Sözde Ermeni Soykırımı Müzesi-Enstitüsü (AGMI) ve Tsitsernakaberd Anıt Kompleksi
The So-called Armenian Genocide Museum-Institute (AGMI) and Tsitsernakaberd Memorial Complex
Kurumsal Yapı ve Sözde Tarihsel İddiaların İnşası
Introduction: Institutional Structure and the Construction of Historical Narratives
Erivan’daki Tsitsernakaberd Tepesi üzerinde yer alan Sözde Ermeni Soykırımı Müze-Enstitüsü (AGMI), 1915 olaylarına dair Ermeni tezlerinin küresel çapta dökümantasyon ve propaganda merkezi olarak faaliyet göstermektedir. Bu devasa kompleks, sadece bir sergi alanı değil, Ermeni ulusal kimliğinin travma üzerine yeniden inşa edildiği ideolojik bir laboratuvardır. Bu kurum, sadece geçmişe dair bir anma mekanı değil, aynı zamanda bu süreci akademik ve diplomatik bir zemine oturtmaya çalışan bir araştırma enstitüsü işlevi gördüğü şeklinde tanımlanmaktadır. Modern müzecilik tekniklerini "viktimoloji" (kurban bilim) perspektifiyle birleştiren AGMI, ziyaretçinin bilişsel süreçlerini etkileyerek tek taraflı bir tarih algısı sunar. Kurumsal yapısının, Ermeni kimliğini 1915 olayları etrafında konsolide etme ve bu süreci uluslararası kamuoyuna bir "soykırım iddiası" olarak kabul ettirme stratejisi üzerine kurulu olduğu değerlendirilmektedir. Kurum, diaspora ile Ermenistan arasındaki bağın "ortak acı" üzerinden perçinlendiği en önemli merkezdir. Sovyetler Birliği döneminde, 1967 yılında inşa edilen anıt kompleksinin bir uzantısı olarak 1995 yılında faaliyete geçen bu merkez, Türkiye’nin resmi tezlerine karşı en sistematik antitezi üreten birim olarak görülmektedir. Müzenin stratejik konumu ve mimari dili, devletin resmî ideolojisinin fiziksel bir tezahürüdür. Müzenin mimarisi ve sergilenen belgelerin, ziyaretçide belirli bir tarihsel algı oluşturmak üzere tasarlandığı müşahede edilmektedir. Yerin altına inşa edilen müze yapısı, ziyaretçide mezara girme veya yeraltındaki gerçekleri keşfetme hissi uyandırmak için karanlık ve dar koridorlarla kurgulanmıştır. Bu yapının, Ermeni diasporasının dünya genelindeki faaliyetleri için veri sağlayan bir dökümantasyon deposu niteliği taşıdığı iddia edilmektedir. Özellikle Batı dünyasındaki akademik çevreleri besleyen bu depo, iddiaların uluslararası literatürde "gerçeklik" olarak kabul görmesi için sürekli güncellenmektedir. Müze yönetiminin, ziyaretçilerin duygusal bir eşikten geçerek Ermeni tezlerine sempati duymasını sağlamak amacıyla görselleri ve ses kayıtlarını belirli bir kurguyla harmanladığı söylenebilir. Karanlık odalarda yankılanan ağıtlar ve kurban fotoğrafları, rasyonel düşünceden ziyade duygusal tepkileri tetiklemeyi amaçlar. Enstitünün, bünyesindeki kadrosuyla her yıl onlarca dilde yeni yayınlar yaparak iddiaların akademik güncelliğini korumaya çalıştığı görülmektedir. Uluslararası Soykırım Akademisyenleri Birliği (IAGS) gibi yapılarla kurulan organik bağlar, iddiaların bilimsel meşruiyetini artırmak için kullanılmaktadır. Burasının, Ermenistan’ın dış politika stratejilerinin tarihsel meşruiyet zeminini oluşturma çabasında olduğu değerlendirilmektedir. Erivan hükümetinin Türkiye ile ilişkilerinde bu merkezi bir baskı unsuru ve pazarlık kozu olarak gördüğü açıktır. Enstitünün, tarihi verileri modern uluslararası hukuk normlarıyla ilişkilendirerek "soykırım iddiasını" temellendirmeye çalıştığı görülmektedir. 