menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Delilin Dili: Siz Susun, Deliliniz Konuşsun!..

18 0
22.07.2026

Delil denildiğinde çoğumuzun aklına önce adliye koridorları, olay yeri inceleme ekipleri, parmak izleri, kamera görüntüleri ve kriminal laboratuvarlar gelir. Oysa delil, yalnızca ceza soruşturmalarının değil, gündelik hayatın da görünmeyen temelidir.

Bir arkadaşımızla yaşadığımız sorunu başka birine anlatırken bile farkında olmadan delillere başvururuz: “Şurada gördüm”, “Bana bu mesajı gönderdi”, “Şu kişi de yanımızdaydı”, “Olay şu tarihte meydana geldi” deriz. Anlattığımız olayı bir yere, zamana, belgeye, tanığa veya görüntüye bağlama ihtiyacı duyarız. Çünkü insan, yalnızca iddia etmekle yetinmez; söylediğinin doğruluğunu göstermek ister. İşte bu ihtiyaç, delilin hayatımızdaki en sade karşılığıdır.

İnanç dünyasında da insanın yaptıklarının kayda geçirileceği ve hesap gününde önüne konulacağı anlatılır. Buradaki temel düşünce son derece çarpıcıdır: Hüküm, yalnızca isnada değil; insanın kendi eylemlerine ve bunların karşılığı olan kayıtlara dayanacaktır. Bu yönüyle delil, yalnızca hukuki değil, aynı zamanda ahlaki bir kavramdır.

Kamuoyu Mahkemesinin Hızlı Hükümleri

Adli bilimler alanında çalışanların en sık karşılaştığı problemlerden biri, şüphe ile delilin; iddia ile gerçeğin birbirine karıştırılmasıdır.

Medyaya yansıyan ağır bir olay düşünelim. Birkaç kişi gözaltına alınır, ifadeleri alınır ve şüphelilerden biri hakkında tutuklama talep edilmez ya da tutuksuz yargılama kararı verilir. Bunun üzerine toplumun bir bölümü hemen tepki göstermeye başlar:

“Nasıl serbest bırakılır?”

“Böyle adalet mi olur?”

“En ağır cezayı vermek gerekir!”

Hatta henüz soruşturma tamamlanmadan, deliller toplanmadan ve savunma alınmadan idam cezasını gündeme getirenler bile çıkar. Oysa kamuoyu çoğu zaman dosyanın içindeki delilleri bilmemektedir, bilse dahi olayı çözecek uzmanlık alanında değildir. Kamera görüntüsünün ne kadar net olduğu, tanık ifadelerinin birbiriyle örtüşüp örtüşmediği, biyolojik bulguların kimi işaret ettiği, dijital kayıtların doğrulanıp doğrulanmadığı bilinmeden hüküm kurulmaktadır.

Gözaltına alınmak suçlu olmak değildir. Şüpheli sıfatı, mahkûmiyet hükmü anlamına gelmez. Tutuklama da bir ceza değil, kanunda öngörülen koşullara bağlı geçici bir koruma tedbiridir. Bir kişinin tutuksuz yargılanması, mutlaka suçsuz bulunduğunu göstermediği gibi dosyanın kapandığı anlamına da gelmez.

Fakat sosyal medya çağında soruşturma dosyasından önce kamuoyu dosyası açılmaktadır. İlk haber iddianameye, ilk söylenti delile, yüksek sesle dile getirilen kanaat ise hükme dönüşmektedir. Kamuoyu mahkemelerinin hâkimi öfke, savcısı söylenti, delili ise çoğu zaman birkaç saniyelik görüntüdür.

Ya Şüpheli Gerçekten Masumsa?

Şimdi olaya diğer taraftan bakalım.

Bir kişinin iftiraya uğradığını, ağır psikolojik sorunları bulunan biri tarafından hedef gösterildiğini veya planlı bir kumpasın içine çekildiğini düşünelim. Yeterince araştırılmadan tutuklanan bu insan yıllarca özgürlüğünden mahrum kalabilir.........

© Habererk