menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Suç Duyurusunda Bulunuyorum

322 0
04.09.2026

PKK/KCK MENSUPLARINA AF, CEZASIZLIK VEYA İNFAZ KOLAYLIĞI GETİREN DÜZENLEMELER ARAŞTIRILSIN

Türkiye Cumhuriyeti'nin anayasal düzeni, bütün vatandaşların hak ve özgürlüklerini güvence altına alan kapsamlı bir hukuk düzenidir.

Bu nedenle bugün kamuoyunun önüne konulması gereken temel soru şudur:

Anayasa'da ve yürürlükteki kanunlarda zaten güvence altına alınmış hakların dışında ne istenmektedir?

Hangi yeni siyasi statü?

Hangi yeni hukuki statü?

Hangi yeni idari yapılanma?

Hangi yeni vatandaşlık modeli?

Hangi yeni dil veya eğitim düzeni?

Hangi yeni yerel yönetim modeli?

Ve bütün bunların Türkiye Cumhuriyeti'nin mevcut anayasal düzeniyle ilişkisi nedir?

Bu soruların açıkça cevaplandırılması gerekir.

Çünkü Türkiye Cumhuriyeti Anayasası; insan onurunu, temel hak ve özgürlükleri, eşitliği, eğitim hakkını, çalışma hakkını, vatandaşlık bağını ve demokratik hukuk devletini zaten güvence altına almaktadır.

Anayasa'nın 2. maddesi Türkiye Cumhuriyeti'ni demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olarak tanımlamakta; 5. madde devletin temel amaç ve görevlerini ortaya koymakta; 6. madde egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğunu belirtmekte; 10. madde kanun önünde eşitliği güvence altına almakta; 11. madde ise Anayasa hükümlerinin yasama, yürütme ve yargı organlarını bağlayan temel hukuk kuralları olduğunu düzenlemektedir.

Anayasa'nın 42. maddesi eğitim ve öğrenim hakkını, 49. maddesi çalışma hakkını, 66. maddesi ise vatandaşlık bağını düzenlemektedir.

Dolayısıyla vatandaşların eğitim alması, çalışması, kamu hizmetlerinden eşit şekilde yararlanması, ayrımcılığa uğramaması ve hukuk önünde eşit olması için Türkiye Cumhuriyeti'nde zaten anayasal bir zemin bulunmaktadır.

O halde tekrar soruyoruz:

Anayasa'nın zaten tanıdığı hakların dışında ne istenmektedir?

Eğer istenen yalnızca eşit vatandaşlık, eğitim, çalışma, kamu hizmetlerinden yararlanma ve ayrımcılığa uğramama ise, bunlar zaten hukuk devletinin gereğidir.

Fakat bunun ötesinde ayrı bir siyasi statü, farklı bir vatandaşlık modeli, farklı bir resmî dil düzeni, ayrı bir yönetim yapılanması veya Türkiye Cumhuriyeti'nin anayasal düzenini değiştirecek başka bir model talep ediliyorsa, bunun da açıkça millete anlatılması gerekir.

Anayasal değişiklikler demokratik usuller içerisinde tartışılabilir.

Ancak bütün bu faaliyetler Anayasa'nın çizdiği sınırlar içerisinde gerçekleştirilmek zorundadır.

Çünkü Anayasa'nın 11. maddesi açıktır:

Anayasa hükümleri yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır.

Bu nedenle hiçbir siyasi süreç, hiçbir komisyon, hiçbir müzakere ve hiçbir "yeni dönem" söylemi Anayasa'nın üzerinde değildir.

Buradaki itirazımız demokrasiye, kardeşliğe veya toplumsal barışa değildir.

Gerçek demokrasi hukuk içerisinde,

gerçek kardeşlik eşit vatandaşlık temelinde,

gerçek barış hukukun üstünlüğü içerisinde,

gerçek toplumsal bütünleşme ise ortak vatandaşlık ve ortak hukuk temelinde kurulabilir.

ANAYASA'DA ZATEN VAR OLAN HAKLAR NEDEN YENİ BİR SİYASİ STATÜ GİBİ SUNULMAKTADIR?

Türkiye'de yaşayan herkesin;

Çalışma hakkı vardır.

Kamu hizmetlerinden yararlanma hakkı vardır.

Mahkemeler önünde hak arama hakkı vardır.

Kanun önünde eşit olma hakkı vardır.

Ayrımcılığa karşı anayasal güvence vardır.

Dolayısıyla vatandaşların kökeni, dili, kültürü veya ailesinin geçmişi üzerinden onları birbirinden üstün veya aşağı gören bir anlayış savunulamaz.

Benim savunduğum da bu değildir.

Herkes eğitim alabilsin.

Herkes kamu hizmetlerinden eşit yararlanabilsin.

Hiç kimse kökeni nedeniyle ayrımcılığa uğramasın.

Ancak bunun karşılığı ayrı bir siyasi egemenlik alanı oluşturmak değildir.

Eşit vatandaşlık ile ayrı siyasi statü aynı şey değildir.

Kültürel hak ile devletin anayasal yapısının değiştirilmesi aynı şey değildir.

Demokratik siyaset ile terör örgütünün taleplerinin siyasal pazarlık konusu yapılması aynı şey değildir.

İşte bu ayrımın açıkça ortaya konulması gerekir.

ŞEHİTLERİMİZİN VE GAZİLERİMİZİN EMANETİ NE OLACAK?

Bu ülkenin şehitleri ve gazileri, Türkiye Cumhuriyeti'nin bağımsızlığı, güvenliği ve bütünlüğü uğruna ağır bedeller ödemiştir.

Onların hatırası üzerinden herhangi bir vatandaşın diğerinden üstün tutulmasını istemediğimiz gibi, onların fedakârlıklarının siyasi süreçlerde yok sayılmasına da izin verilmemelidir.

Toplumsal barış, şehit yakınlarının adalet duygusunu yok sayarak kurulamaz.

Barış, suçun adının değiştirilmesi değildir.

Barış, örgüt üyeliğinin yok sayılması değildir.

Barış, mağdurların unutulması değildir.

Gerçek barış ancak hukuk içerisinde mümkündür.

Anayasa Mahkemesi de terör örgütü........

© Habererk