menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Yüzyıllık Kuşatma: Mondros’tan AKP Dönemine Milli Güvenliğin Tasfiyesi

249 0
03.03.2026

Yüz yıl önce imzalanan Mondros Mütarekesi, Osmanlı İmparatorluğu’nun sadece ordusunu terhis etmekle kalmamış, aynı zamanda devletin haberleşme ve ulaşım hatlarını tamamen İtilaf Devletleri’nin denetimine bırakmıştır. Telsiz, telgraf ve demiryollarının kontrol altına alınması, Anadolu’nun direniş kapasitesini kırmak ve işgalleri kolaylaştırmak için atılmış en kritik stratejik adımlardı. Bu mütareke ile Türk milletinin egemenlik hakları ve coğrafi bütünlüğü, "güvenlik" adı altında sistematik bir tasfiye sürecine sokularak vatan toprakları fiilen işgale hazır hale getirilmişti.

Mondros’un 7. maddesi, İtilaf Devletleri’ne "güvenliklerini tehdit edecek bir durum ortaya çıkarsa herhangi bir stratejik noktayı işgal etme" yetkisi veriyordu. Bu muğlak ifade, Anadolu’nun her köşesini işgale açık bir "gri alan" haline getirmişti. Günümüzde ise stratejik kurumların özelleştirilmesi ve denetimsiz kadrolaşma, bu maddenin modern bir versiyonu olarak işlemektedir. Devletin kendi kontrolünde tutması gereken limanlar, enerji hatları ve haberleşme ağları, ticari sözleşmeler kılıfıyla uluslararası sermayenin ve dolayısıyla dış müdahalelerin insafına terk edilmiştir.

AKP iktidarının yirmibeş yıllık karnesinde yer alan özelleştirmeler, Cumhuriyet’in "tam bağımsızlık" ilkesini ekonomik düzeyde tasfiye etmiştir. TÜPRAŞ, PETKİM, Türk Telekom gibi devlerin satılması, sadece bir mülkiyet değişimi değil, devletin kriz anındaki lojistik ve siber savunma kalkanının sökülmesidir. Haberleşme ağınızın mülkiyeti yabancıya geçtiğinde, savaş anında o ağın güvenliğinden bahsedilemez. SEKA ve şeker fabrikalarının kapatılması ise kağıttan gıdaya kadar her alanda devleti dışa bağımlı kılarak ekonomik bir "Mondros" süreci yaratmıştır.

15 Temmuz darbe girişimi sonrası ilan edilen Olağanüstü Hal (OHAL) sürecinde, devlet kurumlarına yapılan alımlar "güvenlik soruşturması" adı altında yürütülse de liyakatten ziyade sadakat esas alınmıştır. Bu süreçte mülakat sistemiyle kurumlara yerleştirilen binlerce personel, devletin nesnel hafızasını zayıflatmıştır. Güvenlik soruşturmalarının ideolojik bir filtreye dönüşmesi, devletin nitelikli beşeri sermayesini tasfiye ederken, yarın bir gün başka bir yapıya hizmet edebilecek kontrolsüz bir kitlenin stratejik noktalarda mevzilenmesine yol açan büyük bir hata olmuştur.

TRT ve ÖSYM gibi hayati kurumlarda ortaya çıkan "nereye gittiği bilinmeyen kablolar" ve siber açıklar, devletin teknik güvenliğinin nasıl delindiğinin en somut kanıtıdır. Haberleşme ve sınav güvenliği gibi en mahrem alanlarda kurulan paralel hatlar, devletin sinir sisteminin dış müdahalelere ne kadar açık olduğunu göstermiştir. Bu "gizemli kablolar", devletin resmi hiyerarşisi dışında işleyen bir gölge yapının, veri trafiğini ve toplumsal hafızayı nasıl kontrol ettiğini, sızmaların sadece insanla değil teknolojik düzeneklerle de yapıldığını ispatlamıştır.

Hendek olayları sırasında yolların altına döşenen tonlarca patlayıcının "fark edilememesi", devletin istihbari ve idari kontrol mekanizmalarındaki büyük zafiyeti ortaya koymuştur. Belediye araçlarının ve personelinin bu süreçte kullanılması, yerel yönetimlere sızan yapıların devletin altyapısını devlete karşı bir silaha dönüştürdüğünü kanıtlamıştır. Kendi yollarının altına patlayıcı döşenen bir devletin, o yolları ve personeli nasıl denetlediği sorusu, milli güvenliğin fiziksel boyuttaki en ağır yaralarından biri olarak tarihteki yerini almıştır.

Kozmik Oda operasyonuyla devletin en mahrem "gerilla direniş" planlarının ifşa edilmesi, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin olası bir işgalde devreye sokacağı son savunma hattını yok etmiştir. 1.5 terabaytlık verinin kopyalanması, Türkiye’nin işgal durumunda sivil halkı nasıl örgütleyeceğini düşmana rapor etmekle eşdeğerdir. Bu bilgi sızıntısı, sadece askeri değil, milli bir yıkımdır. Sırları dökülmüş bir ordunun, en modern silahlara sahip olsa bile psikolojik ve stratejik üstünlüğünü koruması, "direniş haritası" deşifre olduğu için imkansızdır.

30 Mayıs 2025 tarihli Resmi Gazete ile Adalet Bakanlığı’nın güvenlik soruşturması şartını kaldırması, devletin kale kapılarını tamamen menteşelerinden sökme girişimidir. Adalet mekanizması, bir devletin ayakta kalan son kalesidir. Bu kalede görev yapacak personelin geçmişinin ve aidiyetinin........

© Habererk