Terör obezleri neden öfkeli?
Sözü hiçbir yere savurmadan…
Hiçbir önyargıya kapı aralamadan…
Son günlerin en önemli gündemini doğru oturup doğru konuşmaya çalışalım:
Türkiye, toplumsal hafızasına kazınmış ağır kayıpların ve on yıllara yayılan güvenlik maliyetlerinin gölgesinde tarihî günlerden geçiyor. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) kabul edilen ve kamuoyunda Çerçeve Yasa olarak adlandırılan düzenleme, ülkenin siyasî ve sosyal fay hatlarını yeniden harekete geçirdi.
Bir yanda onca acının ardından terörün nihaî olarak bitmesini ve ülkeye kalıcı bir huzurun gelmesini savunan bir irade; diğer yanda yaşanmış ağır tecrübelerin, güvenlik hassasiyetlerinin ve adalet duygusunun getirdiği derin şüphecilik...
Peki, tablo gerçekten siyah ve beyaz kadar net mi?
Bir tarafın “Akan kan dursun, memlekete barış gelsin” feryadı ile diğer tarafın “Bunca şehidin, Hendek zamanı ödenen ağır bedellerin hesabı ne olacak?” kaygısı arasında nasıl bir çizgi var? Bu meseleyi ne körü körüne bir alkış tufanıyla karşılamak ne de peşinen toptan bir reddedişe hapsetmek doğru bir yaklaşım olur.
Meseleye ne tam pembe gözlüklerle ne de tamamen kapıları kapatarak bakmak zorundayız.
Böyle zamanlarda hep bu örnekler verilir; biz de hatırlatalım:
Tarih, bu tür büyük ve sancılı süreçlerin sadece bizim başımıza gelmediğini gösteriyor. Dünyadaki benzer örneklere baktığımızda, silahların susmasının hiç de kolay ve pürüzsüz gerçekleşmediği görülür:
İngiltere ve IRA Örneği: Kuzey İrlanda’da onlarca yıl süren kanlı eylemlerin ardından 1998’de imzalanan anlaşmayla IRA silah bıraktı. O dönem İngiltere’de de azımsanmayacak bir kesim “Teröristle masaya oturulmaz, taviz veriliyor” diye ortalığı ayağa kaldırmıştı. Ancak sürecin sonunda silahlar teslim edildi ve bugün Kuzey İrlanda, Britanya’nın en hızlı gelişen, yatırım çeken bölgelerinden biri haline geldi.
İspanya ve ETA: Bask bölgesinde yıllarca........
