1956 Süveyş Krizi-2026 Hürmüz Krizi
Bazı devlet adamları ve strateji uzmanları ABD ve İsrail’in İran’a saldırılarını Süveyş savaşına, İran’ın Hürmüz Körfezini ABD, İsrail ve müttefiklerine kapatmasını, Süveyş krizine benzetiyorlar.
Süveyş krizi önemli ve öngörülemez sonuçları olan, dünyada dengeleri değiştiren bir olaydır. Arap milliyetçisi ve vatansever olan Nasır iktidarı ele geçirdikten sonra yabancılara ait şirketleri kamulaştırdı. Bahse konu şirketlerin en önemlisi Süveyş Kanalını işleten, sahiplerinin İngiliz ve Fransız olduğu konsorsiyumdu.
Nasır iyiniyetliydi. Vatanının sömürüldüğünü düşünüyordu ki haklıydı. Ama hazırlıksızdı. Nasıl ki İttihatçılar Abdülhamit Han devrildiğinde her şeyin kendiliğinden düzeleceğini düşündülerse Nasırda kral ile çevresi tasfiye edilince ve yabancılara ait şirketler kamulaştırılınca ekonominin şahlanacağını düşünüyordu.
Nasır’ın kanalı kamulaştırması doğru, yabancılara ait şirketlerin tamamını kamulaştırması yanlıştı. Kanal İstanbul ve Çanakkale boğazlarına benzetilebilir. Farklı tarafları; boğazların doğal, kanalın sonradan yapılma olması. Boğazlardan geçiş ücretsiz, kanaldan geçiş son derece pahalı. Biz boğazların İngiltere ve Fransa tarafından kontrol edilmesini kabul eder miyiz? Bağımsız bir devlet böyle bir zilleti asla kabul etmez.
Nasır kanalı kamulaştırınca İsrail, Fransa ve İngiltere yetkilileri bir araya gelerek bir plan hazırladılar. ‘’İsrail ne alaka?’’ diyeceksiniz. O tarihte İsrail yeni kurulmuştu. Dış ticaretinin büyük kısmı kanaldan geçiyordu. Kanalın yönetiminin Mısır’a geçmesini ekonomisi açısından tehdit olarak değerlendiriyordu.
Plan gereği önce İsrail saldırarak kanalı ele geçirecekti. Sonra İngiltere ve Fransa sanki tarafsız güçlermiş gibi kanalı teslim alacaklar ve Mısır’ı makul (!) bir çözüme razı edeceklerdi. Plan başlangıçta tıkır tıkır işledi. İsrail Mısırlı güçleri püskürterek kanal ve çevresini işgal etti. Ardından İngiltere ve Fransa kanalı devraldı.
Bu esnada hiç beklenmeyen bir şey oldu ve Kruşçev ‘’Kanal Mısır’a teslim edilmezse Paris ve Londra’ya atom bombası atacağını’’ ilan etti. Beyaz Saray’da işgalci devletleri kanalı boşaltmaya davet etti. O tarihte sadece ABD ve SSCB’de atom bombası olduğundan İngiltere ve Fransa’nın kanalı boşaltmaktan başka alternatifleri yoktu. Şok olan İngiltere ve Fransa kanalı Mısır’a teslim ettiler. Sahada kaybeden Mısır masada kazandı, sahada kazanan İsrail masada kaybetti. Nasır Arapların lideri, Mısır öncü ülkeleri oldu.
Nasır’ın kamulaştırmaktaki gayesi kanalı kapatmak değil para kazanmaktı. Kanal savaştan dolayı kısa süre kapalı kaldı. Oysa İran, boğazı, petrol fiyatları yükselsin ve ekonomileri bozulan Körfez devletleri Amerika’ya savaşı durdurması için baskı yapsınlar diye kapattı. Yani iki kriz birbirinden oldukça farklı.
