Dijital gürültüde kaybolan gerçek
Teknolojinin yoğun kullanımı dijital çağda haber üretimini hızlandırdı. Ancak aynı hız, sorumluluğu beraberinde getiremedi. İnternet siteleri, haber portalları ve bazı yayın organları, etkileşim ve tıklama uğruna manşeti gerçeğin önüne koyar hâle geldi.
Artık mesele doğru haberden çok, daha çok tıklanmak.
Bu tercih sadece haberciliği değil, toplumsal dengeyi de bozmuyor mu?. Bugün “çarpık haber” dediğimiz şey çoğu zaman yalan değildir. Ancak günümüz daha sofistike bir yöntemle üretiliyor.
Gerçek bir olay bağlamından koparılır, en uç ihtimal başlığa taşınıyor. İhtiyat payı ise metnin en altına yer alır. Başlık kesin konuşur, içerik ise muğlâktır.
Okuyucu başlığı okur, endişeyle tıklar. Metni okuyan azdır. Düşünen ise daha da az.
Duygu Mühendisliği
“Uzmanlar uyardı!” denir; ama uzman yoktur. Büyük tehlike kapıda!” yazılır; ama zaman, mekân, veri belirsizdir. Tekil bir olay, ülke geneline yayılır.
Teknik bir arıza “sistem çöküyor ”a, Münferit bir vaka “toplum kontrolden çıktı”ya,
bir ihmal ise “Kaçınılmaz felakete” dönüşür. Bu artık habercilik değil, duygu mühendisliği halini almıştır.
“Felaket”, “şok”, “dehşet”, “kâbus”, “alarm’’.
Bu kelimeler haberin kendisi değil, motoru hâline gelmiştir. Oysa bir haber ne kadar bağırıyorsa, insan o kadar az düşünür.
Haberciliğin pusulası ve amacı ise, Click Rate (CTR – Click Through Rate) ve bu dil, “click bait” ticari değer oranının yükselmesine hizmet ediyor.
Başlıklar tanıdık mi?
• “Şimdi........