1948 BM Sözleşmesi'nin geriye dönük olarak 1915 olaylarına uyarlanması çabası, enstitünün hukuk biriminin öncelikli mesaisidir. Her sergi salonu, Osmanlı İmparatorluğu'nun devlet mekanizmasının bu süreçteki rolünü iddia eden belgelerle belirli bir hiyerarşide düzenlenmiştir. Belgelerin sunumunda Osmanlı'nın çok uluslu yapısı ve savaş koşullarının yarattığı kaos genellikle göz ardı edilmektedir. AGMI’nin, tarihçiler ve hukukçular için iddiaların bilimselleştirildiği bir platform sunmayı amaçladığı ileri sürülmektedir. Burası, tarihsel bir tartışma zemini olmaktan ziyade, tek taraflı bir hükmün infaz ve sergileme alanı gibi işlev görmektedir. Müze, Ermeni tarafının perspektifinden "hafıza mekanı" (lieu de mémoire) olma iddiasını taşısa da, sunduğu anlatının tamamen bu tek taraflı hafıza üzerine inşa edildiği belirtilmektedir. Tarihsel gerçeklik, siyasi hedefler uğruna seçici bir unutma ve hatırlama süzgecinden geçirilmektedir. Ziyaretçilerin, anıt kompleksinde ilerlerken anlatılan "yeniden doğuş" hikayesinin siyasi ve sembolik boyutlarına tanıklık etmesi beklenmektedir. Müzenin sonundaki aydınlık çıkış, sözde soykırımdan kurtulanların yeni bir ulus kurma başarısını simgeleyen bir katharsis anı olarak tasarlanmıştır. Kurumun yürüttüğü programların, 1915 olaylarına dair hazırlanan bu anlatının gelecek nesillere aktarılmasını hedeflediği görülmektedir. Eğitim müfredatları ve çocuklara yönelik atölye çalışmaları ile travma, genetik bir kod gibi yeni kuşaklara aktarılmaktadır. Akademik konferanslar aracılığıyla, sözde soykırım iddiaları alanında küresel bir otorite olma çabası güttüğü değerlendirilmektedir. Dünyanın dört bir yanından davet edilen akademisyenler, müzenin sunduğu veri setlerini kullanarak anlatının evrenselleşmesine katkıda bulunmaktadır. Müzenin sergileme tekniklerinin, kurbanların yaşamlarını kişiselleştirerek soyut rakamları somut birer insan hikayesine dönüştürmeyi hedeflediği gözlemlenmektedir. Kurbanların kişisel eşyaları—bir ayakkabı, bir mektup veya bir oyuncak—ziyaretçide "insanlıktan çıkarma" (dehumanization) sürecine karşı güçlü bir tepki oluşturur. Her bir dökümanın, Osmanlı hükümetinin kasıtlı bir imha planı yürüttüğünü ispatlamak üzere seçildiği iddia edilmektedir. Belgelerin bağlamından koparılarak sunulması, tarihsel metodolojinin ihlal edildiğine dair ciddi eleştirilere yol açmaktadır. Sonuç olarak, AGMI ve Tsitsernakaberd Kompleksi'nin, Ermenistan’ın yumuşak gücünün ve diplomatik söyleminin ana merkezlerinden biri olduğu kabul edilmektedir. Bu kompleks, uluslararası arenada Türkiye'yi mahkum etmek isteyen lobiler için entelektüel ve görsel bir cephanelik gibidir. Devlet protokolü gereği Erivan’ı ziyaret eden yabancı heyetlerin buraya getirilmesinin, meselenin sürekli siyasi bir gündem maddesi olarak kalmasını sağladığı düşünülmektedir. Ziyaret etmeyen liderlerin "tarafsızlık" veya "Türkiye yanlılığı" ile suçlandığı bir baskı atmosferi oluşturulmuştur. Müzenin varlığının, Ermeni meselesini güncel uluslararası ilişkilerin ve insan hakları tartışmalarının içine dahil etme işlevi gördüğü belirtilmektedir. Böylece 1915 olayları, sadece tarihçilerin değil, insan hakları aktivistlerinin de ilgi alanına sokulmuştur. Bu makalede ele alınacak olan arşiv iddiaları ve mimari sembolizm, kurumun bu iddiaları nasıl bir araya getirdiğini nesnel bir dille ortaya koymayı amaçlamaktadır. Anlatının nasıl yapılandırıldığı ve hangi sembollerin ne tür anlamlarla yüklendiği, propaganda biliminin konusu haline gelmiştir. Tarihin burada, Ermeni tarafının siyasi hedefleri doğrultusunda bir kurumsal kimlik inşa etmek için kullanıldığı değerlendirilmektedir. Hafıza, geçmişi anlamaktan ziyade geleceği şekillendirmek için araçsallaştırılmıştır. Ziyaretçilerin anı defterine yazdıkları notların, bu kurumun küresel algı üzerindeki etkisini belgelediği iddia edilmektedir. Notlarda sıkça rastlanan "asla unutmayacağız" ve "adalet istiyoruz" ifadeleri, müzenin mesajının hedefine ulaştığını göstermektedir. Anıtın mimari tasarımının, Ermeni halkının acısını belirli bir sembolizme bürüdüğü görülmektedir. Sert bazalt taşların ve keskin hatların kullanımı, acının sarsılmazlığını ve değişmezliğini temsil eder. Bu merkezin, sadece bir müze değil, Ermeni tarafının tarihsel varlık iddiasının bir kalesi olarak konumlandırıldığı anlaşılmaktadır. Kalenin surları, dışarıdan gelecek her türlü bilimsel eleştiriye karşı "kutsal bir yas alanı" zırhıyla korunmaktadır.