Stratejistlerin iddiasına göre; İngiltere’nin Süveyş savaşından sonra süper güç pozisyonunu kaybetmesi gibi Amerika’da Körfez savaşından sonra süper güç pozisyonunu kaybedecek. Oysa İngiltere süper güç pozisyonunu ikinci dünya savaşından sonra kaybetti. Zira kendisine meydan okuyan Almanya’yı alt edemedi. Müttefikler ABD savaşa katıldıktan sonra zafer kazanabildiler. Yeni süper güçler ABD ve SSCB oldu. Bu devletler dünyayı bölüşürken İngiltere sömürgelerinden birer birer çekilmeye başlamıştı.
İngiltere Süveyş krizinden önce başta Hindistan, Mısır ve Pakistan olmak üzere çok sayıda sömürgesini kaybetmişti. Londra bu krizden sonra Ortadoğu’nun patronu olarak kalma ihtimalini de kaybetti. Zira İngiltere ve Fransa’nın birlikte hareket ettiklerinde bile, ABD’nin olmadığı bir operasyonda başarılı olamadıkları görüldü. Kriz iki imparatorluğun da çözülmesini hızlandırdı. Krizden sonraki on yıl içinde denizaşırı topraklarının neredeyse tamamını kaybettiler.
Süveyş savaşından önce sadece ABD ve SSCB’de atom bombası vardı. Sadece bu ülkelerde atom bombası olması konusunda zımni bir anlaşma vardı. Bu savaşta Londra ve Paris Amerika’nın sahip olduğu atom bombasının kendilerini kurtarmadığını fark ettiler. Kaynaklarını bomba üretimine aktararak beş yılda atom bombası ürettiler. Çin’de bu olaydan ders çıkararak bomba üretti. Çin üretince ezeli rakibi Hindistan, Hindistan üretince düşman kardeşi Pakistan’da bomba üretti ve böylece atom bombası yayıldı.
Süveyş krizinden önce ABD ile İsrail’in arasında bugünkü gibi bir ilişki yoktu. Hatta ABD’nin Ortadoğu’daki müttefikleri Türkiye, İran ve Suudi Arabistan’dı. Zaten aksi olsaydı Beyaz Saray’ın kanal konusundaki siyaseti farklı olurdu. İsrail’i Avrupa’dan gelen sosyalist, seküler ve Siyonist Yahudiler kurmuştu. Tel Aviv’in Avrupa’yla ve SSCB ile iyi ilişkileri vardı. Bu krizde İngiltere ve Fransa’yla olan ilişkilerinin onları kurtarmayacağını fark ettiler. SSCB için geniş toprakları olan kalabalık Arap devletlerinin kendilerinden daha ehemmiyetli olduğunu anladılar. Bu tespitleri doğrultusunda ABD’yle stratejik ortaklık tesisini devlet politikası olarak benimsediler.
İngiltere ve Fransa’ya karşı Mısır’ı tutması, hatta ileriye giderek Batılıları atom bombası atmakla tehdit etmesi sayesinde Sovyetler, Arap halklarını, özelliklede çoğu antiemperyalist ve milliyetçi olan aydınlarla askerleri kazandı. Mısır-SSCB ilişkileri stratejik ortaklığa evrildi. Irak, Suriye, Kuzey Yemen ve Libya’da SSCB yanlısı milliyetçi subaylar yönetimi ele geçirdi. Darbe olmasın diye İngiltere Ürdün’ü, Amerika Libya’yı işgal etti. Tunus, Cezayir, Güney Yemen ve Sudan gibi bağımsızlığını kazanan devletlerde SSCB’ye yöneldi. Batının elinde sadece Körfez kaldı.
Gelelim Körfez Savaşının ABD’ye süper güç pozisyonunu kaybettirip kaybettirmeyeceğine. ABD’nin önünde iki yol var. Verebileceği kadar zarar verip savaşı bitirmek. Bu alternatifte Venezüella operasyonu sonrasında kazandığı prestiji kaybeder ama süper güç pozisyonunu sürdürür. Ortadoğu’da eskisi kadar ağırlığı olmaz.
Diğer , rejimi devirme iradesini sürdürerek kara harekatı düzenlemesi ki başarı şansının olmadığını ve İran’ın Amerika’nın ikinci Vietnam’ı olacağını düşünüyorum. Bu durumda büyük hasar alır ve zayıflama süreci hızlanır. Öngörümün tersi olur ve rejimi devirirse süreçten güçlenerek çıkar.
