Cebinizdeki Gizli Dahi: 20. Yüzyılın En Büyük Beyni Einstein mı, Tesla mı, Yoksa Lev Landau mu?
Bugün modern dünyanın “deha” algısını biraz sarsmak, tarihin popüler kültür tarafından gölgede bırakılmış en büyük beyinlerinden birini hakkıyla anmak istiyorum. 20. yüzyılın en büyük zekâsı kimdi diye sorsam, sokaktaki yüz kişiden doksan dokuzu Albert Einstein ya da Nikola Tesla diyecektir. Biri uzay-zamanı bükerek evrenin haritasını çıkardı, diğeri ise elektriği evcilleştirip çağımızın enerji altyapısının gelişmesine öncülük etti.
Peki ya size; cebinizdeki akıllı telefondan hastanelerdeki MR cihazlarına, geleceğin kuantum bilgisayarlarından saatte 600 kilometre hızla giden trenlere kadar modern teknolojinin temelini oluşturan birçok alanda adı geçen gizli mimarlardan birinin, Bakülü bir hücre mahkûmu olduğunu söylesem?
Tarihin hak ettiği değeri tam olarak veremediği, kaderi hücre hapsinden Nobel kürsüsüne uzanan o büyük Yahudi dehayla tanışın: Lev Davidoviç Landau.
Bakü’den Doğan Bir Sınır Tanımazlık
Lev Landau, 1908 yılında petrolün ve kültürün başkenti Bakü’de dünyaya geldi. Mühendis bir baba ve doktor bir annenin oğluydu ancak onun zekâsı daha çocuk yaşta kabına sığmıyordu. Matematik onun için bir dil, bir oyun gibiydi. O kadar hızlı öğreniyordu ki henüz 13 yaşındayken liseyi bitirdi. 14 yaşında Bakü Devlet Üniversitesi’ne girdiğinde aynı anda hem kimya hem de fizik-matematik eğitimi alıyordu.
Onu Einstein veya Tesla gibi devlerin yanına konumlandıran şey yalnızca zekâsı değildi; otoriteye boyun eğmeyen, her şeyi sorgulayan dobralığı da önemli bir özelliğiydi. Bu tavrı ona önce Avrupa’nın kapılarını açtı; kuantum fiziğinin öncülerinden Niels Bohr’un en gözde öğrencilerinden biri oldu. Ancak aynı dobralık, Sovyetler Birliği’ne döndüğünde onu hayatının en........
