Kağan Kutsaldı, Padişah Ulu'ydu. Ya Cumhurbaşkanı?
Devlet başkanlığı makamı gerçekten ne kadar yücedir?
Öyle yücedir ki eski Türklerde adına Kağan, Hakan, Han denirdi. Tanrı'nın verdiğine inanılan kut ile tahta otururdu. Devletin başında bulunur, milleti korur, töreyi yaşatır, ülkeyi yönetirdi. Fakat küçük bir ayrıntı vardı:
Kağan da hata yapabilirdi.
Hatta Türklerin kendi devlet hafızası bunu açıkça söylemiştir.
Orhun Yazıtları'na bakarsanız kötü kağanlardan, bilgisiz kağanlardan, devletin ve milletin başına bela olan yöneticilerden söz edildiğini görürsünüz. Modern siyaset bilimcilerinin "lider eleştirisi" dediği şeyi, bin üç yüz yıl önce taşlara kazımışlardır.
Demek ki mesele "Kağan'a laf söylenir mi?" değilmiş.
Kağan, kağanlığını nasıl kullanıyor?
Çünkü Türk devlet düşüncesinde kut, hükümdara sınırsız bir "ne yaparsam yapayım haklıyım" ruhsatı vermiyordu. Kut ile birlikte töre vardı. Hükümdarın meşruiyeti töreyle ve devletin-milletin bekasıyla bağlantılıydı.
Yani eski Türk mantığıyla söylersek:
"Ben Kağan'ım, dolayısıyla ne söylersem doğrudur."
gibi bir denklem kurmak pek kolay değildi.
"Kağan'sın; o hâlde daha fazla sorumluluğun var."
Bugün devlet başkanlığı makamının kutsallığını savunurken bazen eski Türk devlet geleneğine başvuruyoruz.
Ama eski Türklerin yöneticiden beklediği adaleti, bilgeliği, töreye bağlılığı ve millete hizmeti unutuyoruz.
Makama saygıyı hatırlıyoruz.
Makamın sorumluluğunu unutuyoruz.
Padişah Hazretleri Hiç Yanılmaz mıydı?
Sonra Türkler İslamiyet'le tanıştı.
Kağan gitti, padişah geldi.
Ve Osmanlı'da hükümdar öyle sıradan bir vatandaş değildi.
Devletin zirvesindeydi.
Ferman onun adına çıkıyor, ordu onun adına savaşıyor, devlet onun adına hükmediyordu.
Peki padişahın bütün bunlardan sonra bir özelliği daha mı vardı?
Tarih bunun da böyle olmadığını gösteriyor.
Çünkü Osmanlı tarihi padişahların yalnızca övüldüğü bir tarih değildir.
Padişahlar tahttan indirilmiş, eleştirilmiş, isyanlarla karşılaşmış, öldürülmüş, tahttan uzaklaştırılmış, kardeşleriyle mücadele etmiş, anneleri ve saray çevreleriyle iktidar kavgasına girmiştir.
Bazılarının adı tarih kitaplarına "büyük hükümdar" diye geçmiştir.
Bazılarınınki ise "keşke biraz daha iyi yönetebilseydi" diye.
Demek ki padişahlık makamı yüceydi ama padişahın kendisi kusursuz değildi.
Bu ayrımı yapmazsak tarih değil, methiye yazmaya başlarız.
Halife Olunca İşler Değişiyor mu?
Çünkü artık yalnızca devlet başkanı değil, İslam dünyasının siyasi-dinî otoritesini temsil eden bir makamdan söz ediyoruz.
Fakat burada da ilginç bir durum var:
İslam siyaset düşüncesi hükümdarı melek olarak tarif etmez.
Tam........
