İmparatorlukların Genetiğine Bağlı Doğumu ve Ölümü
Bu yazımızda imparatorlukların genetiğine bağlı sorunlar ve olgular üzerinde durmaya çalışacağım. Bir önceki yazımızda “Bir Özne ve Enstrüman Olarak İmparatorluklar” başlıklı yazımızda imparatorlukların genetiğine ilişkin bazı tespitler ve tanımlarda bulunmuştuk. Ancak, sadece genetiklerine ve bunlardan kaynaklanabilecek gelişmelere, olgulara ve sorunlara münhasıran değinmemiştik. Bu yazıda imparatorluğun genetiği, gen dizimi, doğası, vb özüne ilişkin niteliği ile bağlı sorunların ve sorunsalların ilişkisini odak alacağız.
Emperyal Bir İdeal ve Tasarım Olarak İmparatorluk
Krishan’ın yetkinlikle belirttiği üzere imparatorlukların çoğunda belirli yoğunlukta “Evrensellik” iddiası vardır. Bu iddianın alt yapısını ise mükemmellik, üstünlük ve büyüklük değerleri oluşturmaktadır. Evrensellik (Ekümeniklik) bütün dünyayı kuşattığı gibi bazı bölgesel imparatorluklar için bölgesel ulusları içerme şeklinde de tezahür edebilir. İmparatorluk zaten başta bir bölgede farklı yapılar arasındaki sorunları, ilişkileri, farklılıkları, ayrışan üretim biçimlerini, yaşam tarzlarını, kültürleri, inançları, vb bir arada yaşama ve yaşatma formülünün tasarımı değil midir? Bu açıdan bakıldığında imparatorluk tasarımı “Emperyal ideal ve düşüncelerin” tasarımıdır. Fikirde ve uygulamada bir “mükemmeliyet” aranır ve tesis edilir.
Yönetim felsefesinin düşünürleri Roma imparatorluk yönetiminin bir mükemmel mimariler bileşkesi olduğunu söylerler. Çatıya baktığımızda karar almayı kolaylaştırıcı bir faktör olan Senato tarafından seçilen “Sezar”, mükemmeliyet arayışının yönetimde izdüşümü olan meritokrasiyi ve aristokrasiyi temsil eden “Senato” ve zemini oluşturan halk meclisleri “Plepler”, Roma çıkarlarını Roma’ya girmeden imparatorluğun dört bir yanında koruyan “mühendis ve savaşçı Roma Ordusu” fethedilen bölgeleri yeniden Romalılaştıran Roma Hukuku ve Roma mimarisinin ana sütunlarıdır.
Antik Roma'daki halk meclislerine bakalım. Benzer bir mimariyi burada da görmek mümkündür. Halk meclislerine “Comitia” adı verilir. Halkın kendi içinde örgütlendiği ve farklı görevlere sahip üç temel meclis vardı: 1. Comitia Curiata (Cüriye Meclisi): En eski meclistir. Roma halkı kabilelere (curia) bölünerek toplanırdı. Roma’nın yerel kültür ve dinamiklere verdiği önemin bir göstergesi ve temeli idi. Bu meclisler dini işler ve aile hukuku gibi konularda yetkiliydi. Bir açıdan Osmanlıdaki millet sistemine benziyordu. Devletin hükümranlık yetkilerini tam kullanan savaş, Barış, uluslararası ilişkiler gibi konulardan ziyade bir nevi sosyal kurallar dediğimiz işlerde yetkiliydi.
2. Comitia Centuriata (Yüzlük Meclisi): Askeri sınıflara ve mal varlığına göre ayrılmış halktan oluşurdu. Savaş/barış kararları alır, konsül ve praetor gibi en üst düzey yöneticileri seçerdi. Bu meclisler Tomalı milletlerin içindeki farklı yeteneklere verilen önemin bir göstergesiydi. Eğer yeteneğe dayalı bir yükselme sisteminiz var ise ister devlet ister kurumsal yapı olsun daima kendini yenileyecek, gücünü koruyacaktır. Soyluluğa önem veren, Patrici sınıfını yönetimin en önemli organı haline getiren busistemde yeteneği ile yükselmiş farklı milletlerden insana tanınan bu sistemik imkan Roma için bir can damarıydı kuşkusuz. 3. Comitia Tributa (Kabile Meclisi): Coğrafi kabilelere dayanan meclisti. Daha alt düzey yöneticileri seçer ve yasama faaliyetlerini yürütürdü. Bunu daha ziyade beşeri kümelere dayalı yatay örgütlenme olarak görebiliriz. Bu üç meclisin bende uyandırdığı düşünce sistemin kendi içinde birbirini destekleyen, denetleyen yapıların mimarisine büyük önem verdiğidir.
Bunların dışında en üst organ en üst meclis diyebileceğimiz Senatoyu zikretmek gerekir. Soyluların ve eski devlet adamlarının yer aldığı danışma organı olan Senatus (Senato) Roma Cumhuriyetinin varlık ve bekasına ilişkin hayati kararları alan, devletin hükümranlık yetkilerini tam hukukla kullanan bir Meclis’tir. MÖ 264- 146 yılları arasında cereyan eden Pön Savaşlarında Senatonun üstlendiği rolü hatırlayalım. Kartaca Ordusu üç kez üst üste Roma ordusunu yenerek Romanın yakınına kadar gelmesine rağmen Roma Senatosunun direncini kıramamış, Senatonun iradesi Kartaca ile Barış önerisini reddetmiştir. Ki bu Kartaca'nın gelecek yenilgilerinin başlangıcıdır. Zira savaş da Barış gibi bir irade ile yapılır. Başlangıçta irade olmazsa her iki olgu da gerçek bir anlam içermezler.
