Foncu Vurguncu mu?
Türkiye’de ortaya çıkan son fon tartışması görünürde belirli kişiler, belirli ilişkiler ve belirli finansal işlemler üzerinden yürüyen bir olay gibi değerlendirilebilir. Fakat meselenin toplumsal ve ekonomik boyutu bundan çok daha geniştir. Çünkü burada yalnızca “Kim ne yaptı?” sorusunu değil, “Vatandaş neden parasını bir fona yatırır?”, “Yatırım yapmak ile vurgunculuk arasındaki sınır nedir?”, “Devlet finansal piyasada nerede durmalıdır?” ve “Bir yatırımcı hangi noktaya kadar kendi riskinden sorumludur?” sorularını da sormak gerekir.
Bir fona para yatırmış olmak kişiyi vurguncu yapar mı? Böyle bir genelleme kabul edilebilir mi? Elbette insanlar tasarruf edebilir. Tasarruflarını enflasyona karşı korumak isteyebilir. Çocuklarının geleceğini güvence altına almak, emeklilik döneminde daha rahat yaşamak, konut almak, eğitim masraflarını karşılamak veya sahip oldukları sermayeyi artırmak isteyebilirler. Bunun için mevduata, yatırım fonlarına, hisse senetlerine, tahvillere, altına veya farklı yatırım araçlarına yönelebilirler. Ekonomik hayatın doğal akışı budur.
Sağlıklı bir ekonomik sistemde insanların birikim yapabilmesi ve bu birikimlerin finansal sistem aracılığıyla yatırımlara dönüşmesi ekonomik gelişmenin temel unsurlarından biridir. Tasarrufların üretime, istihdama ve yatırımlara aktarılabilmesi için de sermaye piyasalarının gelişmiş olması gerekir. Dolayısıyla vatandaşın parasını değerlendirme isteğini başlı başına şüpheli bir davranış gibi görmek ekonomik gerçeklikle bağdaşmaz.
Burada asıl ayrım başka bir yerde kurulmalıdır. Yatırım yapmak başka şeydir, başkasının güvenini istismar ederek haksız kazanç elde etmek başka şey.
Bir yatırımcı yüksek getiri elde etmek isteyebilir. Bunun için belirli ölçüde risk alabilir. Yanlış yatırım kararı verebilir ve parasının bir bölümünü hatta tamamını kaybedebilir. Bu durum piyasa ekonomisinin doğasında bulunan yatırım riskidir. Bir yatırımın zarar etmesi dolandırıcılık anlamına gelmez.
Fakat yatırımcıya gerçekte olmayan getirilerin varmış gibi sunulması, fon varlıklarının amacı dışında kullanılması, kişisel çıkarların yatırımcıların menfaatinin önüne geçirilmesi, sahte bilgi ve belgelerle yatırımcıların yönlendirilmesi veya finansal ilişkilerin güven mekanizmasını istismar edecek şekilde yapılandırılması bambaşka bir kategoridir.
Burada artık “yatırım riski” değil, hukuka aykırılık ve güvenin kötüye kullanılması tartışılır. Bu ayrımın yapılmaması fon tartışmasını yanlış bir zemine taşıyabilir. Çünkü finansal piyasaların varlık nedeni insanların risk almasını engellemek değil risklerin şeffaf, ölçülebilir ve denetlenebilir koşullar altında alınmasını sağlamaktır.
Yüksek enflasyonun olduğu bir ekonomide vatandaşın parasını elinde tutmak istememesi son derece anlaşılır bir durumdur. İnsanlar satın alma güçlerini korumaya çalışır ve birikimlerini değerlendirecek araçlar arar. Daha yüksek getiri elde etmek istemeleri de ekonomik açıdan olağandır.
Burada vatandaşın karşısına “Paranı değerlendirmek istiyorsan risk alıyorsun, başına gelenlerden sen sorumlusun” şeklinde basit bir yaklaşım koymak yeterli değildir.
Çünkü finansal piyasalarda bilgi asimetrisi vardır. Bir tarafta finansal araçları, mevzuatı, yatırım stratejilerini, portföy yapısını ve riskleri profesyonel düzeyde bilen kişi veya kurumlar bulunabilir. Diğer tarafta hayatı boyunca biriktirdiği parasını değerlendirmek isteyen sıradan vatandaş vardır. Bu iki tarafın bilgi, uzmanlık ve pazarlık gücü bakımından eşit olduğunu varsaymak gerçekçi değildir.
Devletin düzenleyici rolü tam da bu noktada önem kazanır. Devlet vatandaşın yerine yatırım kararı veremez. Hangi fonun kazandıracağını garanti edemez. Her yatırımın zararını da kamu kaynaklarıyla karşılayamaz. Fakat........
