Kabak Tadı Vermeye Başladınız!
Günlerdir aynı başlıklar, aynı tartışmalar, aynı ekranlar… Yeni parti kuruldu, kim geçti, kim kaldı, kim kimi destekledi, kim kime cevap verdi…
Yeni parti, yeni parti, yeni parti…
Türkiye’nin gerçek gündemi gerçekten bu mu?
Bu ülkenin insanı sabah gözünü açtığında Özgür Özel’i, yeni kurulan partiyi ve siyasetteki koltuk hesaplarını mı düşünüyor; yoksa ay sonunu nasıl getireceğini mi?
Emekli, yıllarca çalışıp alın teri döktüğü hâlde maaşıyla temel ihtiyaçlarını karşılayamamanın hesabını yapıyor.
Asgari ücretli, maaşı cebine girmeden eriyen alım gücüyle yaşam mücadelesi veriyor.
Gençler diplomalarını duvara asıp iş arıyor. İş bulabilenler düşük ücretlere, güvencesizliğe ve gelecek kaygısına mahkûm ediliyor. İş bulamayanlar ise ülkeden gitmenin yollarını arıyor.
Çiftçi üretmek istiyor; mazot, gübre, tohum, ilaç ve sulama maliyetleri altında eziliyor. Toprağı olan ekemiyor, eken karşılığını alamıyor, üreten borçtan kurtulamıyor.
Esnaf dükkânını açık tutabilmenin hesabını yapıyor. Kirasını, vergisini, sigortasını, elektrik faturasını ödeyemeyen binlerce insan kepenk kapatma noktasına geliyor.
Sanayici artan maliyetler, yüksek faiz, finansmana erişim sorunu, kur belirsizliği ve daralan iç pazarla mücadele ediyor.
Ev kiraları, gıda fiyatları, faturalar, vergiler ve hayat pahalılığı milyonlarca insanın ortak gündemi hâline gelmiş durumda.
İşte ülkenin konuşması gereken meseleler bunlar.
Fakat mesele yalnızca ekonomi de değildir.
Türkiye’nin gerçek gündeminde hukuk vardır.
Mahkemelere güvenin zedelendiği, yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığının sürekli tartışıldığı, hukukun güçlüye farklı, güçsüze farklı işlediğine dair toplumsal kanaatin büyüdüğü bir ülkede yalnızca yeni parti konuşulamaz.
Bir ülkede insanlar hak ararken korkuyorsa, gazeteciler yazdıkları nedeniyle baskı hissediyorsa, akademisyenler düşüncelerini özgürce açıklayamıyorsa, vatandaş adaletin herkese eşit uygulanacağına inanmıyorsa orada temel mesele parti tabelaları değil, hukuk düzenidir.
Türkiye’nin gerçek gündeminde tek adam yönetimi vardır.
Devletin bütün kurumlarının tek bir siyasi iradenin gölgesinde bırakıldığı, karar alma süreçlerinin dar bir çevreye sıkıştırıldığı, Meclisin etkisinin azaldığı, denetim mekanizmalarının zayıfladığı bir düzende demokrasiden söz etmek giderek zorlaşır.
Bir ülkenin kaderi tek kişinin kararlarına, tercihlerine ve siyasi hesaplarına bırakılamaz.
Devlet, kişilere göre şekillenen bir yapı değildir.
Devlet; hukukla, kurumlarla, geleneklerle, denetimle ve hesap verebilirlikle ayakta kalır.
Kurumlar zayıflarsa devlet zayıflar.
Meclis işlevsizleşirse millet iradesi zayıflar.
Yargı bağımsızlığını kaybederse adalet çöker.
Basın özgürlüğünü kaybederse gerçekler karanlıkta kalır.
Kuvvetler ayrılığı ortadan kalkarsa demokrasi yalnızca seçim gününe indirgenmiş boş bir kavrama dönüşür.
Türkiye’nin gerçek gündeminde parlamenter sistem tartışması vardır.
Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi adı altında kurulan mevcut düzen, yasama, yürütme ve yargı arasındaki dengeyi büyük ölçüde bozmuştur. Meclisin denetim gücü zayıflamış, milletvekillerinin etkisi azalmış, karar süreçleri merkezîleştirilmiştir.
Oysa demokratik sistem, yalnızca sandık kurmaktan ibaret değildir.
Demokrasi; iktidarın sınırlandırılmasıdır.
Demokrasi; yönetenlerin denetlenmesidir.
Demokrasi; yanlış yapanın hesap vermesidir.
Demokrasi; yasama, yürütme ve yargının birbirine karşı denge ve denetim içinde bulunmasıdır.
Parlamenter sistemin eksikleri olabilir,........
