İkinci Çözüm Süreci: Devlet Aklı mı?
Türkiye Cumhuriyeti, tarihte otuza yakın devlet kurmuş bir milletin son halkasıdır ve bu devlet geleneği, kurumsal hafızasıyla övünç kaynağıdır. Tam da bu yüzden, elli bine yakın vatandaşımızın canına mal olmuş bir terör örgütünün başının, ikinci “çözüm süreci” adı altında yeniden muhatap alınması yalnızca şehit yakınlarını değil, bütün bir milleti derinden yaralamıştır. Uluslararası ilişkiler duygularla değil, çıkar ve mantıkla yürür denir; ama bu sürece bakıldığında ortada ne sağlam bir çıkar hesabı ne de tutarlı bir mantık görülüyor. Soruyorum: Bu, gerçekten devlet aklı mıdır, yoksa devlet aklının iflası mıdır?
Kazanılmış Bir Zaferin Masaya Yatırılması
Türk Silahlı Kuvvetleri, Jandarma Özel Harekat ve sahadaki özel birimler, geçtiğimiz on yıllarda PKK’ya karşı dünyanın takdirle izlediği bir mücadele verdi. Yedi yüze yakın şehit pahasına, güneydoğu illerindeki hendek ve çukur eylemleri büyük ölçüde sivil kayıp verilmeden bertaraf edildi. Milli savunma sanayii, İHA’lardan SİHA’lara, bugün ihtiyacının yaklaşık yüzde yetmişini yerli kaynaktan karşılayan bir yapıya evrildi; teröristi mağarada bile rahat bırakmayan bu kabiliyet, devletin sahadaki en somut başarısıdır. Sorulması gereken soru basittir: Bu kadar ağır bedeller ödenerek kazanılmış bir üstünlük, neden şimdi, örgütün bölgesel kolları fiilen tasfiye olmuşken, masaya oturularak gönüllü olarak sulandırılıyor?
Kürt Sorunu Değil, Bölücü Bir Kurgu
Anayasamıza........