1. Kurumsal Temeller (Institutional Foundations)
1.1. Başlangıç ve Ana Sayfa (Home)
AGMI’nin dijital platformu, müzenin sunduğu tarihsel anlatının internet ortamındaki arayüzü olarak işlev görmektedir. Web sitesi, fiziksel mekana gidemeyenler için dijital bir ibadethane ve bilgi bankası rolü üstlenir. Ana sayfanın, dünya genelindeki sözde soykırım iddiaları üzerine yapılan araştırmaları ve kurumsal duyuruları yedi dilde sunarak geniş bir kitleye ulaşmayı amaçladığı görülmektedir. Çok dilli yapı, iddiaların "yerel bir sorun" değil, "insanlığın ortak yarası" olduğu algısını pekiştirmek içindir. Sitedeki içeriklerin, müzenin inkar olarak tanımladığı Türkiye’nin resmi tezlerine karşı yürüttüğü argümanları barındırdığı söylenebilir. Sitenin her köşesinde "inkar" kavramı, ahlaki bir çöküş olarak nitelendirilerek okuyucu üzerinde baskı kurulur. Dijital arayüzün, belgelerin kopyalarına erişim sağlama iddiasıyla bir veri bankası gibi çalışmaya odaklandığı müşahede edilmektedir. Dijitalleştirilen belgeler, sadece Ermeni tezlerini destekleyen kısımları öne çıkarılarak kataloglanmıştır. Sitenin, her yıl toplanan tanınma kararları ve istatistiklerle Ermeni tarafının davasını güncel tutma çabasında olduğu değerlendirilmektedir. Hangi ülkenin hangi tarihte "soykırım" kararı aldığına dair güncel haritalar, bir zafer çetelesi gibi tutulmaktadır. Kullanıcıların, etkileşimli haritalar üzerinden yerleşim yerlerinin tarihsel değişimini takip edebildiği iddia edilmektedir. Bu haritalar, Türk yer isimlerinin Ermenice karşılıklarını öne çıkararak bölge üzerindeki mülkiyet iddialarını diri tutmaktadır. Sayfa tasarımının, kurbanların anısına saygı duruşu niteliğinde olduğu ileri sürülen bir tona sahip olduğu görülmektedir. Siyah, gri ve bordo ağırlıklı renk paleti, yas ve kan temalarını bilinçaltına işler. Ayrıca, müzedeki geçici sergilerin sanal turlarının dijital olarak dünyaya açıldığı belirtilmektedir. Bu turlar, fiziksel sınırlamaları aşarak "dijital diasporayı" bir arada tutan bir ağ vazifesi görür. Haberler bölümünün, uluslararası basında Ermeni meselesine dair çıkan her önemli gelişmeyi raporlamaya çalıştığı izlenmektedir. Her küçük diplomatik gelişme, büyük bir tarihsel başarıymış gibi sunularak moral motivasyon artırılır.