Emperyal (Büyük) bir ideal ve tasarım fikri kulağa hoş gelse de yüklediği sorumluluklar itibarıyla taşıması zor bir fikirdir. Bu tür büyük fikirlerin her yönüyle ihtişamlı zaferler ve kazanımlar içerdiğini düşünmek yanlıştır. Büyük herşeyin toplamında ve sonucunda orta çıkmaktadır. Ancak, sonuna gelinceye kadar bir çok taviz, özveri, yenilgi, hatta büyüklüğe yakışmayacak derecede olaylar da vuku bulabilir. İmparatorluk aklı bütün bu süreçleri ince bir siyasetle ve zaman zaman da etkili bir güç kullanımıyla yönetebilir. Bizde olumsuz anlamı olan bir deyim vardır: “Bizans’ta oyun bitmez” ya da “Osmanlı’da ya da İstanbul’da oyun bitmez”. Bunun olumsuz anlamı yanında bir başka yönüne de dikkat çekmek istiyorum. İmparatorluk aklının her zaman periferideki akla üstün geldiğini de örtülü bir şekilde içermektedir. Dolayısıyla hile de bir açıdan stratejinin parçasıdır. Zaten Batı ve Sami dillerinde hile aynı zamanda strateji anlamına gelmektedir. İster hile ister strateji bunlar öncelikle beşeri aklın ürünleridirler. Beşeri akıl devlet aklının öznesidir. Devlet aklı Fransızlardan mülhem “Hikmet-i hükümet” (Raison d’Etat) kavramında ifadesini bulan sorgulanamaz kerameti kendinden menkul bir akıl değildir şüphesiz. Devlet aklı beşeri aklın münferit ve müşterek tezahüründen doğan bir tür istişari akıldır. Rasyoneldir, eleştirilebilir, doğrulanabilir ve yanlışlanabilir, hesap sorulabilir bir akıldır.
Ancak, büyük güç birikimini elde tutan bir imparatorluğun zirve yöneticileri bir süre sonra emperyal düşünceyi bir mükellefiyet olarak değil karşılıksız bir ödül olarak görmeye başlarlar. Gücün dayatmasına direnmek her beşer için çok zordur. Bu durum özellikle İmparatorlukların zirveye çıktıkları dönemlerde yanlış ve adil olmayan uygulamalar, ahlaki ve sosyal çözülme, vs olarak dışarıya doğru uç, filiz verir.
Diğer yandan eğer bir beşeri aklın ürününden bahsediliyor ise rakip aklın ürünlerini de dikkate almak gerekir. Dünya üzerindeki güç mücadelesi bir merkezden yönetilen statik bir mücadele değildir. Çoklu merkezlere sahip dinamik bir mücadeledir. Bu mücadelede küresel merkezlerden herhangi birinin sıçrama yaparak büyük güceevrilmesi son derece beklenen tabii bir durumdur. Hele ki şartlar rakip güçlerin avantajına ise…
İmparatorlukların çöküşüne ekseriyetle yabancı saldırılarının, asabiyesi güçl- milletlerin taarruzlarının neden olduğu söylenir. Bu bir bağlamda doğrudur. Ancak, özellikle emperyal imparatorluk tasavvurunun bozulması ekseriyetle bizatihi imparatorluğun o günkü sahiplerinin eliyle, hırslarıyla ve aklıyla olur.
Emperyal tasavvur ve mimari yapmacık retorik ile inşa edilemez. Kendi doğallığı içinde inşaa edilir. Bu öylesine güçlü ve içkin bir tasavvurdur ki, bazen dışarıdan bakıldığında tekil devlet olarak görülen güçlerin imparatorluk genetiğine sahip olduklarını üzerinde yoğunlaştıkça fark ederiz. İran İmparatorluğu bunlardan biridir mesela. Fars ve Türk milletlerinin ortaklığı içinde sayısız etnisite yaşamaktadır. Ayrıca İran öyle bir imparatorluktur ki, sahip olduğu dil ve kültür havzası Türk kültür havzası ile örtüştüğü gibi Afganistan, Pakistan, Hindistan gibi her biri kendi başına bir havza olan ülkeleri de kapsamaktadır. İmparatorlukların cüce virüsüyle enfekte olmaları tekil bir kültür, hanedan çıkarlarıyla sınırlandırılmalarıyla başlar. Sonrası malum kaderdir. Çok Uluslu ve Çok Kültürlü Bir Yapı Olarak İmparatorluk
İmparatorluklar ister çekirdek yapısı isterse genişlemiş halleriyle çok kültürlü ve çok uluslu yapılardır. Bu iki olgu imparatorlukların hayatında farklı etkiler yaratır. Çok uluslu yapı hem hanedan hem de tebaasının insan kalitesi ve zenginliğini olumlu etkiler. Harzemşahların meşhur savaşçı prensi Celalettin Mengüberti baba tarafından Türk anne tarafından Hint soyludur. Dünyadaki hanedanlar soy zincirinin sağlıklı, nitelikli devam için farklı ırklar ile sıhri yakınlıklar kurmayı tercih ederler. Bunun az istisnası vardır.
İmparatorluk tebaasının çok uluslu ve çok kültürlü olması sağlıklı “Çapraz dölleme” sayesinde toplumun niteliğini........
