menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Güven yoksa gelecek de yok

9 0
20.08.2026

Bazı kayıplar sessizdir.

Bir bina yıkıldığında herkes görür. Bir ekonomik kriz yaşandığında rakamlar konuşur. Bir afet olduğunda acılar gözle görünür hâle gelir. Ancak öyle bir kayıp vardır ki ne sesi duyulur ne de ilk anda fark edilir. Yavaş yavaş büyür, derinleşir ve bir gün dönüp baktığınızda toplumun en sağlam sandığınız temellerini bile sessizce aşındırdığını görürsünüz.

O kaybın adı güvendir.

Güven; bir toplumun görünmeyen harcıdır. Bir binayı ayakta tutan kolonlar nasıl dışarıdan görünmüyorsa, bir devleti ayakta tutan da çoğu zaman görünmeyen güven duygusudur. İnsanlar birbirlerine, kurumlara, hukuka ve devlete güvendikleri sürece farklı düşüncelere sahip olsalar bile aynı çatı altında yaşamayı başarırlar. Çünkü güven, ortak yaşamın sessiz sözleşmesidir.

Bugün Türkiye’de uzun zamandır konuşulan birçok sorun var. Ekonomi konuşuluyor, eğitim konuşuluyor, hukuk konuşuluyor, dış politika konuşuluyor. Fakat bütün bu başlıkların ortak paydasında yer alan ve belki de hepsinden daha önemli olan bir mesele çoğu zaman yeterince konuşulmuyor: Güven meselesi.

Çünkü güven kaybolmaya başladığında yalnızca insanlar birbirinden uzaklaşmaz. Devlet ile vatandaş arasındaki bağ zayıflar, kurumların itibarı aşınır ve toplumun ortak geleceğe dair inancı sarsılmaya başlar.

Bugün herhangi bir konuda yapılan resmî bir açıklamaya bakın. Açıklamanın içeriğinden önce insanlar kaynağını sorguluyor. Bir istatistik açıklandığında ilk tepki rakamları anlamaya çalışmak değil, “Acaba doğru mu?” sorusunu sormak oluyor. Sosyal medyada dolaşan bir haberin doğru olduğuna inanılmıyor, fakat yanlış olduğuna da tam olarak ikna olunamıyor. Herkes sürekli bir şüphe hâli içinde yaşamaya başlıyor.

Şüphenin sürekli hâle gelmesi ise yalnızca bireysel bir duygu değildir; toplumsal bir hastalıktır.

Çünkü güvenin olmadığı yerde insanlar birbirlerini dinlemek yerine birbirlerinden şüphe etmeye başlar. Aynı olay farklı insanlar tarafından bambaşka gerçeklikler üzerinden değerlendirilir. Ortak doğrular azalır, ortak kaygılar artar.

Toplumun ortak dili zayıfladığında ise yalnızca iletişim değil, birlikte yaşama kültürü de zarar görür.

Aslında güven, insan hayatının en temel ihtiyaçlarından biridir. Bir çocuk anne ve babasına güvenerek büyür. Bir öğrenci öğretmenine güvenerek öğrenir. Bir hasta doktoruna güvenerek tedavi olur. Bir müşteri esnafa güvenerek alışveriş yapar. Bir vatandaş ise devlete güvenerek hayatını planlar.

Hayatımızın neredeyse tamamı görünmeyen güven ilişkileri üzerine kuruludur.

Sabah evden çıktığımızda kırmızı ışıkta duran araca güvenerek karşıdan karşıya geçeriz. Bankaya paramızı yatırırken sistemin çalışacağına inanırız. Mahkemeye gittiğimizde........

© Habererk