menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

PKK Sonrası Büyük Kavga: Silah Susunca Kim Kiminle Hesaplaşacak?

20 0
18.08.2026

Türkiye bugün Terörsüz Türkiye sürecini, çerçeve yasayı, silah bırakmayı, feshi, dönüşleri, yargılamaları ve bundan sonra çıkabilecek yeni düzenlemeleri konuşuyor.

Herkes şu soruya cevap arıyor:

PKK gerçekten silah bırakacak mı?

Ben başka bir soru soruyorum:

Silah bırakıldıktan sonra ne olacak?

Çünkü silahlı bir örgütün kendisini feshetmesi, kırk yılı aşkın sürede oluşturduğu siyasi, ekonomik, ideolojik ve sosyolojik ağların da aynı gün ortadan kalkacağı anlamına gelmez.

Silah ortadan kalktığında, bugüne kadar silahın gölgesinde ertelenmiş bütün iç hesaplaşmalar görünür hâle gelebilir.

Bir gelecek senaryosu kuralım.

Irak ve Suriye'deki örgüt mensuplarının bir bölümünün farklı hukuki düzenlemelerle Türkiye'ye döndüğünü...

Cezaevlerinden çıkanların yeniden siyasete katıldığını...

Avrupa'da yaşayan eski örgüt mensupları, sempatizanlar ve siyasi çevrelerden bazı isimlerin Türkiye'ye geldiğini...

Mevcut DEM Parti kadrolarını, eski HDP ve Yeşil Sol çevrelerini, farklı partilere dağılmış Kürt siyasi hareketinden isimleri, aşiretleri, kanaat önderlerini ve yerel nüfuz yapılarını da bu denkleme ekleyelim.

Ve bütün bunların aynı siyasi çatı altında toplandığını varsayalım.

Dışarıdan bakıldığında büyük bir siyasi konsolidasyon gibi görünebilir.

Oysa içeride bambaşka bir tablo ortaya çıkabilir.

Çünkü aynı çatı altında en az dört ayrı meşruiyet iddiası çarpışacaktır:

Dağın meşruiyeti.
Hapishanenin meşruiyeti.
Diasporanın meşruiyeti.
Sandığın meşruiyeti.

Ve herkes diğerine şunu soracaktır:

"Sen kimsin de bu yapıyı yönetiyorsun?"

Kandil ile Avrupa Arasında İlk Kavga

İlk büyük hesaplaşma dağ kadrosuyla Avrupa diasporası arasında yaşanabilir.

Yıllarını dağda geçirmiş örgüt mensuplarının temel iddiası bellidir:

Kendilerini örgütün esas taşıyıcı kadrosu olarak görebilirler.

Avrupa'dan gelenlere de muhtemelen şöyle bakacaklardır:

"Biz dağdayken siz Avrupa'da dernek yönettiniz, konferanslara katıldınız, siyaset yaptınız. Şimdi gelip bize bu hareketin nasıl yönetileceğini söylemeyin."

Diasporanın cevabı ise tamamen farklı olacaktır:

"Silahlı dönem kapandı. Yeni dönemde silah tecrübesi değil; diplomasi, hukuk, medya, uluslararası ilişkiler ve siyaset belirleyici olacak."

İşte çatışma burada başlar.

Dağ, diasporayı "rahat yaşamakla, mücadeleden uzaklaşmakla ve fırsatçılıkla" suçlayabilir.

Diaspora ise dağ kadrosunu "eski dünyanın yöntemlerine saplanmakla ve demokratik siyaseti anlayamamakla" itham edebilir.

Bir süre sonra mesele fikir ayrılığı olmaktan çıkar.

Miras kavgasına dönüşür.

PKK sonrası yapının gerçek sahibi kim olacaktır?

Silahla Uyuyan Zihin Kravatla Siyaset Yapabilir mi?

Burada en az siyasi tartışmalar kadar önemli başka bir mesele var.

Silahsızlandırma ile sivilleşme aynı şey değildir.

PKK'ya katılan bir örgüt mensubu çoğu zaman gerçek adını geride bırakmış, kod adı kullanmış, ailesinden ve eski sosyal çevresinden kopmuş, kimliğini örgütsel hiyerarşi içerisinde yeniden kurmuş bir hayat yaşamıştır.

Yıllarca emir-komuta düzeni...

Yanındaki insanların ölümü...

Sürekli takip edilme ve çatışma korkusu...

Ve bütün hayatın örgütsel amaçlara göre düzenlenmesi...

Böyle bir hayatın ardından silahı teslim etmek hukuki olarak bir günde gerçekleşebilir.

Fakat zihinsel dönüşüm bir günde gerçekleşmez.

Yıllarca silahla yaşayan bir insanın ertesi sabah çoğulcu demokratik siyasetin bütün kurallarını içselleştireceğini düşünmek fazlasıyla iyimserdir.

Çünkü siyasette emir veremezsiniz.

İkna etmek zorundasınız.

Siyasette itiraz edeni susturamazsınız.

Onunla aynı masada oturmak zorundasınız.

Siyasette kaybettiğiniz seçimin sonucunu kabul etmek zorundasınız.

Kendisine oy vermeyen milyonların iradesini de en az size oy verenlerin iradesi kadar meşru görmek zorundasınız.

Üstelik örgüt içinde yıllarca Marksist-Leninist referanslarla şekillendirilmiş, gerçek........

© Habererk