menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Hürmüz Boğazı: ABD’nin son jeopolitik sınavı mı?

40 0
23.03.2026

Uluslararası sistemin anarşik doğası, güç dağılımının en çıplak hâliyle görüldüğü anları genellikle dar boğazlarda üretir. Hürmüz Boğazı da bugün tam olarak böyle bir sahneye dönüşmüş durumda: küresel enerjinin arterlerinden biri, aynı zamanda büyük güç rekabetinin “dar geçit testi”. ABD’nin küresel hegemonya iddiası da burada yalnızca açık denizlerdeki donanma üstünlüğüyle değil, aynı zamanda bu tür kritik chokepoint’lerde (boğazlar, kanal hatları, dar deniz geçitleri) fiilî kontrol ve erişim güvenliği sağlayabilme kapasitesiyle ölçülür. Bugün Hürmüz, Washington açısından bir “son sınav” olarak okunuyorsa, bu sınavın doğası askeri olmaktan çok sistemiktir: ABD, tek kutuplu düzenin artık erozyona uğradığı bir dönemde, enerji güvenliğini garanti etme kapasitesini hâlâ sürdürebiliyor mu?

1956’nın Gölgesi: Süveyş Sendromu

Burada tarihsel analoji kaçınılmaz bir biçimde 1956 Süveyş Krizi’ne gider. İngiltere ve Fransa’nın askeri olarak güçlü olmalarına rağmen Süveyş’te yaşadıkları stratejik başarısızlık, yalnızca bir operasyonel yenilgi değil, aynı zamanda emperyal kapasitenin sembolik çöküşüydü. Asıl belirleyici unsur, ABD’nin kendi müttefiklerini bile sınırlayabilen yeni hegemonik konumuydu. Neorealist okuma burada nettir: güç yalnızca sahip olunmaz, aynı zamanda diğer büyük aktörler tarafından tanınır ve tolere edilir. İngiltere’nin Süveyş’te yaşadığı şey, askeri yetersizlikten ziyade sistem içi hiyerarşi değişimiydi. Bugün bazı yorumların Hürmüz üzerinden benzer bir “ABD testi” okuması yapmasının nedeni de budur. Eğer ABD, bu tür bir kriz alanında ya caydırıcılığını gösteremez ya da maliyetleri kontrol edemezse, bu durum 1956 sonrası İngiltere’nin yaşadığı türden bir “stratejik gerileme algısını” tetikleyebilir.

Neorealizmin temel varsayımı açıktır: devletler hayatta kalma güdüsüyle hareket eder ve bu nedenle sistemdeki güç dağılımı davranışları belirler. Hürmüz Boğazı’nda herhangi bir kriz, yalnızca ABD ile bölgesel aktörler arasında değil, aynı zamanda ABD ile yükselen/dengeleyici güçler arasında dolaylı bir güç okumasına dönüşür. Bu tür boğaz krizlerinde mesele çoğu zaman “kimin haklı olduğu” değil, “kimin maliyet dayatabildiği”dir. ABD’nin donanma kapasitesi hâlâ yüksek olsa da, neorealist çerçevede kritik soru şudur: Bu kapasite, çoklu cephelerde eşzamanlı olarak sürdürülebilir mi? Çin ile uzun vadeli........

© Habererk