Coğrafya Doğru, Millet Yanlış mı?
Emekli olduktan sonra zamanımın büyük bir bölümünü Türkiye’de geçiriyorum.
Her gelişimde aynı gerçekle yüzleşiyorum: Bu memleket olağanüstü güzel.
Doğasıyla, güneşiyle, dağlarıyla, nehirleriyle, denizleriyle… Ve en önemlisi, binlerce yıllık tarihiyle.
Öyle bir coğrafyada yaşıyoruz ki, neredeyse her karış toprağın altından bir medeniyet çıkıyor.
Avrupa’nın birçok ülkesini gezdim: İspanya, Portekiz, Yunanistan, Polonya, Macaristan, İtalya, Çekya, Slovakya, Fransa, İsviçre, Avusturya, Almanya, Hollanda, Belçika…
Hepsinde güneş doğuyor. Ama o güneş, Antalya’ya düştüğü gibi düşmüyor.
Hepsinde tarım var. Ama Manisa’nın üzümü gibi üzüm yok. Diyarbakır’ın karpuzu gibi karpuz yok. Milas’ın zeytini gibi zeytin yok.
İspanya’da kilometrelerce zeytinlik görürsünüz, İtalya’da bağlar uzar gider… Ama lezzet başka bir şeydir. O lezzet bu toprakta var.
Giresun’un fındığı… Rize’nin çayı… Divriği Ulu Camii’nin ihtişamı… Hakkâri dağlarının heybeti…
Bunların her biri tek başına bir ülkeye yeter.
Dünyada kaç ülke, İstanbul ve Çanakkale gibi iki stratejik boğaza sahip?
Kaç ülke, üç kıtanın kesişim noktasında?
Ve kaç millet, bu topraklar uğruna yüzyıllarca savaşmış, Balkanlar’da milyonlarca evladını toprağa vermiş?
Bütün bunları neden yazıyorum biliyor musunuz?
Çünkü artık çok daha sık duyduğum bir cümle var: “Ülke güzel… ama insanı çekilmiyor.”
Geçenlerde İstanbul’da, Maçkalı bir dostla sohbet ediyordum. “Memleketiniz cennet gibi,” dedim. “Ne işin var bu kalabalıkta?”
Bana döndü ve hiç düşünmeden şunu söyledi:
“Maçka çok güzel… Ama insanlar olmasa.”
Sonra ekledi: “Buraya geldim… Şimdi buradan yurtdışına gitmenin yollarını arıyorum.”
İşte o cümle zihnime çakıldı.
Bazen durup düşünüyorum:
Dünyanın en kıymetli coğrafyalarından birinde yaşıyoruz.
Yer altı zenginlikleri… Yer üstü zenginlikleri… Doğa… tarih… strateji…
Dünyada eğitim yükselirken, toplumsal bilinç gelişirken, refah artarken…
Biz neden geriye gidiyoruz?
Bu coğrafyaya gerçekten layık mıyız?
Yoksa sorun başından beri yanlış yerde mi aranıyor?
Belki de mesele hiç coğrafya değildi.
Belki de mesele bizdik.
Ve belki de en acı soru şu:
Coğrafya doğru… ama millet yanlış olabilir mi?
