Çin Nasıl Savaşır? -Savaşan Çin’i Anlamak Üzerine-
Bazen şaşırdığımız ihmaller, kayıtsızlıklar, düşüncesizlikler olur hayatımızda. Nasıl olur da bu kadar büyük bir hata yapabiliriz diye çok zaman sonra kendimizi hesaba çekeriz. Bazılarını ise düşünmeye ve muhasebe etmeye zaman bile kalmaz. Onların bir kısmı ağır hezimetler, yok oluşlar ve zilletlere yol açar. Sahipleri suskunluk içinde dünyadan göçer giderler. Bu ihmaller ve kayıtsızlıklar bireysel de olabilir toplumsal da. Hatta bazen devletler de ağır bir ihmal yüküne mübtela olurlar. Birçoğu büyük bir selin veya deprem çöküntüsünün altında kalmış gibi tarihten silinip giderler. Bugün benim de çok şaşırdığım ihmaller ve kayıtsızlıklar çerçevesinde dünyanın bir ucunda yükselen dev güç Çin’e karşı görülen ihmaller, kayıtsızlıklar ve idrak çabası eksiklikleridir. Böylesi bir devasa gücü ilk önce anlamak ve çözümlemek kritik önem taşıdığı halde buna karşı ilgisiz kalmak, onu sıradan güçlerden biri gibi görmek, sistemini idrak etmeye çalışmamak ne büyük eksikliktir. Bu kısa yazıda Çin’i her yönüyle anlama çabasını değil sadece Çin nasıl savaş yapar; savaşırken hangi yerli kaynakları üzerinde durur; geleneksel yöntemler ile modern yöntemleri nasıl sentez eder gibi sorular üzerinde durmaya çalışacağım. Bunu yaparken de tam olarak bütünü değil, bütünü haber veren parçaların incelemesini ve üzerinde düşünülmesini hedefleyeceğim.
Bu çerçevede, bugün yaşanan en büyük küresel hadise nedir diye sorulsa “Yeni bir küresel güç olarak yükselen Çin ve buna bağlı yaşanan gerilimler, çatışmalar, savaşlar, ve çok boyutlu mücadelelerdir” cevabını verirdim. Dolayısıyla Çin’in küresel güç olma savaşı ile ABD’nin bunu önleme savaşı günümüz dünyasının ve küresel dengenin temel belirleyici olayı bu savaştır. Bu savaş dünyadaki herkesi ilgilendirmektedir. O yüzden “Çin Nasıl Savaşır?” sorusuna esaslı ve doğru cevaplar bulmaya çalışacağım.
Elbette ki Çin zaman içinde asli mahiyetini korumakla birlikte değişen dünyaya kendi tarzında uyum sağlamıştır. Özellikle son 50 yıl içinde Çin derin bir yapısal dönüşüm geçirmiştir. Bu dönüşüm ilginçtir sadece Çin’in iç dinamikleriyle gerçekleşmemiştir. Özellikle 1990’lardan itibaren dünyayı saran dijitalleşme devrimleri Çin’in genç toplumunu da değiştirmiştir. Üstelik bu değişen gençlik kesimlerinin dünya nüfusuna oranı da dikkat çekicidir. Daha 2005’te Çin’de sosyal medya kullanıcısı genç nüfus 250 milyon olarak belirtilmiştir (M. Roskin). Amerika merkezli dijital dönüşüm Batılı ülkeler başta olmak üzere tüm dünyayı etkilemekle beraber en fazla Çin toplumunda yapısal dönüşümlerin muharriki olmuştur.
