12 Eylül’den bugüne “Vatan Savunması” söylemi kime hizmet etti?
Türkiye’nin yakın tarihindeki en büyük kırılmalardan biri olan 12 Eylül’ü hâlâ tam olarak konuşabildiğimizi söylemek zor. Çünkü mesele yalnızca bir darbe değil; o darbeye giden psikoloji, o psikolojiyi üreten mekanizma ve sonunda kimin kazandığı meselesidir.
12 Eylül’den bir gün önce de, bir ay önce de, bir yıl önce de ülkücü camiada hâkim olan ruh hâli şuydu:
“Bir ihtilal olsa da bu kan dursa…”
Sokaklar kan gölüydü. Gençler sabah evden çıkarken helalleşerek gidiyordu. Bu yüzden 13 Eylül sabahı Hergün gazetesinin “Hoş Geldin Şanlı Türk Ordusu” manşeti bir manipülasyon değil, dönemin samimi beklentisinin ifadesiydi. O gün “oh be, ordu yönetime el koydu” diyenlerin büyük kısmı bunu gerçekten yüreğinden söylüyordu.
Ancak silah sesleri arasında duyulup kaybolan bir uyarı vardı. Galip Erdem, o günlerde şöyle diyordu:
“Her iki tarafın da kaybedeceğini, şimdilik hiç hesaba katmadığımız üçüncü bir tarafın kazanacağını biliyorum.”
Bugün artık biliyoruz ki Galip Erdem haklıydı. Ülkücüler de kaybetti, devrimciler de… Kazanan ise ne sokaktaki gençlerdi ne de bu ülkenin evlatları. Kazanan; çatışmayı yöneten, etki–tepkiyi hesaplayan, kavgayı stratejik araç olarak kullanan üçüncü taraftı.
Kenan Evren’in........
