Nato Zirvesi Sonuçları Üzerine
Ankara'da yapılan Nato Zirvesi geçtiğimiz hafta sona erdi. Zirve sonunda da bir Bildiri yayınlandı. Ülkemizde alışılmışın dışında birçok farklılık görülen organizasyon üzerinde çok konuşuldu. Ben bu konulara girmeyeceğim. Daha çok zirvenin hukuki, teknik yönleri ve özellikle de Sonuç Bildirgesini değerlendirmeye çalışacağım.
Ancak, Nato Ankara Zirvesinin değerlendirmesine başlamadan önce bazı temel bilgileri paylaşmaya çalışacağım. Nato fiili olarak yetki bölgesi dışı operasyonlar yürütmüş olsa da resmi olarak bir bölgesel askeri teşkilattır. Nato'nun bölgesi dışındaki operasyonlar kapsamında Eski Yugoslavya'da Boşnaklara yönelik yapılan katliamlar, ülkedeki Sırplar ile diğer etnik yapılar arasında derinleşen kriz ve çatışmaları durdurmak amacıyla Sırpların elinde bulunan askerî tesislerinin ve kritik altyapılarının hava harekatıyla bombalanması; Libya'nın Nato ve Nato'ya üye ülkelerin hava birlikleri tarafından bombalanması; Afganistan Görev gücünde Nato'nun BM Güvenlik Konseyi yetkisi altında Afganistan'a gitmesi ile uluslararası gorev gücüne liderlik etmesi, özellikle eğitim, danışmanlık gibi bazı özel misyonlar icrası gibi hususları sayabiliriz. Zaman içerisinde Nato farklı vesileler ile askeri yapısı ve faaliyetleri esas olmakla birlikte farklı görevler ile işlevlerini arttırmıştır. Ancak, NATO ne kadar gelişirse gelişsin, ne kadar genişlerse genişlesin siyasi kararlar alacak, diplomatik misyonlar icra edecek bir siyasi ya da kültürel yapı değildir. Özellikle üyelerinin belirli bir coğrafyadan olması, bazı seçim kriterleriniz başlangıçtan beri var olmasıyla BM ve kurumları gibi dünyayı kucaklayan bir tepe kuruluş da değildir .
2. Dünya Savaşı sonrasında 1945'de San Francisco'da kurulan BM'den sonra NATO, 4 Nisan 1949 tarihinde Washington Antlaşması ile kurulmuştur. Türkiye ve Yunanistan ise 1952 yılında NATO’ya katılmıştır BM'nin küresel şemsiyesini takviye eden önemli bir bölgesel askerî kuruluştur. (Bu iki yapının da Amerika’da kurulmuş olması o dönemin güç denklemini de göstermektedir) .Ancak, kendi bölgesi içinde askeri müdahale siyasi kararı ve diğer siyasi kararları tercihan BM ile koordineli, yetki bölgesi dışındaki siyasi ve askeri müdahaleye ilişkin politik kararları ise BM Güvenlik Konseyinin vermesi ve alt kurumları ile koordine edilmesi uygun görülmektedir.
Küresel güvenlik sisteminin dogru ve etkili işleyişi için bugüne kadar bulunan en az kötü veya en iyi çözüm seti bu mekanizmadır, bu mekanizma içindedir, daha ötesinde söylenecek olan henüz yenisi de kurulmamıştır. NATO gibi askeri ve AB gibi kısmi ve bölgesel ittifaklar, birlikler küresel sistemin sağlıklı işlemesinde BM patronajı altında ve BM ile koordineli olarak çalışmaktadırlar.
Bu mekanizma aynı zamanda bir hukuki zemin de oluşturmaktadır. Uluslararası hukukun çatışma bölgelerindeki güvenliğin sağlanması, temel kamusal hizmetlerin ulaştırılması, yürütülen askeri ve sivil faaliyetlerin finansmanı gibi hususlar gerek hukuki düzenlemeleri gerekse temin edilmeleri gibi alanlarda BM en yetkili, birikimlive çerçeve kuruluş olarak ortaya çıkmaktadır (Bütün eleştirileri de dikkate alarak, dışlamayarak).
Nitekim İran Büyükelçiliği Ankara NATO Zirvesi bildirisinde İran'la ilgili kararlara ilişkin yapmış olduğu karşı açıklamada NATO'nun yetkisizliğine de dikkat çekmiştir. Zirve Bildirgesinin ilk paragrafı bir bağlılık teyidi ile başlamaktadır: “Biz, Kuzey Atlantik İttifakı'nın Devlet ve Hükümet Başkanları olarak, Antlaşma'nın 5. maddesi kapsamındaki ortak savunma taahhüdümüze ve transatlantik bağa olan sarsılmaz bağlılığımızı bir kez daha teyit etmek üzere Ankara'da bir araya geldik.” Ve “Birimize yapılan saldırı, hepimize yapılmış saldırıdır.” ifadesiyle bu taahhütler müĥürlenmektedir. Bu ifade başlangıçtaki 5. Maddenin hükmünü tekrar ve takviye edici bir ifadedir. Elbette bunun bir anlamı vardır.
Takiben “Birliğimiz, dayanışmamız ve ortak gücümüz; özgür ve demokratik uluslardan oluşan İttifakımızdaki 1 milyar vatandaşın barışının, güvenliğinin ve refahının temelini oluşturmaya devam ediyor.” NATO’nun demokrasi vurgusu ortak güç, refah ve güvenlik arasında bir anlam azalmasına maruz kalmış görünmektedir.
“Rusya'nın Avrupa-Atlantik güvenliği ve istikrarına yönelik uzun vadeli tehdidine ve terörizmin süregelen tehdidine karşı koymak için Müttefikler, Lahey savunma taahhüdünü yerine getiriyor.” ifadesi Rusya Avrupa’nın Atlantik güvenliği için uzun vadeli tehdit olarak işaretlenmiştir. Bu Rusya'ya karşı provokatif bir tutumdur. Amerika Rusya ile mücadele görevini Avrupalı güçlerin sırtına yüklemiştir. İngiltere, Almanya ve Fransa ile Polonya gibi güçler de bu konuda istekli, kararlı davranmışlardır. II. NATO Döneminin kullanışlı kavramı “Terörizmin süregelen tehdidi” bu bildirgede de zikredilmiştir. Bu madde NATO'nun veya NATO adına bazı güçlerin önümüzdeki dönemde daha etkin olabileceğini göstermektedir. 2025 NATO Lahey Zirvesinde alınan “Müttefikler, Washington Antlaşması'nın 3. Maddesi uyarınca bireysel ve kolektif yükümlülüklerimizi yerine getirmek için 2035 yılına kadar temel savunma gereksinimlerine ve savunma ve güvenlikle ilgili harcamalara yıllık olarak GSYİH'nin % 5'ini yatırmayı taahhüt ederler” taahhüdüne bağlılığı teyit etmişlerdir.
Bu savunma harcamaları Lahey Bildirgesinde iki temel kategoriye ayrılmıştır. İlk olarak “Müttefikler, NATO savunma harcamalarının kabul edilen tanımına göre, 2035 yılına kadar temel savunma gereksinimlerini karşılamak ve NATO Yetenek Hedeflerine ulaşmak için yıllık olarak GSYİH'nin en az %3,5'ini ayıracaklardır.” Ayrıca bu taahhütler her NATO Zirvesinde takip edilecektir. Bu yıl yapılan zirvede katılımcı devlet başkanları savunma harcamalarını hangi oranda artırdıklarına dair sunumlar yapmışlardır. Hatta bu........
