Segâh Tekbir
12 Mart 1971 muhtırasından hemen sonraki günlerdi.
Nihat Erim’in başkanlığında oluşturulan kabinede Kültür Bakanlığı kurulmuş, Kültür Bakanı olarak da Talat Halman atanmıştı.
O yıl Türk kültürünün mihenk taşlarından biri olan büyük bestekâr Itrî’nin 259. ölüm yıldönümüydü. Onun anısına 22 Aralık gecesi Klasik Türk Müziği Konseri planlanmış, mekân olarak da Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası Konser Salonu tahsis edilmişti.
Duyurular yapılmış, haberler geçilmiş, Bestekâr İsmail Baha Sürelsan’ın yönetimindeki kırk iki kişilik musiki ekibi hazırlıklara başlamıştı.
Ancak o günlerin Türkiye’si bir tuhaftı. Hem Türk müziğinin eğitimi yasaktı hem de devletin resmi konser salonlarında icrası...
Geçmişin üzerine kalın bir sünger çekilmiş, özellikle Osmanlı dönemine ait kimi kültürel değerler nisyana terk edilmişti.
Nitekim 26 Kasım 1971 günü Milliyet gazetesinde yayınlanan bir haber, memleketin gündemine bomba gibi düştü.
“Talat Halman’a Açık Mektup” başlığını taşıyan yazıda devrimlere yönelik büyük bir tehditten bahsediliyor ve şöyle deniyordu:
“Cumhuriyet’in bir Kültür Bakanı turist eğlendirmek için nasıl taaddüd-i zevcata, hareme fetva veremezse devrimlere de aykırı davranamaz, Türkiye’yi yabancılara Osmanlı artığı çehresiyle tanıtamaz.
Sahnesinde Beethoven’in, Brahms’ın, Bartok’un, Erkin’in, Rey’in, Saygun’un eserlerini çaldığım Devlet Konser Salonu, müzelik eserlerle teksesin........