Yine 1980 sonrası Amerika ve Batıda başlayan çevresel etkileri olan üretim merkezlerinin az gelişmiş ülkelere taşınması; yüksek kar sağlayan büyük ürün arzı sağlayan şirketlerin büyük talep pazarı olan merkezlerde şubeler kurması devasa bir talep pazarı olan Çin’i özellikle de Doğu ve Güney Çini yeni bir üretim üssü yapmıştır. Bu durumu daha da derinleştiren husus Çin Komünist Partisinin bu gelişmeyi artırıcı tutum takınması olmuştur. Çin Komünist Partisi ve en üst Çin devlet liderliği ülkeye gelen yeni şirketlerle teknoloji transferi ve yerel işçi/ mühendis istihdamı oranı, vergi muafiyetleri ve yerel taşeron üreticilerin desteklenmesi gibi konularda tarihin en kapsamlı, derin ve ilginç işbirliği anlaşmaları imzalanmıştır. Buna basit bir kapitalist üretim üst yapısı ile uygulayıcı kapitalist üretim altyapısı eklemlenmesi demek yetersiz kalacaktır. Konumuz için de önemli sayılabilecek bir geleneksel- modern sentezi hybrid yapıdır. Bu hybrid yapı gerçek yapıya en fazla benzeyen mahiyette Çin örneğinde gerçekleştirilmiştir. Bir kere bu hybrid varlık üretildikten sonra artık sadece üretimin nicelik (sayısal) mahiyetini belirlemek kalmıştır. Bugün Çin'in geleneksel kurumları ile modern kurumlarının kesintisiz bir şekilde senteze gitmesi meselesi yeterince üzerinde çalışılmış bir konu değildir.
Peki Çin bu devasa gelişim ve dönüşümünü gerçekleştirirken kendinden çok üstün rakipleri ve bölgesel hasımları ile nasıl savaşmıştır? Gelişimini nasıl gizlemiştir? Tarihin hangi birikimini model almıştır? Geleneği modern biçime entegre ederken hangi yöntemleri kullanmıştır? Bugün çok az ipuçlarını gördüğümüz Çin politikasının geleneksel Çin düşüncesi ve savaş disiplinleri ile ilişkisi var mıdır?
Baştan şunu ifade edeyim ki, Çin sadece bizim değil, dünyanın az tanıdığı bir devasa kültür. Bunu son yıllarda Uzakdoğu çalışan bilim insanları sıkça ifade ediyorlar. Hatta Çin ile bir varoluşsal rekabete girmiş olan Amerika’nın akademi dünyasındaki araştırmacıları ve Think Tank uzmanları da aynı bilgi eksikliğini vurgulamaktadırlar. Çin konusunda özellikle Fransız Bilim insanlarının kısmen ileri düzey bilgileri olduğunu görmekteyiz. Hatta Çin'in bugünkü durumunu ifade eden eser bir Fransız’a aittir. Çin Uyandığında Dünya Titreyecektir başlıklı (Quand la Chine S'éveillera…Le Monde Tremblera) kitabı 1980 yılında Fransız Danıştay Üyesi Alain Peyrefitte yayınlandığında bu başlık bir motto haline gelmişti. Ne büyük bir vizyon! Ancak, sorun şudur ki, Çin Fransa’nın değil Amerika’nın stratejik rakibi ve hasmıdır. Çin bu yarışta hem kapsam hem de gelişmişlik açısından Fransa’dan çok daha öne çıkmıştır. A. Peyrefitte’in yazdığı eser sadece popüler bir eser olarak dünyada iki milyon satmıştır. Ama siyasi ve askeri karar açıcılar tarafından anlaşılarak çok az okunmuştur.
GELENEKSEL ÇİN SAVAŞ SANATI
Geleneksel Çin Savaş Sanatının kökenlerini tarihin çok uzak derinliklerine kadar götürmek mümkündür. Ancak, bunun bir disiplin olarak ortaya çıkışı ve yazılı bambu tabletlerinde görülmesi Savaşan Devletler Dönemine aittir. Bu dönem yaklaşık olarak MÖ 474-221 arasında Zhou Hanedanlığını (MÖ 1046- 256) son yollarını kapsamaktadır. Bu hanedanlık savaşlar, bürokratik ve askeri reformlar ve siyasi konsolidasyon ile bilinmektedir. MÖ 474-221 arasında savaşan devletler o dönemin 7 (Yedi) devleti arasında gerçekleşmiştir. Bu savaşan devletler Yan, Zhao, Han, Wei, Qi, Chu ve Qin devletleridir, bugünkü Çin’in Kuzey Doğusunda yer almaktadırlar. Savaşan Devletler Dönemi Qi Devletinin diğer devletleri yenip ilhak ederek bir imparatorluk kurması ile sona ermiştir.
