menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Yalnızlık, Ah Mine’l Yalnızlık

13 0
27.10.2026

Bazen güncel olaylar, dış politika , savunma meseleleri derken bazı insani konuları ve gündem dışı olguları göz ardı ediyoruz. Bugün insanın kadim dostu ve kaderi ve hatta fıtratının bir parçası olan yalnızlık üzerinde hasbihal edelim istiyorum. Hep birlikte yalnızlığın farklı veçhelerine bakalım. Korkutucu yönlerine olduğu kadar munis ve dostane yönlerine de dikkat sarf edelim. Tarihin meşhur yalnızlarından örnekler verelim. Okurken belki kendimizden ve zamanımızdan benzerlerini görürüz. Herşeyden önce yalnızlık korkutucudur. Bunaltıcıdır. Bu yüzden anksiyete ile birlikte daha çok görürüz yalnızlığı. Ancak, insanın doğasına (Hilkatine) ve hikayesine baktığımızda yalnızlık adeta insanda mündemiç bir olgudur. Biraz yoğunlaşarak düşünürsek doğum yapan anne yalnızdır, doğum sancılarını, korkularını, ümitlerini ve annelik hissiyatını yalnız yaşar. Anne rahminde çocuk yalnızdır. “Elest Bezminden” nasıl çıktığımızı bilmiyoruz ama anne rahmine düştüğü andan itibaren insanın bir varoluşsal serüvene atıldığını, bunun psikolojisini, taşıdığı gerilimi bugünkü gelişmiş bilim yöntemleri ve cihazlarla anlayabiliyoruz. Dünyaya geliş süreci de zorlu ve yalnız bir süreçtir. Çocuk anne rahminde biyolojik ihtiyaçları için anneye bağımlı ise de psikolojik ihtiyaçları ve gelişimi bakımından anne desteğine ihtiyacı olmakla birlikte ilk dünyevi ve insani çabanın örneklerini gösterdiği, ilk sınamalara tabi olduğu bir bağımsız süreç de yaşamaktadır.

Dini çerçevede baktığımızda dünyaya indirilen Adem (as) yalnızdır. Vahşi dünya ikliminde (Ortamında) sadece biyolojik ve fiziksel ihtiyaçlarını karşılamak için değil, psikolojik ve manevi ihtiyaçlarını karşılamak aynı zamanda da üzerine yüklenmiş peygamberlik görevini yapmak için bir yalnızlık sınamasına da tabi tutulmuştur. Sadece Adem (as) mi yalnızdır? Elbette hayır, prensipte bütün peygamberler (as) hayatlarının ve görevlerinin farklı aşamalarında perde perde ve çeşit çeşit yalnızlık içindedirler. Eşini ve oğlunu bile hak yola davet edip başarısız olan Nuh (as) ne kadar da yalnızdır! Çölde eşiyle belde belde gezen İbrahim (as) az mı yalnızlık çekmektedir? Kuranda ve sahih hadislerde geçmemekle birlikte bazı İslam Alimlerinin tebliğ sahibi bir zat olarak tanıdıkları Cercis (Circîs) (as) son derece dehşet verici bir yalnızlık yaşamıştır. Kaynağı bilinmeyen anlatılara göre kendisi üç defa işkenceler ile öldürülmüş ve sonra da Allah (cc) tarafından diriltilmiş, tebliğine devam etmiştir. Ölümüne giden her işkence sürecinde kendisine melekler gelmiş, sabır etmesini tavsiye etmişlerdir. O’nun ölümü ve fevkalade diriltilmesi olaylarını gören halk (Suriye’de mukim bir halk olduğu söylenmektedir.) son defa şehit edilmesinden sonra iman etmişlerdir. Servet ve güç bakımından gelişmiş azgın kavimlere gönderilen peygamberlerin (as) yalnızlığını ise ölçmek mümkün değildir. Sefih ve azgın Lut kavmi içindeki Hazreti Lut’u (as) düşünelim. Ona yapılan saygısız sözleri düşünelim. Sodom halkı içinde 10 tane inanan insanın bulunmayışı ne acıdır? Sodom’a ilahi afet inmeden önce İlahi himaye ile Sodom’u terkeden Hazreti Lut’un (as) yanından karısı yoktur. O da azgın Sodom ve Gomorra ve mü’tefikat halkıylabirlikte helak olmuştur. Bütün Lut Kavmi içinden emri bil maruf yapan 10 kişi bulunamamıştır. MÖ 1900’lü yıllarda, büyük depremle volkanik ve doğal gaz patlamaları sonucu bu şehirlerin altı üstüne getirilmiştir. Hatta Kuranı Kerime göre bu şehirlerin üstüne pişirilmiş balçık taşları yağdırılmıştır. Burada amacım semavi afetin tasviri değil, bu afete yol açan Lut kavminin azgınlıklarına ve peygamberlerine reva gördükleri zulmün büyüklüğüne işaret etmek içindir. Zira afetler azgınlığa göre nitelik ve nicelik farkı gösterirler.

