Adaletsizlik Algısı: Toplumsal Güvenin Sarsılması (I)
Hemen her gün medyadan okuduğumuz haberlerde şiddet suçları, kasten adam öldürme, yaralama, saldırı, tehdit, uyuşturucu madde kullanımı sonucu işlenen cinayetler, hırsızlık, arsızlık, dolandırıcılık, organize suç örgütlerinin işlediği olaylar, trafik terörü, taciz, tecavüz, akran zorbalığı, komşu ve akrabalar arasındaki kavgalar, bilişim suçları, rüşvet, irtikap vb. haberlerle karşılaşmaktayız. Bu haberler çocuklarda ve gençlerde bu olayların sıradanlaşmasını ve süreç içerisinde normalleşmesini de beraberinde getirmektedir. Buna benzer olaylar başka toplumlarda olmuyor mu? Elbette oluyor fakat bizim medyada olduğu gibi birinci haber değeri taşımaz ve ön plana çekerek o vahşeti, ahlaksızlığı göstermezler.
Yukarıda kısa özetini verdiğimiz haberler artık günün sıradan haberleri şekline dönüşmüştür. Eğitimde, sağlıkta, trafikte, yaşamın her alanında artan ve sıradanlaşan, toplumu ümitsizliğe sevk eden bu durumun temel nedenlerden biri adalete olan güvenin sarsılması değil midir? Yirmi, otuz suç kaydı bulunan kişilerin sokakta elini kolunu sallayarak gezmesi ile toplumda nasıl güven duygusu oluşabilir? İnsanlar hak ettikleri cezayı almadığı sürece bu tür olayların artarak devam edeceğini söylemek müneccim olmayı gerektirmez zannedersem.
Bugün modern toplumların kutsal değeri "güç"tür. Adaletin değil gücün dünyaya hâkim olduğunu son dönemde yaşanan olaylara (Suriye, Libya, Gazze, Doğu Türkistan, Myanmar vb.) bakarak görebiliriz. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin yapısı gücün ifadesi değil midir? Demokrasi sayısal gücün üstünlüğü değil midir? Kısaca eşitliğin, adaletin, kardeşliğin, erdemin ve insanlığın değil; gücün, kuvvetin kutsal sayıldığı bir dünyada yaşamaktayız.
Yine aynı şekilde hemen her gün uyandığımızda yeni bir suç örgütünün çökertildiği haberlerini okuyoruz. Bu örgütlerin neşvünema bulmasını sağlayan etkenler nelerdir? Bu çocuklar bizim yetiştirdiğimiz aile ve mevcut eğitim sisteminden........
