menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Maden işçilerinin tarihi direnişinden Ankara’ya... Bu bir ekmek davasıdır

8 0
27.04.2026

Ankara’nın Kurtuluş Parkı’nda beş gündür açlık grevi yapan Doruk Madencilik işçileri, 26 Nisan’da Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na yürümek istedi.

Polis barikatı ve abluka ile karşılaştılar; park çevresi çevik kuvvet ekiplerince kuşatıldı, üç işçi fenalaşarak hastaneye kaldırıldı.

Bağımsız Maden-İş’e bağlı yaklaşık 113 madenci, “Haklarımızı alana kadar buradayız” diyerek kararlı duruşunu koruyor.

Eskişehir’den başlayan kilometrelerce yürüyüşün 14. gününde, bu manzara Türkiye’nin maden gerçekliğini bir kez daha yüzümüze vuruyor.

Yıldızlar SSS Holding bünyesindeki Doruk Madencilik’te aylardır ödenmeyen ücretler, tazminatlar, ikramiyeler ve sendikal faaliyet nedeniyle işten çıkarılanların iadesi talebiyle direnen işçiler, Çalışma Bakanlığı’nın açıkladığı 36 milyon TL’lik kısmi ödemeyi yetersiz buluyor.

“Alacaklarımızın tamamı yatana kadar direnişi bitirmeyeceğiz” diyorlar.

Ücretsiz izinlerin kaldırılması, iş güvenliğinin güvence altına alınması ve madenin kamulaştırılması da talepleri arasında. Bu, işçilerin beşinci kez Ankara’ya yürüdüğü eylem; önceki oyalamalara karşı artık “sözlere karnımız tok” tepkisi çok açık.

Asıl mesele burada bitmiyor. Doruk direnişi, Türkiye madenciliğinin karanlık bilançosunun yeni bir halkası.

Cumhuriyet’ten bugüne maden ocaklarında 3 binden fazla işçi hayatını kaybetti, 100 binden fazla işçi yaralandı.

2014 Soma Katliamı’nda 301 can, aynı yılın Ermenek su baskınında 18 işçi, 1990 Amasya grizu patlamasında 68 madenci…

Zonguldak’tan Bartın’a, Kastamonu’dan Manisa’ya uzanan her facianın ortak nedeni aynı: yetersiz denetim, özelleştirmelerin getirdiği maliyet baskısı ve iş güvenliğinin sürekli ihmal edilmesi.

Her felaketin ardından “asla unutmayacağız” denildi, yas ilan edildi, sözler verildi. Ama madenlerde risk ve hak gaspları hiç bitmedi.

Madencilerin mücadelesi Doruk ile sınırlı değil. Soma ve Ermenek’te yakınlarını kaybeden aileler yıllarca meydanlarda tazminat ve adalet aradı.

Bağımsız Maden-İş gibi sendikalar örgütlenme özgürlüğü, insana yakışır ücret ve can güvenliği için direndi.

Doruk işçileri de bu uzun zincirin yeni halkası. TMSF devri öncesi ve sonrası biriken alacaklar, sendikal baskılar ve güvencesiz çalışma koşulları, sistematik bir sorunun parçası.

“Vatan haini değiliz, alın terimizin karşılığını istiyoruz” diyen işçiler, hem ekonomik haklarını hem de yaşama hakkını savunuyor.

Destek ziyaretleri, diğer sendikaların dayanışması ve kamuoyu ilgisi eylemi güçlendiriyor.

Polis engeliyle sonuçlanan bu yürüyüş, Türkiye’de işçi haklarının hâlâ yeterince korunmadığını gösteriyor.

Maden sektörü en riskli iş kollarından biri olmayı sürdürürken, işçilerin sesini bastırmak yerine taleplerini karşılamak hem adaleti hem de gelecekteki faciaları önlemenin yegâne yolu.

Doruk Madencilik direnişi, geçmiş acıların ışığında “madende işçi ölmesin, hakkı yenmesin” çağrısını bir kez daha yükseltiyor.

Eylem 14. gününde devam ediyor. Çözümün kalıcı olması için tüm alacakların ödenmesi ve madencilikte gerçek reformlar şart.

Unutmayalım: Bu direniş sadece bir alacak meselesi değil; alın terinin, can güvenliğinin ve onurunun mücadelesidir.


© Habererk