1.2. Misyon (Mission)
Ermeni Milli Enstitüsü (EME) Washington D.C.’de faaliyette bulunan ve sözde Ermeni soykırımı iddialarının doğrulanmasına adandığı belirtilen bir kurumdur. AGMI ile stratejik bir ortaklık içinde olan EME, lobi faaliyetlerinin entelektüel mutfağıdır. Kurumun temel iddiası, 1915 olaylarının unutturulmaması ve gelecekteki suçların önlenmesi için bu olayların tanınması gerektiği yönündedir. Bu söylem, Ermeni meselesini güncel "nefret suçları" ve "azınlık hakları" parantezine yerleştirerek sempati toplar. Geçmiş olaylarla yüzleşilmesi gerektiğini savunan EME'nin, tüm faaliyetlerini bu iddiaların uluslararası hukuk nezdinde kabul görmesi üzerine kurguladığı değerlendirilmektedir. Onlara göre yüzleşme, sadece bir özür değil, tazminat ve toprak taleplerini de içeren hukuki bir süreçtir. Sitenin Türkçe yayınlanmasının, Türkiye içindeki kamuoyunda bu iddiaların bilinirliğini artırma ve resmi tarih anlayışını sorgulatma amacını taşıdığı düşünülmektedir. Türkçe içerikler, özellikle liberal çevreler ve gençler üzerinde bir vicdani sorgulama başlatma hedefi taşır. Kurumun, bu faaliyetleri etik bir sorumluluk olarak tanımladığı iddia edilmektedir. Ancak bu "etik sorumluluk", diğer tarafın tarihsel hafızasını tamamen reddetmek üzerine kuruludur. https://turkish.armenian-genocide.org/index.html adresi bu misyonun dijital uzantısı olarak görülmektedir. Site, Türkiye Cumhuriyeti'nin tezlerini doğrudan hedef alan karşı-anlatılarla doludur. EME'nin, eğitim materyalleri hazırlayarak Amerikan ve Avrupa okullarında konunun müfredata girmesi için faaliyet yürüttüğü bilinmektedir. Bu çalışmalar sonucunda, konudan habersiz yabancı öğrenciler, meseleyi tek taraflı ve mutlak bir gerçeklik olarak öğrenmektedir. İddiaların sadece tarihsel değil, hukuki birer suç niteliğinde olduğunun her platformda yinelendiği görülmektedir. Böylece akademik tartışma alanı kapatılmakta ve konu bir yargı hükmüne dönüştürülmektedir. Bilimsel olma iddiasıyla yürütülen çalışmaların, aslında Ermeni tezlerinin akademik savunmasını oluşturduğu değerlendirilmektedir. Yayınlanan her kitap ve makale, önceden belirlenmiş bir "soykırım" sonucuna ulaşmak için tasarlanmaktadır. Kurumun yayınladığı rehberlerin, dünya çapındaki medya organları için birincil bilgi kaynağı olarak sunulduğu müşahede edilmektedir. Gazeteciler, hızlı bilgi almak adına bu tek taraflı rehberleri kullanarak dezenformasyonun yayılmasına aracılık etmektedir.
1.3. Müdürün Sözü (Director's Message)
Enstitü direktörleri olan Edita Gzoyan ve Hayk Demoyan'ın, müzenin küresel çapta bir veri merkezi olduğunu iddia ettikleri görülmektedir. Direktörler, sadece bir kurumu değil, tüm dünyanın Ermeni hakikatini öğrendiği bir "hakikat merkezini" yönettiklerini savunurlar. Müdürün mesajlarının, Türkiye’nin tezlerine karşı dökümantasyonel bir direnç oluşturma hedefiyle yayınlandığı değerlendirilmektedir. Bu mesajlarda sıkça Türkiye'ye yönelik "tarihsel suç ortağı" suçlamaları yöneltilir. 1915 olaylarının cezalandırılmamış bir suç olduğu iddiası, bu mesajların ana teması olarak sunulmaktadır. Bu tema, Ermeni toplumunda bitmek bilmeyen bir adalet beklentisini ve hınç duygusunu beslemektedir. Direktörün beyanlarının, anıtın ve müzenin Ermeni meselesinde nasıl bir "tanık" olarak konumlandırıldığını yansıttığı söylenebilir. Müdürler, kendilerini bu hayali mahkemenin başsavcıları olarak görmektedirler. Bu mesajların, diasporanın ve Ermenistan’ın hafıza siyasetinin kurumsal bir yansıması olduğu düşünülmektedir. Siyaset ve akademi arasındaki çizgi, direktörlerin mesajlarında tamamen ortadan kalkmıştır. Müdürlerin, müzenin sadece ölüleri anmak için değil, yaşayanları uyarmak için var olduğunu iddia ettikleri görülmektedir. Bu "uyarı" genellikle komşu halklara karşı bir güvensizlik ve teyakkuz hali şeklinde tezahür eder. Uluslararası toplumu, inkar politikası olarak nitelendirdikleri tutumlara........
