Tarikat mi cemaat mi holding mi yoksa örgüt mü?
Türkiye’nin gündemi her daim canlı maşallah. Tam birisi bitti derken diğer bir konu gündemde yerini alıyor.
Bu nedenle “Türkiye’de Olup Bitenleri Anlama Kılavuzu” lazım.
Hele hele üç hususta/konuda muhakkak lazım: Din, vatan ve Atatürk!
Zira bu 3 husus, “istismar” edilmeye çok müsait Türkiye’de!
Hatta bazen üçünü bir arada istismar etme “yeteneği” olanlar var.
15 Temmuz darbe girişimi sonrası, vatan ve Atatürk istismarı devam etmekle birlikte, daha çok “din istismarı” ön planda görünüyor.
İşte bu noktada, din istismarı bağlamında “tarikat, cemaat ve holding” yapılanmalarını da anlama, anlamlandırma ve yorumlama kılavuzu gerekiyor.
İşin ehli olanlar “tarikatı”, insanları bir mürşidin/şeyhin rehberliğinde Allah’a ve Hz. Peygamber’e (aleyhisselatü vesselam) manevi olarak yaklaştırmayı amaçlayan, belirli kurallara dayalı bir müessese olarak tarif ediyorlar.
İşin püf noktası ise, bu amacın gerçekleştirilmeye çalışıldığı mekanlar olan tekkelerin/dergahların, temel mantık ve işleyiş olarak herkese açık olmasıdır.
Gelene “niye geldin”, gidene “niye gidiyorsun” gibi sualler yoktur!
Yani tarikatlar, kapalı yapılanmalar değil; gayet şeffaf meydanlardır!
Sosyologların ifadesiyle, “cemaat” yapılanması ise insanların ortak değerler ve güçlü sosyal bağlarla birbirine bağlı olduğu geleneksel topluluk yapısıdır.
Burada belli düzeyde ve yer yer kapalı bir sistematik söz konusudur.
Gelenin kim olduğu bellidir ve önemlidir, bu nedenle herkese değil “ortak değerleri kabul edenlere” cemaat açıktır.
Cemaatin içine giren, bir nevi “kayıtlı üye”dir. Üyeliğin gereklerini yerine getirmesi beklenir, üyeliğin imkanlarından da istifade eder.
Cemaatten gitmek (ayrılmak) isteyenin de karşısına........
