menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Sabır, Sadakat ve Davanın Zamanı

9 0
17.02.2026

Geçtiğimiz günlerde çok değer verdiğim bir gönül dostumla sohbet ediyorduk. Konu, Milliyetçi Çalışma Partisi ile başlayıp Milliyetçi Hareket Partisi’ne dönüşen o çetin, çileli ama onurlu siyasi serüvenin içinden bir hatıraya geldi. Başbuğ Alparslan Türkeş’in en yakınında bulunmuş, onunla aynı davanın yükünü omuzlamış iki dava arkadaşının arasında geçen bir sohbetten söz etti.

Başbuğ’un yakınında olan bu iki isimden biri, bir gün sitemle dert yanar:

“Bizi aday yapmıyor. Bizi ön plana alanların içinden almıyor.”

Bu söz, sadece bir serzeniş değildir. Bu sözün içinde emek vardır, sadakat vardır, fedakârlık vardır. Ama aynı zamanda insana özgü bir beklenti de vardır.

Yanındaki dava arkadaşı ise büyük bir sükûnetle şu cevabı verir:

“Kardeşim, sabırlı ol. Başbuğ bizi bu dönem almaz, alıp ne yapsın? Bizde para yok, imkân yok. Parti gerekli gücü ve kuvveti bulsun, ilk yapacakları arasında seni görüyorum.”

Bu söz, sıradan bir teselli değildir. Bu söz, davayı şahsi beklentilerin üstünde tutan bir aklın, bir sadakatin ve bir stratejik bilincin ifadesidir.

Ve gerçekten de öyle olur.

Parti ilk barajı aşıp güç kazandığında, o sabreden, o inanan, o sadakat gösteren isim aday yapılır.

Ancak kaderin başka bir hükmü vardır. Ömrü vefa etmez ve milletvekili olamaz.

Ama mesele zaten sadece milletvekili olmak değildir.

Mesele; sadakatin, sabrın ve inancın doğru yerde durduğunda, karşılığını mutlaka bulduğunu bilmektir.

Geçtiğimiz günlerde yine benzer bir sohbetin içindeydik.

Arkadaşlardan biri İYİ Parti Genel Başkanı Sayın Müsavat Dervişoğlu’nun kongresin de açıkladığı listeler üzerinden bir değerlendirme yaptı ve bana dönerek şöyle dedi:

“Başkan, ne diyorsun? Beklediğimiz gibi olmadı. Seni bile genel idare kurulu listesine yazmadı.”

Ben de ona, isim vermeden, şahısları tartışmadan, sadece bir örnek olması için Başbuğ Alparslan Türkeş’le ilgili bu hatırayı anlattım.

Çünkü bazı şeyler şahıslarla değil, süreçlerle anlaşılır.

Sayın Müsavat Dervişoğlu, o rahle-i tedrisattan geçmiş bir isimdir.

O terbiyenin, o siyasi ahlakın, o dava disiplininin içinden gelmiştir.

Siyasi hareketler, özellikle milliyetçi hareketler, kadrolarını sadece bugüne göre değil, yarına göre inşa ederler.

İYİ Parti gerekli gücü, gerekli imkânı ve gerekli siyasal zemini elde ettiğinde, omurgasını kendi özünden, kendi içinden, kendi sadakat ve inanç kadrolarından oluşturacaktır.

Bundan hiçbir şüphem yoktur.

Çünkü bu gelenek, günü kurtarma geleneği değil, geleceği inşa etme geleneğidir.

Hiç kimsenin şüphesi olmasın:

Türkiye sevdamız, kişisel beklentilerimizin her zaman önündedir.

Ama şu gerçeği de görmezden gelmek doğru değildir:

Kişisel beklentisi olmayan bir insanın, hedefi de olmaz.

Hedefi olmayanın ise hizmeti eksik olur.

Çünkü beklenti, şahsi bir hırs değil; çoğu zaman sorumluluk alma iradesinin bir göstergesidir.

Asıl mesele, beklentinin davanın önüne geçmemesidir.

Asıl mesele, beklenti gerçekleşmediğinde davadan vazgeçmemektir.

Asıl mesele, şahsi kırgınlıkların, milli hedeflerin önüne geçmesine izin vermemektir.

Bugün mesele, isim meselesi değildir.

Bugün mesele, sabır meselesidir.

Bugün mesele, sadakat meselesidir.

Bugün mesele, inanç meselesidir.

Ve tarih bize defalarca göstermiştir ki;

Sabredenler kaybetmez.

Sadakat gösterenler unutulmaz.

Ve gerçekten inananlar, günü geldiğinde mutlaka yerini alır.

Çünkü davalar, sabırsızların değil; inananların omuzlarında yükselir.


© Habererk