Cehalete bürünüp kibir diye görünen bir figür: Mine Kırıkkanat!
Türkiye’de aydın olmakla provokatör olmak arasındaki o ince, kimi zaman da fazlasıyla kalın olan çizgi, -meydan boş kalınca- ne yazık ki sık sık ihlal ediliyor. Topluma ufuk açması, kavramları derinleştirmesi beklenen isimlerin, sığ bir kibrin ve tarihsel bir körlüğün içine hapsolmasına şahitlik ediyoruz. Bu kesintisiz gösterinin başrol oyuncularından biri, yıllardır ismini entelektüel bir üretimden ziyade, attığı polemik bombalarıyla duyuran Mine Kırıkkanat…
Son olarak eski CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nu hedef alırken kullandığı “kılıç artığı” ifadesi, sıradan bir dil sürçmesi veya talihsiz bir benzetme olarak geçiştirilemez. Bu coğrafyanın en acı, en kanlı, en travmatik kelimelerinden biri sayılan “kılıç artığı”, kime, hangi inanca, hangi mezhebe karşı kullanılırsa kullanılsın, kelimenin en hafif anlamıyla aymazlıktır, nefret söylemidir ve kesinlikle şiddet içerir.
Peki, on yıllardır bu ülkede köşe yazarlığı yapan, “aydın” titrini kimselere bırakmayan Kırıkkanat’ın bu infialden sonraki savunması ne oldu?
“Kılıç artığı sözünün tarihçesini bilmiyordum. Bu sözü Kılıçdaroğlu’nun soyadına atfen söyledim. Cehaletimi bağışlayın.”
Bir yazarın, hem de Cumhuriyetle yaşıt bir gazetenin yazarının, kelimelerin tarihsel ağırlığından bîhaber olması başlı başına bir faciayken, bu coğrafyanın sosyolojisine bu denli yabancı kalıp ardından “cehalet” kalkanının arkasına sığınması, trajikomik bir samimiyetsizliktir, eşi benzeri görülmemiş bir cehalettir. Bu, masum bir cehalet olarak geçiştirelemez; kendi yankı odasının dışındaki acılara, kimliklere ve tarihe karşı geliştirilmiş kibirli bir sağırlıktır da...
Mine Kırıkkanat’ın arşivine doğru kısa bir yolculuğa çıktığımızda, bu........
