menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Savaşlar, İttifaklar, Lejyonerler

15 0
27.04.2026

Ne kadar yazmaktan kaçınsak da savaş hükmünü icra etmeye başladığında elimizden başka bir şey gelmiyor. Vakıa bugünlerde yaşadığımız savaşın göstergelerini geçtiğimiz yıllarda muhtelif vesilelerle tespit etmiş, kamuoyunun dikkatine sunmuştuk. Başlayan savaşa ilişkin ilk yazımız, Modern Devlet ve Güvenlik kitabımızın tamamlayıcı bilgileri nevinden kaleme aldığımız küresel savaş riskine dair yazımızdı. Sanırım tarih 2002 idi, Güney Çin Denizinde ABD savaş gemisi seyirde iken bir Çin denizaltısı yüzeye çıkmıştı. Bunun anlamı üzerine o değerlendirme yazımızda bir paragraf ayırmıştık. Dünyada ağır bir harp havası var diyerek yazımıza son vermiştik. O günden bu günlere geldiğimiz süreçte ağır ağır savaş eşiğine geldik.

Bugün artık asimetrik tehditler gibi vekalet savaşları da önemlerini yitirmiş durumdalar. Zira dünyadaki büyük güçler tam anlamıyla kendi varoluşsal savaşları için hazırlık içindeler. Hatta bu varoluşsal savaşlar başladılar bile. Dolayısıyla birçok büyük devlette savaş ve savaşa hazırlık birincil öneme sahiptir. Bunun dışında kalan diğer herşey ikincil değere sahiptir. Bu durumu ABD, Çin, Rusya başta olmak üzere Almanya, İngiltere, Fransa gibi ülkelerde gözlemlemek mümkündür. Mesela bu ülkelerin hepsinde iç siyasi rekabet ve mücadele mevcut iken savaşa hazırlık çalışmaları öne alınarak iç siyasi çatışmalar arka plana alınmıştır. Burada özellikle Rusya, Amerika gibi iç çatışma raddesine gelen siyasi mücadelenin bir süreliğine durdurulması dikkati çekmektedir. Burada okurlarımız özellikle Amerika’da geçtiğimiz haftalarda görülen üst düzey istifaları hatırlayabilirler. Ancak, bu istifalar bir siyasi mücadele değil, aynı iktidar odağı içindeki bir savaş biçiminin tercihinden kaynaklanan istifalardır. Rusya’da muhalefet susmuştur, durmuştur. Almanya, Fransa ve İngiltere gibi Batılı ülkeler ise artık siyasi mücadelenin üzerine çıkmışlar, teknik açıdan savaşa hazırlanmaktadırlar. Ancak,varoluşsal savaşın bilincinde olmayan toplumlarda trajediye yaklaşan uygulamalar, iç çatışmalar, ihmaller, özensizlikler, sadece günü kurtarmaya yetecek eylemler, vs dikkati çekmektedir. Savaş dediğimizde ilk aklımıza gelen ittifaklar, savunma sanayiinin geliştirilmesi, harp finansmanının düzenlenmesi, beşeri kaynakların temini ve tanzimi, iç yapıda birliğin sağlanması, vb ana hususlardır. Bu konulara dair önceki yazılarımızda hayli detaylı bilgiler ve değerlendirmeleri görmeniz mümkündür. O yazıların üzerinde başka gelişmeler olursa tekrar o konulara döneceğiz. Ancak, bugünkü yazımızda savaşların içindeki bir başka özel konuyu işlemeye çalışacağız: Lejyonerler. İttifak sistemi ayrı bir konu başlığı olmakla birlikte, bu yazımızın çerçevesinde lejyonerleri kapsayan ya da lejyonerler ile ilgili ittifaklara kısmen değineceğiz. Ancak, bu büyük ölçüde lejyonerler ile ilgili olacaktır. Bilindiği üzere lejyonerler özellikle Batılı ordularda şöhret kazanmış paralı askerlerdir. Ancak, derinliğine bir araştırma yapmaya kalktığımızda lejyoner sisteminin farklı formlarda ortaya çıktığını görmek mümkündür. Bunlar her zaman