menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İran’da Yeni Cephe: Suriye’den Çekilen Gölge Nereye Yerleşiyor?

14 0
23.02.2026

Ortadoğu’da hiçbir dosya gerçekten kapanmaz. Sadece kapağı değişir, yeni bir masaya taşınır ve farklı bir başlık altında işlemeye devam eder. Bugün Suriye’de gördüğümüz tablo da tam olarak budur. ABD, PKK uzantısı SDG/PYD üzerinden kurduğu düzeni terk etmiyor. Onu, değişen önceliklerine göre yeniden konumlandırıyor.

Ve o yeni önceliğin adı artık açıkça ortada: İran.

Bu yüzden Suriye’de yaşananları “ABD çekildi” gibi yüzeysel bir yorumla açıklamak, satranç tahtasına bakıp yalnızca piyonların yer değiştirdiğini sanmaktır.

Oysa asıl mesele taşların nereye doğru yönlendirildiğidir.

ABD sahadaki vekil yapılarını tasfiye etmiyor. Onları yeni stratejik hedeflerine uyacak şekilde yeniden düzenliyor.

SDG’nin Şam’la bütünleşmesi meselesi de bu çerçevede okunmalı. Bu bir son değil. Bu, daha düşük maliyetli ve daha sürdürülebilir bir model arayışının sonucudur. SDG/PYD’nin yıllardır dile getirdiği “özerk alan” iddiası artık daralıyor. Yerini, merkezi yapının içine çekilme baskısı alıyor.

Bu değişimin nedeni karmaşık değil. ABD, Suriye’de vekil güçlerle alan tutmanın sınırlı fayda sağladığını gördü. Buna karşılık İran dosyası giderek daha merkezi bir önem kazandı.

ABD için İran artık ertelenebilecek bir başlık olmaktan çıkmış görünüyor.

Bölgesel denklemde çözülmesi gereken ana düğüm haline geldi. ABD de bu düğümü yalnızca askeri yöntemlerle çözmeye çalışmıyor. Ekonomik baskı, diplomatik kuşatma ve içerideki kırılganlıkları harekete geçirebilecek dolaylı araçlar, bu yeni yaklaşımın temel unsurları. Çünkü İran gibi bir hedef, yalnızca sınırların dışından değil, içeride oluşan basınçla birlikte yönetilir.

Tam da bu noktada dikkat çekici bir gelişme yaşandı.

22 Şubat 2026’da PAK, PJAK, HDKA, Xebat ve Komala’nın “İran Kürdistanı Siyasi Güçler İttifakı” adı altında birleştiğini ilan etmesi, sıradan bir örgütsel karar değildir. Bu adım, İran’a karşı ortak bir siyasi zemin oluşturma niyetinin açık ilanıdır.

Ve bu yapının içindeki en kritik unsur PJAK’tır. Çünkü PJAK, terör örgütü PKK’nın İran koludur.

Bu, Suriye’de kullanılan örgütsel modelin İran sahasında da yeniden devreye sokulduğunu gösteren stratejik bir işarettir. PJAK’ın Türkiye, İran, ABD ve Japonya tarafından terör örgütü olarak tanımlandığını unutmamak gerek.

Sahaya yansıyan bazı silahlı hareketlilik iddiaları ve operasyon söylemleri de bu süreci daha dikkat çekici hale getiriyor. Bu tür gelişmelerde asıl önemli olan, sahadaki mevcut kapasite kadar, bu kapasitenin ortaya çıktığı siyasi iklimdir. Bu tür ittifaklar genellikle güç kazandıkları için değil, güç kazanabileceklerine inandıkları için kurulur. Yani ittifakın kendisi, değişen bölgesel atmosferin bir göstergesidir.

ABD’nin yaklaşımı ise duygusal değil, tamamen çıkar odaklıdır.

Trump döneminde açıkça ifade edilen yaklaşım bunu net biçimde ortaya koymuştu. ABD için sahadaki yapıların değeri, ideolojik yakınlıkla değil, sağladıkları stratejik faydayla ölçülür. ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın SDG’nin yeni Suriye yönetimiyle bütünleşmesi gerektiğini vurgulaması, bu yapının artık bağımsız bir jeopolitik aktör değil, yeniden konumlandırılabilir bir araç olarak görüldüğünü göstermektedir.

Daha da önemlisi, SDG/YPG ve YPJ içindeki bazı üst düzey isimlerin “Bize çekilin talimatı geldi ama biz direniyoruz” şeklindeki açıklamalarıdır. Bu tür ifadeler, sahada yaşanan sürecin ani bir kopuş olmadığını açıkça ortaya koymaktadır. Bu bir çözülme değil. Bu, merkezden planlanan ve adım adım yürütülen bir yeniden konumlandırma sürecidir. Başka bir deyişle, sahada yaşanan şey bir dağılma değil, kontrollü bir yön değişimidir.

Bu yön değişiminin etkisi yalnızca Suriye ile sınırlı kalmaz. Çünkü Suriye, İran’ın bölgesel nüfuz hattının en kritik geçiş noktalarından biridir.

İran’ın Irak’tan Suriye’ye ve oradan Lübnan’a uzanan lojistik hatları, bu coğrafyanın kontrol dinamiklerine bağlıdır. Şam’ın İran’dan uzaklaşması, bu hattın zayıflaması anlamına gelir. Bu da Hizbullah’tan Irak’taki İran yanlısı yapılara kadar geniş bir etki alanını doğrudan etkiler.

Türkiye açısından bakıldığında ise tablo daha da hassastır.

Birinci risk, Suriye’deki PKK uzantısı yapıların isim ve form değiştirerek farklı coğrafyalarda yeniden ortaya çıkabilme ihtimalidir. Ortadoğu’da kalıcı olan şey örgüt isimleri değil, örgüt ağlarıdır. Kadrolar, finans hatları ve propaganda mekanizmaları bir yerden çekilirken başka bir hatta yeniden faaliyet gösterebilir.

İkinci risk ise İran içinde PJAK’ın yer aldığı yeni yapılanmanın, Türkiye’nin doğu sınırına yakın bölgelerde yeni bir örgütsel zemin oluşturma potansiyelidir. Bu durum yalnızca İran’ın iç meselesi olarak görülemez. Çünkü terör örgütü PKK’nın farklı coğrafyalarda oluşturduğu yapılar, birbirinden bağımsız değil, birbirini besleyen bir örgütün parçalarıdır.

Bu nedenle Türkiye açısından asıl mesele, Suriye’de yaşananları yalnızca yerel bir gelişme olarak görmek değil, daha geniş bir yeniden konumlandırma sürecinin parçası olarak okumaktır. Bugün yaşanan şey bir çekilme değil. Gücün yeniden dağıtılmasıdır.

Ortadoğu’da sonucu belirleyen, silahın kendisi değildir. O silahın hangi stratejinin parçası olduğudur. ABD, sahadaki bazı araçlarla doğrudan temasını azaltırken, bölgesel denklemde yeni baskı alanları oluşturabilecek farklı yolları devreye sokmaktadır.

Bu nedenle İran sahasında ortaya çıkan her yeni gelişme, yalnızca İran’ı ilgilendiren bir mesele değildir. Bu gelişmeler, bölgenin tamamını etkileyecek daha büyük bir sürecin parçalarıdır. Ve bu tür süreçlerin etkisi, her zaman en önce sınır komşularında hissedilir.

Ortadoğu’da dosyalar kapanmaz.

Sadece yer değiştirir.

Ve bazen en kritik hamleler, çekilme gibi görünen anlarda yapılır.


© Habererk