menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Davası belli tuttuğu bayrak belli

21 0
12.08.2026

Bir Ülkü devi: Şerafettin Yılmaz

Değerli dostum Gazeteci Yazar Hüseyin Sarıkoç'un kaleme aldığı "Yakınlarının Kaleminden Şerafettin Yılmaz" isimli eseri okurken kitapta anlatılan bazı olaylar sebebiyle aklıma Arif Nihat Asya’nın, “Bir Bayrak Rüzgâr Bekliyor” isimli şiiri geldi.

Arif Nihat Asya, bu güzel şiirinde şehitler tepesinin boş olmadığını, birilerinin orayı beklediğini, o bekleyenlerin meçhul askerler değil, destanını yazmış, türbesi belli, yattığı toprak belli, tuttuğu bayrak belli olan şehitler olduğunu vurgular. Bu şehitlerin ahiretten uzanan elleri olduğunu ve fânilerin edeple gelip temiz dudaklarıyla bu elleri öptüğünü veciz bir şekilde anlatır. Yazı uzamasın diye şiirin sadece bir kısmını alıntılamak istiyorum:

“Şehitler tepesi boş değil,

Ve bir göğüs, nefes almak için;

Türbesi yakışmış bu kutlu tepeye;

Yattığı toprak belli,

Tuttuğu bayrak belli,

Kim demiş meçhul asker diye?

Destanını yapmış, kasideye kanmış.

Bir el ki; ahretten uzanmış,

Edeple gelip birer birer öpsün diye fâniler!

Öpelim temizse dudaklarımız,

Fakat basmasın toprağa temiz değilse ayaklarımız.

Destanı öksüz, sükûtu derin meçhul askerin;

Türbesi yakışmış bu kutlu tepeye

Yattığı toprak belli,

Tuttuğu bayrak belli,

Kim demiş meçhul asker diye?”

Bu şiirin aklıma geliş gerekçesi kitapta geçen bazı yaşanan olaylar oldu. Herkesin 12 Eylül ceberut darbeci generallerinden korktuğu bir dönemde tarifi zor fedakârlık ve cesaretle 220 kişinin idamının istendiği 587 sanıklı “MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davasının” avukatlığını bedelsiz olarak üstlenmiş gerçek bir “Dava adamının” bazı kırgınlıkları ve serzenişleri oldu. Kitapta Şerafettin Yılmaz’ı anlatan tanıdıklarının bazılarının da sanki onun unutulmaya mahkûm edildiğini, vefasızlığa maruz kaldığını ve yaptıklarının unutulduğunu ima eden yazılar yazması şiirin aklıma gelmesinin başka bir gerekçesiydi.

FEDAKÂR VE CESARET TİMSALİ

12 Eylül 1980 Askeri darbesinden önce cezaevine giren ve darbenin bütün zulmünü cezaevinde yaşayan dönemin bir tanığı olarak o zor dönemlerde bizlere uzanan ellerin unutulmadığını/unutulamayacağını başta belirtmek istiyorum. Suç yerimiz İstanbul olması hasebiyle bizim davalarımız Ankara’ya gitmiş, ancak yetkisizlik kararı verildiği için yeniden İstanbul Mahkemelerine gelmişti. Bu sebeple Şerafettin Yılmaz abi bizim davamızın avukatı olmasa da o dönemlerde cezaevlerinde onun cesaret ve fedakârlıkları sık sık gündeme gelmekte ve sohbetlerimizin konusu olmaktaydı.

Herkesin birbirinden kaçtığı bir dönemde büyük cesaret ve fedakârlık sergileyerek yaklaşık yedi yıla yakın “MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davasının” öne çıkan avukatı olan Şerafettin Yılmaz'ın yaptıklarını unutmak bırakın dava arkadaşlığına, insanlığa bile sığmayacak bir nankörlük olur.

Bu açıdan Avukat Şerafettin Yılmaz, tıpkı Arif Nihat Asya’nın dediği gibi, yaptığı iş belli, tuttuğu yol belli, aldığı dava belli bir destan yazmış ve bu şanlı destanı tarihe mal etmiştir. Yapılanlar kimsenin bilmediği işler değildir. Dava destanı öksüz bırakılmamıştır. Şerafettin Yılmaz meçhul biri değil, aldığı dava belli olan ve bu davaya gönül veren herkesin bildiği bir dava insanıdır. Elleri temiz dudaklar........

© Habererk