paralı askerler olmayabilirler mesela. Bazıları ülkü birliği şeklinde ortaya çıkabilirler. Bazıları bir ittifak sisteminin uzantısı veya gereği olabilirler. Hatta bazıları devletlerin kurucu unsurları bile olabilirler. Bugünün lejyonerlik sistemini çok yönlü değerlendirebilmek için tarihteki ve farklı sistemlerdeki lejyonerlik sistemlerine değinmekte yarar vardır. Tarihte Lejyonerlik Sistemleri ve UygulamalarıTarihte ilk çağlardan beri paralı asker istihdamını biliyoruz. Mesela Pers İmparatorluğu paralı askerden oluşan birliklere sahipti. Maraton Savaşının (MÖ 490) sıradışı generali ve savaşın sevk ve idaresinden sorumlu ordu komutanı Miltiades Pers Ordusunda daha öncesinde paralı asker olarak çalışmış bir komutandı. Latince “Legere” seçmek fiilinden “legia, legionis” “askere almak” yani “(askere almak için) seçmek kelimesinden türetilmiş lejyon kavramını tarihte ilk kez Roma lejyonları olarak duyuyoruz. Ancak bu lejyonlar paralı askerden ziyade Roma vatandaşlarının bir yükümlülüğü ile teşkil edilen özelliklıe ağır piyade sınıfını ifade etmekteydi. Roma lejyonu askerleri bakım, beslenme, vb ihtiyaçları dalında cüzi bir maaş da almaktaydılar. Bu lejyonlar başlangıçta Roma Vatandaşlarından askere aldım yapılarak oluşturulmuş ise de zamanla maaşlı profesyonel askeri birliklere dönüşmüştür. Bundan dolayı olsa gerek zamanla profesyonel ücretli farklı orduların içinde savaşan birliklere lejyoner birlikleri denilmiştir. İsimlendirmenin illa ki kelimesi kelimesinden yapılması gerekmemektedir elbette. Mesela Haçlı Seferlerinde orduların önemli bir kısmını Avrupa’nın kuzeyindeki Cermanik topluluklar oluşturmuştur. Savaşı Güney Fransa’daki dini yapılar teşvik etmişler, sevk ve idareyi muhtelif Avrupalı krallar ve komutanlar üslenmişler, savaşı da Kuzeyli savaşçılar yapmışlardır. Tabi ki bu Haçlı sürülerine. Katılan Güneyli veya Orta Avrupalı toplulukları ve birlikleri dışlamamaktadır. Bu döneme kadar imparatorluk ordularında lejyoner olarak isimlendirilmeyen askeri birliklerin kullanıldığını görmek mümkündür. Mesela İmparatorluk güçleri bir bölgeyi yağmaladıklarında o bölgenin insanlarını da farklı işlerde ve bu arada savaşta kullanmak üzere esir alıyor ve eğitiyorlardı. Bazen de güçlü bir hükümdarın ordusunda ister böylesi esir askerler isterse ona bağlı devletlerin müstakil askeri birlikleri bulunuyorlardı. Abbasi Dönemi Halifeleri korumak için Türklerden teşkil edilmiş askeri birlikler Samarra şehrini kuracak kadar çok sayıda idiler. Nitekim o dönemde Abbasi hükümranlığı zayıfladıkça Mısır'da Tolunoğulları (868- 905), Akşitler (935- 969), Eyyübiler (1171- 1348) (Kuruluş merkezi Suriye) ve Memlükler (1250- 1517) gibi profesyonel askerlerin ve generallerin hakimiyet kazandığı devletler kurulmuştur. Bu arada, bu saydığımız devletlerin beşeri kaynağı sadece Türklerden oluşmamaktadır. Mesela Eyyübilerde Kürt elit ve Türk Selçuklu nüfusu daha ön plandadır. Memlüklerde ise çoğunluğu Kıpçak Türkleri olmak üzere Karadenizin kuzeyi ve Kafkasya kavimlerine mensup asker ve komutanlar ön plandadır. Bu devletler, kuruldukları yıllarda esirlerin, farklı boyların, kişilerin ücretli olarak ordularda savaşçı, komutan veya