menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Cemaat Geleneğinin Kırılma Noktası: Osmanlı'dan Cumhuriyet'e

34 0
29.08.2026

Osmanlı döneminde tekke ve zaviyeler, toplumsal hayatın vazgeçilmez kurumları arasında yer almaktaydı. Bireysel arınmadan sosyal yardımlaşmaya, ticari ahlakın tesisinden cihad ve fetihlere kadar geniş bir yelpazede işlevler üstlenen bu yapılar, yalnızca dini değil; sosyal, ahlaki ve siyasi bir işlev de görüyordu. Osmanlı'da tarikatlar ve benzeri yapılanmalar Şeyhülislam (Meclis-i Meşayih)'a bağlıydı; bu da onları belirli bir denetim ve meşruiyet zemininde tutuyordu. İcazeti olmayanlar, gerekli nefis terbiyesinden ve manevi eğitimden geçmeyenler bu makamlara getirilmezdi. Söz konusu denetim mekanizması, kurumların sağlıklı işleyişini büyük ölçüde güvence altına alıyordu.

Cumhuriyetle birlikte modernleşme, laikleşme ve merkezi devlet inşası sürecinin bir parçası olarak tekke ve zaviyeler kapatıldı. İllegal bir yapıya dönüşen bu kurumlar toplumsal hayatın dışına itilmiştir. Bu karar, dönemin dönüşüm projesinin bir yansımasıydı. Ancak kurumsal denetimin ortadan kalkması, bu ihtiyacın yok olması anlamına gelmiyordu. Toplumun manevi ve sosyal ihtiyaçları varlığını sürdürdü; yalnızca bu ihtiyaçları karşılayacak denetimli ve meşru yapılar ortadan kalkmış oldu. Bu boşluk, beraberinde bazı sorunları getirdi ve bu sorunların izleri günümüze kadar uzanmaktadır.

Tüm bu süreçte yalnızca kurumsal bir dönüşümle sınırlı kalmamış; beraberinde derin bir kültürel kopuşu da getirmiştir. Tekke musikisi, tasavvuf edebiyatı, ahlak, adap geleneği ve irfan kültürü gibi yüzyıllar boyunca toplumsal hafızayı besleyen manevi miras, kurumsal zeminini yitirdikçe zayıflamış ve büyük ölçüde toplumsal bellekten silinmeye yüz tutmuştur. Ne var ki bu miras tamamen yok olmamış; tekke ve zaviyelerin kapatılması, tarikatların yasaklanması bu birikimi ortadan kaldırmak bir yana, onu görünmez kılmış ve yeraltına taşımıştır.........

© Haber7