Savaşan Devletler döneminde, Devletler siyaset ve savaşla ilgili sorunlar için etkili çözümler bulmak konusunda bir çaba içerisindeydiler. Zira devletler arası savaş şiddetle devam ederken her devlet için varlık ve beka meselesi ön plana çıkmıştı. Devletlerin kaygılı yöneticileri için hizmet sunmaya ve gelişmiş savaş yöntemleri hakkında danışmanlık yapmaya istekli çok sayıda uzman ve bilgin vardı. Bu tür danışmanlar bir yandan aranan kişilerdi ama bir yandan da krallar ve komutanlar açısından birer baskı unsuru idiler. Bundan dolayıdır ki, Sun Bin kendisini kıskanan bir komutan tarafından işkenceye maruz kalmıştı, dizkapakları çıkarılmıştı. Diğer yandan, danışmanların tavsiyeleri ve yöntemleri başarılı olursa ödüllendirilirlerdi. Ama bunun aksi olduğunda işkenceyle öldürülmek de vardı. Bu kişiler aslında danışmanlık verdiklerine karşı sadakat bağıyla bağlı olmaktan çok profesyonel olarak hizmet etmekteydiler. Çoğunlukla da birden fazla prense çalıştıkları vaki idi.
Savaşan Devletler döneminde çok sayıda danışman olmakla birlikte onlardan geriye kalan en meşhurları sayıca çok daha azdır. Bunların en tanınmış olanı hiç kuşkusuz Sun Tzu'dur. Savaş Sanatı isimli eseri dünyada çok bilinen, çok okunan ve yorumlanan efsane ve klasik kült bir eserdir. Eser üzerine çok yazıldığı, konuşulduğu için içeriğine değinmeyeceğim. Ancak, bu derece kült kitap diyebileceğimiz klasiklerin yaşadıkları çağı ve kültür ortamını etkiledikleri kadar yaşadıkları dönemden etkiledikleri, kültür ortamlarını da yansıttıkları açıktır. Özellikle Çin gibi devamlılığı sağlama kudreti yüksek, yaşadığı coğrafya ve güç merkezlerini hiç değiştirmemiş bir güç içinde yaşamışsanız o kültür ortamının asli özelliklerini taşırsınız. Savaş Sanatını ve diğer Çin askeri klasiklerini bu gözle okumakta yarar vardır.
Bu dönem Avrupa'daki 30 Yıl Savaşları Dönemine (MS 1618- 1648) benzemektedir. Bu dönemin içinde yer aldığı biraz daha geniş zaman diliminde Avrupa krallarının hizmetine giren yeni savaş nizamları, yeni ateşli silahları, çeşitli istihbarat imkanları, vb sunan danışmanlar vardı. Özellikle İsveç, Alman asıllı teknik danışmanlar kralların ve prenslerin hizmetinde Çin’deki Savaşan Devletler Dönemindeki selefleri gibi profesyonel hizmet vermekteydiler. Bu danışmanları Avrupa savaş meydanlarında gördüğümüz gibi yeni keşfedilen Amerika kıtasında da görmek mümkündü. Bu arada, bu danışmanlar grubunun içinde gerçek uzananlar olduğu kadar uzmanlık taslayanlar da vardı. Ama zaten tarih başarılı olanları kaydetmiştir.
Sanırım şöyle bir hüküm cümlesi yanlış olmayacaktır. Böylesi dönemler kendi aktörlerini yaratan verimli pazarlardır. Askeri danışmanlar da şiddetli savaşların cereyan ettiği dönemlerin ürünleri, tasarımcıları, mühendisleridirler. Çin içindeki devletlerarası savaşlar çok sayıda askeri strateji uzmanının........