Danışman olarak istihdam edilmeleri yaygındır. Keza Cengiz Han'ın ordusu içinde de paralı, itaat altına alınmış veya müttefik olarak bulunan muhtelif Asya milletlerinden askerler bulunmaktadır. Asya Coğrafyasından göçler yoluyla taşan, bir anda Avrupa içlerine ve Güneyde ise Mısır’a kadar inen Türk ve diğer Asya kavimlerine ait topluluklar dönemlerinin jeopolitik çatışmalarının içinde bazen karşı karşıya da gelmişlerdir. Mesela Avrupa ve Karadeniz’in Kuzeyindeki Türk nüfus (Müslüman olan veya olmayan) uzun bir dönem Bizans İmparatoru, bazı Batılı Krallar için paralı asker olarak savaşmışlardır. Turkopouloi denilen bu paralı askerler Bizans İmparatoru adına sefer yaptıklarında ganimetler kendilerinin fethettikleri topraklar ise Bizans İmparatorunun olacak çerçevede savaşmaktadırlar. Aynı şekilde, Hıttin Savaşında Selahaddin Eyyübi’nin İslam ordusu karşısında Haçlı Ordusunda küçük Turkopouloi hafif süvari birliği vardır. Şunu belirtelim ki, Sultan 1. Murat Döneminde Osmanlı İmparatorluğunun müstakil ve kurumsallaşmış bir devlet olarak tanziminden sonra bu Turkopouloi işi bitmiştir. Geç Ortaçağ Haçlı Seferlerini Batılı kroniklere göre inceleyen Mısırlı tarihçi uzun bir dönem Kıpçak ilinden boğazlar yoluyla Mısır’a Memlük Devletine askeri istihdam için köle getirip sattığını anlatır. Buradaki ticaret sistemin bir ortağı da Osmanlı İmparatorluğudur, Cenovalılar hatırı satılır bir vergi ödemektedirler. Şunu ifade edelim ki, Karadenizin kuzeyinden ta kuzey denizine kadar olan geniş coğrafyada yaşayan nüfusa genel olarak “Slav” yani esir denmesinin bir nedeni vardır. Paralı asker sisteminin her zaman arzu edilen sonuç vermediği açıktır. Buna belki en iyi örneklerden biri Malazgirt Savaşında (1071) Bizans ordusundaki Peçenek, Uz, Kuman gibi Türk askerlerinin karşılarındaki ordunun Türklerden müteşekkil olduğunu görüp saf değiştirmeleri, Alparslan'ın ordusuna katılmalarıdır. Bu taraf değiştirmenin savaşın seyrine etki yaptığını tarihçiler ifade etmektedirler. Paralı asker sisteminde radikal değişiklik yapan ise Osmanlı Devletinin kurucu siyasi aklıdır. Önce savaş esirlerinden ¼ (Pencü Yek) Pendik oğlanı altında devletin hizmetine alınarak profesyonel Yeniçeri Ordusunun temelleri atılmıştır. Avrupa’da ancak 50 yıl sonra profesyonel ordular kurulmuştur. Sadece orduda değil, yetenekli olan çocukların içinde siyasi ve mülki yöneticiler de yetiştirilmiştir. Paralı asker meselesi bu sistem ile doğrudan devlet yapısına entegre edilmiştir. Ortaçağın en güçlü ordularından birini kuran Timur’un -Ki kendisi de bir nevi lejyonerdi, Cengiz Han soyundan gelmiyordu- ordusunda Ankara Savaşına gelirken 20 tane han ve emir bulunmaktaydı. Bunların bazıları gönüllü müttefik olsa da bazıları cebren ittifakın bir parçası bazıları da lejyoner tarzı birliklerin komutanlarıydılar. Ortaçağ’ın bitiminde ise Avrupa’da paralı asker önemlidir, ama daha da etkili olanları askeri danışmanlardır. Ki bu danışmanlar Avrupa ordularının yapılarını, eğitim sistemlerini, savaş düzenlerini ve eğitim sistemlerini değiştireceklerdir. Hatta bu danışmanlar ve eğittikleri Hollanda ordusunun bazı unsurları Amerika’ya göç ederek orada bir........

© Haber7