Pagan kavimlere karşı peygamberlerin yalnızlığını bir derece tolere etmek mümkündür. Ama ya kendilerine inandıkları halde sonradan peygamberlerine asi olan kavimler içindeki peygamberleri ne derece anlayabiliriz? Musa (as) gibi doğumundan ölümüne kadar sert şartlarda bir hayat yaşayan ve peygamberlik vazifesini gören bir peygamber tarihin en azgın kavmi ile imtihan olmuştur. Bu açıdan baktığımızda Hazreti Musa’nın (as) Firavun ile mücadelesi kendi kavmi ile mücadelesinden daha kolaydır. Daha anlaşılırdır. Ancak, inandığını söyleyip her defasında inancından dönen, Peygamberine ve Allah’a (cc) isyankar olan saygısız Yahudi kavmini anlamak mümkün değildir. Ki bu kavim peygamberlerini öldürmüştür. Hazreti Musa (as) bu azgın kavim içinde ne kadar da yalnızdır! Kardeşlerinin ölsün diye kuyuya attığı Hazreti Yusuf’un (as) yalnızlığı bile Musa’nın (as) yalnızlığı yanında tolere edilebilir niteliktedir. Asur İmparatorluğunun başkenti Ninova’ya peygamber olarak gönderilen Hazreti Yunus b. Metta’nın (as) balık karnındaki yalnızlığı da keza daha anlaşılırdır. Daha tahammül edilir, sebepleri teşhis edilebilir bir sınav ve yalnızlıktır. Hazreti İsa’nın yalnızlığı ise çok iç acıtıcıdır. Havarilerinden birinin ihaneti çarmıha gerilmesinden daha fazla acı vericidir. Keza Peygamberimizin (asm) yalnızlığı bir o kadar acıtıcıdır. O’nun emin sıfatını, üstün ve güzel özelliklerini bilmelerine rağmen çoğu akrabası olan senadid-i Kureyş (Kureyşin büyükleri) kendisine içlerinden inandıkları halde ellerindeki ekonomik ve siyasi rant gidecek kaygısıyla iman etmemişler, kendisine ve ilk müminlere akıllara gelmeyecek eziyetler etmişlerdir. Peygamber Efendimize (asm) akıllara gelmedik iftiralar atmışlardır. Bu arada iftira demişken, iftira en büyük yalnızlaştırıcı unsurlardan biridir. Buna modern zamanlarda “Şeytanlaştırma projesi” diyoruz. Uhud ve Hudeybiye’deki yalnızlığı çok ağırdır. Nitekim her iki hadisede de doğrudan peygamberimizi muhatap alan ayetler ve sure (Fetih) nazil olmuştur. Peygamberimizin (asm) bir diğer yalnızlığı da şu olsa gerektir, son peygamber olarak ümmetinin kıyamete kadar yaşayacaklarını Allah’ın dilediği ölçüde göstermesi ile başta sevgili ashabı (ra) arasında olmakla üzere ümmeti içindeki fitneleri dünya gözüyle görür gibi görmüş olmasıdır. Kucağına aldığı torunu Hazreti Hüseyin'in (ra) şehadetini, Ammar’ın (Ammar b. Yasir) (ra) baği (Azgın, sapkın) bir topluluk tarafından katledileceğini de haber vermiştir, zira Ona gösterilmiştir. Tebliğinin gönüllerden çıkıp gitmesi ne kadar büyük bir yalnızlık acısıdır! Eğer bugün İslam........

© Haber7