Vazife istenmez verilir anlayışının riskleri
Hakikatte makam, bir ayrıcalık değil; bir yüktür. Hesap verme yükü, karar alma yükü, risk alma yükü. Ancak bizde, bu yüklerden arındırılmış bir konfor alanına dönüşmüştür. Yönetici denince genelde zihnimizde tek bir fotoğraf beliriyor: Makam odası, özel kalem, lüks mobilyalar, son model makam araçları, kalabalık bir masa ve etrafında suskun insanlar. Açıkçası bu fotoğrafın anlattığı şey, makam ve yönetme arzusuyla yöneticilik kapasitesinin tam tersi istikamette çalıştığıdır.
Bugün birçok kurumda aynı tabloyu görüyoruz: Sadece makam var, unvan var. Vizyon yok, liyakat yok, istişare yok, aklı örgütlemek, insanı anlamak ve süreçleri yönetebilmek neredeyse hiç yok. Gelir gelmez ilk işi makam odasını ve makam aracını değiştirmek olan bir kişi ile yola devam etmek, sadece zaman kaybetmektir, israftır.
Yönetici olmak bir pozisyona atanmakla ilgilidir. Yönetmek ise kriz anında tereddüt etmeden karar alabilmekle, hata yaptığında mazeret beyanı yerine sorumluluk üstlenebilmekle, kolay olanı değil doğru olanı seçebilmekle mümkündür. Belki de asıl fark, yönetme işinin sadece süreci değil insanı ve kurumu geliştirmeyi de kapsamasıdır.
Gerçek yönetici, 'ben, ben, ben' deyip durmaz. 'Biz' ile konuşur. Başarıyı sahiplenmez, hatayı paylaşır. Makam tutkunu ise başarıyı tek başına........
