Kadının görünmeyen emeği: Ev hanımlığının/kadınlığının değersizleştirilmesi (Aile Yazıları IV)
Bir önceki yazımızda kadın istihdamı arttıkça birçok ülkede doğurganlık oranının düştüğünden bahsetmiştik. Güney Kore, İspanya, İran, Türkiye gibi ülkelerde kadınların işgücüne katılımının daha düşük olduğu dönemlerde doğum oranlarının genellikle daha yüksek olduğu istatistiklerden anlaşılmakla birlikte, günümüzde kadın istihdamının doğum oranlarını tek başına "düşürdüğünü" söylemek nedensellik açısından fazla iddialı olabilir. Kadınların işgücüne katılımı arttıkça, özellikle eğitim, kentleşme, gelir artışı ve çocuk bakım maliyetleriyle birlikte toplam doğurganlık hızı çoğu ülkede düşme eğilimi göstermiştir.
Tarım toplumunda kadın emeği büyük ölçüde ev içi üretim ve bakım sorumluluklarıyla sınırlıyken, günümüzde özellikle kentli kadınlar hem ücretli işte çalışmakta hem de ev işleri ile çocuk/yaşlı bakımını çoğu zaman tek başına ya da eşit paylaşılmadan üstlenmektedir. Bu durum, kadınların "çifte yükünü" artırmaktadır.
Tüketim toplumunda ev kadınının emeği ücretli/piyasa değeri olan bir faaliyet olarak görülmez. Oysa yemek pişirme, temizlik, çocuk/yaşlı bakımı, ilişki yönetimi gibi işler gerçek bir emek ve zaman gerektirir. Bu emeğin parasal karşılığı hesaplanacak olsa (bakıcı, temizlikçi, aşçı maliyeti gibi), ülke ekonomilerine katkısının çok yüksek olduğu ortaya çıkar. Mevcut sistemde ev içi emeğin ücretlendirilmemesi, onun ekonomik değersizmiş gibi algılanmasına yol açmakta; oysa bu emeğin piyasa koşullarında karşılığı hesaplandığında, ülke ekonomisine yaptığı katkının göz ardı edilemeyecek düzeyde olduğu görülmektedir.
Modern toplumda birey, çoğu zaman "ne iş yapıyorsun?" sorusuyla tanımlanır ve bu sorunun cevabı ne yazık ki piyasa ücretiyle sınırlı bir çerçevede değerlendirilir; oysa bu dar bakış, ev kadınlığının barındırdığı çok yönlü emeği ve sorumluluğu görünmez kılarak "ev hanımıyım" cevabını düşük........
