Suça Sürüklenen Çocuklar: Görmediğimiz Mağdurlar!..
Toplumda bir çocuk suç işlediğinde çoğu zaman ilk sorulan soru şudur: “Bu çocuk bunu neden yaptı?”
Hatta birçoğumuzun karşılaşmış olduğu bir alıntı “Benim çocuğum asla yapmaz” görememezliğimizin vermiş olduğu, Yaşantısal Kaçınma (Experiential Avoidance) (kabullenmeme) sonrası olayları rasyonalize eden bir iç söylentinin yansımasıdır.
Oysa adli bilimler ve suç önleme çalışmalarında yıllardır karşılaştığımız gerçek şu ki, suça sürüklenen çocukların önemli bir bölümü suçtan önce ihmalin, yalnızlığın ve anlaşılmamanın mağduru olur.
Hiçbir çocuk bir sabah uyanıp “ben suç işleyeceğim” demez.
Bir çocuğun suça yönelmesi çoğu zaman ani bir kırılmanın sonucu değildir. Bu süreç çoğu zaman küçük sinyallerle başlar. Ev içinde sürekli çatışma yaşayan, kendini ifade edemeyen, duygularını anlatacak bir alan bulamayan ya da yeterince görülmediğini hisseden çocuklar zamanla ailelerinden uzaklaşmaya başlar. Bu uzaklaşma, yalnızca fiziksel bir mesafe değil, aynı zamanda duygusal bir kopuştur.
Suça sürüklenen çocukların önemli bir bölümü aslında ilk olarak ihmalin ve yalnızlığın mağdurudur.
Evde sürekli eleştirilen, dinlenmeyen, duygularını anlatacak bir alan bulamayan ya da yalnız bırakılan bir çocuk zamanla ailesinden uzaklaşır. Bu uzaklaşma bazen sessizdir, bazen öfke olarak ortaya çıkar, bazen de tamamen içe kapanma şeklinde kendini gösterir.
Ama sonuç çoğu zaman aynıdır: Çocuk ait olacağı yeni bir yer arar.
Adli........
