece karşıyım. Bu tür fiilleri gerçekleştiren kişilerin hukuki ve daha açık bir ifadeyle cezai sorumlulukları bulunmaktadır. Bu kişiler bazı hâllerde dolaylı fail, bazı hâllerde suça azmettiren, bazı hâllerde de suça yardım eden sıfatıyla sorumlu tutulabilir. Ancak her şeyden önce toplum olarak vicdani sorumluluğumuz bulunmaktadır.

Ne yazık ki çok da uzun sayılmayacak birkaç yıl içinde ülkemizde yenidoğan bebek ölümlerine, hatta bebeklerin kasten öldürülmelerine tanık olduk. Suç örgütlerinin çocuklarımızı ele geçirerek onları suçta adeta canlı silah gibi kullanmalarına tanık olduk. Çocuklarımızın okullarda, sokaklarda veya bulundukları başka yerlerde yaralandıklarını ve öldürüldüklerini öğrendik. Hatta bir çocuğun başka bir çocuk tarafından öldürüldüğü gerçeğiyle karşı karşıya geldik. Okullara silahlı, bıçaklı ve başka türde saldırılar düzenlendiğini, bu saldırıları yapanlar arasında yine çocukların da bulunduğunu gördük.

Annesi tarafından saçları taranıp kurdele takılarak okula gönderilen çocukların öldürüldüğü haberlerini aldık. Annesinin ve babasının söz söylemeye kıyamadığı, sevmeye doyamadığı çocukların okumak için gittikleri okullardan evlerine geri dönemediklerini gördük. Giydiği kıyafetin etiketi boynuna batıp acıtmasın diye o etiketi kesen anneye çocuğunun ölüm haberinin verildiği bugünlerde, bu çocukların yaşam hakları, anne babaların evlat acıları, toplumun çaresiz bakışları ve bu sessizlik son derece acı ve bir o kadar da üzücüdür. Bu durum aynı zamanda düşündürücü ve haklı olarak sorgulatıcıdır.

Anılan bu üzücü, tarifi imkânsız ve travmatik olaylara; bebek ve çocuk ölümlerine; suça karışan veya suça yönlendirilen çocuklara; “şüpheli” ya da “sanık” yerine “suça sürüklenen çocuk” ve ardından “adli süreçteki çocuk” denmesine rağmen, bu çocukların dahil oldukları ya da kendilerine isnat edilen suçlara bir de gittikçe yaygınlaşan akran zorbalığı eklendiğinde, bu gidişata “Dur!” denilmesi artık gerekli ve zorunludur.

Yakın zamanda akılalmaz bir olay yaşandı: Bir çocuğun sırtı başka çocuklar tarafından yakıldı. Tenha bir alanda yaşı küçük çocuklar, başka bir çocuğun kollarını tutup üzerine kolonya döktü ve onu ateşe verdi. Bu çocuğun fiziksel yaralarının yanı sıra çektiği ağrı ve acı, yaraların kalıcı olma ihtimali, uygulanacak tedaviler, yaşadığı psikolojik yıkım ve korku ile mağduriyetin boyutu dikkate alındığında, çocuklarımızın ne okula güvenle gidebildiği ne de sokakta oynayabildiği görülüyor.

Bunu yapan çocukların nasıl bir ortamda yetiştikleri de sorgulanmalıdır. İki çocuğun mağdur çocuğa yaşattıkları karşısında, çocuklardan birinin mağdurun kaçamaması için onu tutması, diğerinin ise üzerine kolonya döküp onu yakması; bu çocukların böyle bir davranışta bulunmalarına yol açan saik ve niyetin, acıdan zevk alan bu kötülüğün nasıl oluştuğu, nasıl bir aile........

© Haberler