menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Forex dolandırıcılığında Yargıtay ne diyor? İçtihatlar ışığında değerlendirmelerimiz -Av. Ahmet Karaca

24 0
08.09.2026

Özellikle son iki yılda karşılaştığımız yatırım dolandırıcılığı vakalarında çoğu dosyada hikaye, maalesef ki, çok benzer. Sosyal medyada gördüğü bir reklam üzerine bir platforma kaydolan yatırımcı, kendisine atanan bir "portföy yöneticisi" ile Teams, WhatsApp veya Telegram üzerinden temas kuruyor, küçük bir tutarla başlıyor, ekranda kârın büyüdüğünü görüyor, tutarı artırıyor ve para çekmek istediği anda karşısına "vergi", "kâr payı kesintisi", "kimlik doğrulama bedeli" gibi hiçbir mevzuatta karşılığı olmayan kalemler çıkıyor. Ödedikçe yeni bir engel doğuyor.

Peki bu tablonun hukuki karşılığı ne? Yargıtay bu uyuşmazlıklara nasıl bakıyor? Aşağıda hem ceza hem hukuk cephesindeki içtihadi çerçeveyi, uygulamada en çok tıkanılan noktalarla birlikte ele alacağım.

1. Önce Ayrımı Doğru Kuralım: Hangi Forex Yasal, Hangisi Değil?

Kaldıraçlı alım satım işlemleri ülkemizde 2011 yılında, mülga 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nun 30. maddesine eklenen düzenleme ile sermaye piyasası faaliyeti olarak kabul edildi. 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nun 3/1-u maddesi ile bu işlemler türev araçlar kapsamına alındı. Yürürlükteki çerçeveyi ise SPK'nın "Yatırım Hizmetleri ve Faaliyetleri ile Yan Hizmetlere İlişkin Esaslar Hakkında Tebliğ" (III-37.1) çiziyor; anılan Tebliğ kaldıraçlı işlemi, yatırım teminatı karşılığında döviz ve kıymetli madenler ile Kurulca belirlenecek diğer varlıkların elektronik ortamda oluşturulmuş bir platformda kaldıraçlı olarak alım satımı şeklinde tanımlıyor.

Bu tanımın pratikteki sonucu şudur: Türkiye'de kaldıraçlı işlem yaptırma yetkisi yalnızca SPK'dan yetki belgesi almış aracı kurumlara aittir. Dolayısıyla önümüze gelen her dosyada ilk ayrım noktası, karşı tarafın SPK lisanslı bir aracı kurum mu, yoksa lisanssız, çoğu zaman offshore, bir platform mu olduğudur. Bu ayrım yalnızca akademik değil; görevli mahkemeyi, uygulanacak sorumluluk rejimini, delil stratejisini ve hatta müvekkilin kendi hukuki durumunu doğrudan belirler.

İkisini tek çatı altında "forex davası" diye anmak, uygulamada en sık yapılan hatadır.

2. Ceza Cephesi: Neden TCK 158/1-f, Neden Sıklıkla Takipsizlik?

Lisanssız platformlar üzerinden gerçekleştirilen eylemler, uygulamada ağırlıklı olarak TCK m. 158/1-f kapsamında bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle nitelikli dolandırıcılık olarak nitelendiriliyor. Gerekçe suçun işleniş biçiminde: mağdura bir internet sitesi ya da mobil uygulama üzerinden ulaşılıyor, sahte bir işlem paneli üzerinden hiç var olmayan bir kâr gösteriliyor, para transferi banka kanalıyla sağlanıyor. Yargıtay'ın bilişim sistemlerinin "araç olarak kullanılması" ölçütüne ilişkin yerleşik yaklaşımı da bu tabloyla örtüşüyor: sistemin yalnızca bir iletişim aracı olarak değil, aldatıcı vasıtanın kurulmasında ve menfaatin temininde işlevsel biçimde kullanılması aranıyor.

Nitelendirmenin iki önemli sonucu var. Birincisi, TCK 158/1-f nitelikli hal olduğundan soruşturma uzlaştırmaya tabi değildir. İkincisi, dava zamanaşımı TCK m. 66 uyarınca cezanın üst sınırına göre belirlendiğinden, mağdurun elinde göründüğünden uzun bir süre vardır.

Buna karşılık uygulamada asıl darboğaz başka yerde: hukuki ihtilaf–dolandırıcılık ayrımı. Yargıtay'ın dolandırıcılık suçuna ilişkin istikrar kazanmış yaklaşımı, hilenin önceden kurgulanmış, mağdurun iradesini fesada uğratmaya elverişli ve nitelikli bir davranış olmasını, kastın da baştan itibaren bulunmasını arar. Salt sözleşmeye aykırılık, yatırımın zararla sonuçlanması ya da borcun ödenmemesi tek başına suç oluşturmaz; bu, hukuk davasının konusudur.

Bu ayrım, eksik hazırlanmış bir şikâyet dilekçesinin neden takipsizlikle sonuçlandığını da açıklıyor. Soruşturma makamına yalnızca "para gönderdim, geri alamadım" denirse dosya büyük olasılıkla hukuki ihtilaf olarak değerlendirilir. Oysa aynı dosyada;

platformun SPK yetkilendirmesinin bulunmadığı,

ekranda görünen fiyatların gerçek piyasaya iletilmediği (emirlerin piyasaya aktarılmadığı),

para çekme talebinden sonra istenen "vergi/kesinti" kalemlerinin hiçbir mevzuatta karşılığı olmadığı,

iletişimin en baştan aldatıcı vaatlerle kurulduğu

somut olarak ortaya konulursa, tablo hukuki ihtilaf olmaktan çıkıp baştan kurgulanmış hileye dönüşür. Bu alanda dava takip eden bir hukukçu olarak net........

© Haberler