CHP veya siyasetin çürüme estetiği
Dünya siyaset tarihi, kurucu iddialarla yola çıkıp zamanla kendi ürettiği kutsalların zırhına bürünen ve böylece her türlü ahlakî aşınmayı meşrulaştırmaya çalışan partilerin hazin hikâyeleriyle doludur.
Evrensel siyaset teorisi net bir kural koyar: Sorumlu ve temiz siyaset, gücü elinde bulunduranın şeffaflığı ve hesap verebilirliği ile ölçülür.
Ancak bugün Türkiye’de, ana muhalefet sıfatını taşıyan ve cumhuriyetin kurucu iradesi olmakla övünen CHP, evrensel siyasî ahlâk ilkelerini tersyüz eden, popülist ve derin bir tutarsızlık girdabının içinde sürükleniyor.
Karşımızda, siyaset üretmek veya ülkenin makro sorunlarına gerçekçi alternatifler sunmak yerine, adları yolsuzluk, rüşvet ve ahlakî zafiyetlerle anılan bir yapı var. Ve en acısı, tüm bu bagajı “kutsal kelimeler” ardına saklanarak hafifletebileceklerini sanıyorlar.
Bugün yerel yönetimler üzerinden patlak veren tablonun vahameti ortada. İBB odaklı operasyonlar, Ekrem İmamoğlu ve ekibinin merkezinde olduğu soruşturmalar, yerel düzeyde rüşvet ve irtikap iddialarıyla görevden alınan veya tutuklanan belediye başkanları, il başkanları...
Liste uzayıp gidiyor...
Normal bir demokraside bu tür somut iddialar karşısında bir siyasî partinin yapması gereken şey, yargı önünde hesap vermek ve kendi iç temizliğini yapmaktır. Fakat CHP tabanında ve tavanında işleyen mekanizma tam bir akıl tutulması:
Yolsuzluk diyorsun, “Cumhuriyet” diyorlar.
Hırsızlık diyorsun, “Atatürk” diyorlar.
Ahlâksızlık diyorsun, “Laiklik”........
