Büyüyen savaşın izdüşümleri
Birçok millette aynı özdeyiş olabilir, ama Arapça özdeyiş daha çok şöhret kazanmıştır bizde:
“İki şey vardır siz başlatırsınız ancak sonlandıramazsınız: yangın ve savaş”.
Bu özdeyiş bütün savaşlar için geçerlidir büyük oranda. Özellikle de son iki büyük dünya savaşı o kadar iyimser beklentilerle başlamıştır ki süre tahmini açısından şaşırmamak elde değildir. 1. Dünya Savaşının ilk çıkışını Viyana atmosferinden veren S. Zweig bir anda kamuoyunun nasıl savaşa hazırlandığını harika bir üslupla anlatır. 2. Dünya Savaşı ise başta Savaşı başlatan Almanya’nın basını ve kamuoyunda iyimser süre tahminleri içermiştir. Birçok insan savaşın iki üç ay içinde sonlanacağını düşünmüşlerdir. Dönemin Amerika Birleşik Devletleri kamuoyu ise henüz savaştan çok uzaktadır. Amerikan sanayii Alman Savaş makinesine hala ekonomik bir partner olarak bakmaktadır.
Şaşılacak olan şudur ki iki büyük dünya savaşının emsalsiz deneyimlerine rağmen sonraki yıllarda başta büyük devletlerin rasyonel zeminde hesaplamadan başlattıkları savaşlardır. Bu bağlamda, Kore Savaşı (Fiilen 1950- 1953 arası; hukuken günümüze kadar), Vietnam Savaşı (1955- 1970), Sovyetler Birliğinin Afganistan’ı işgali ile başlayan Afganistan Savaşı (1979-1989) takiben de Amerikanın. Müdahalesiyle başlayan 2. Afganistan Savaşı (2001- 2021), Irak- İran Savaşı (1980- 1988) Amerika ve koalisyon ortaklarının müdahalesiyle başlayan Irak İşgali ve bunu takip eden çatışmalar (2003- 2011). Bu savaşlara elbette başka savaşlar da eklenebilir. Ben sadece belirli ölçekte ve fikri zemin oluşturmaya yetecek şekilde bir liste sundum.
Ana fikir şudur ki, başlatılan savaşlar tıpkı yangın gibi büyüme, yayılma ve ve uzun süre devam etme doğasına sahiptirler. Bunun nedenleri arasında savaşların tarafları kadar savaşların uzantısı oldukları küresel hiyerarşinin üzerindeki güçlere kadar uzanan bir bir güç zincirinin var olmasıdır. Diğer bir neden ise savaş yapan güçlerin doğasında var olan hata yapma, yıkım ve yağma gerçekleştirme, kendi stratejisi dahiline daha da genişleme temayülünde olma, vb nedenlerdir. Buna bir de az da olsa tesadüfi çatışmaları eklemek gerekir.
Bu teorik çerçeveyi maddi olaylarla yani son İran’a saldırı sonucunda başlayan savaş ile anlamlandırmaya çalışalım.
İran’a saldırı ile başlayan savaşta en azından bir taraf için artık uzantıdan bahsetmek gereksizdir. Zira bir tarafta İsrail ABD zaten küresel hiyerarşinin en üstündeki kutuplardan en baskın olanıdır. İkinci taraf için küresel güç ile kurulan hiyerarşik bağdan söz edebiliriz. İran bu çerçevede Çin ve Rusya’ya uzanan zincirin güçlü ve hammadde zengini bir jeopolitik halkasıdır. Çin’in küresel etki doğuracak büyük projelerinin (Ulaşım, ticaret, hammadde temini, pazar) muhatabı ve ortağıdır. Batı Asya’nın kapısıdır. Yeni yükselen gücün partneri olması İran’ın direneceğinin göstergesidir. Ve İran üzerindeki savaşın şiddetlenerek yoğunluk kazanacağının habercisidir. Tüm büyük savaşlar için söylenebileceği gibi savaşa üçüncü bir tarafın katılması dünya savaşına neden olur tezi burada baştan kanıt bulmuştur, zira İran kendi stratejisi dahilinde savaşı Ortadoğu’ya yaymıştır. Zaten bu durum İsrail’in saldırısıyla başlayan 12 gün savaşlarında da vaki olmuştur. Bu durumun yol açacağı diğer bir durum ise savaşın uzayacağıdır. Zira Savaşın finansmanı ve lojistiğinin sağlanmasında büyük güçlerin desteği sürekli olacaktır.Bu savaştaki güç ve teknoloji dengesi Amerikanın Irak'ı işgal ettiği döneme göre çok farklıdır. Zira Saddam’ın ordusunda Rus silah sistemleri ve platformlarının yanında ciddi oranda Avrupa ürünleri vardı. Ancak, bu savaş platformları ve silah sistemleri karşılaştırıldığında Amerikanın bariz bir üstünlüğü görülmekteydi. Bu savaşta ise Çin destekli savaş malzemeleri ve araçlarının 1990’lı yıllardaki Batının sağlamış olduğu silah platformları ve sistemlerine göre daha gelişmiş olduğu açıkça görülmektedir. Mesela o dönemde Saddam’ın hava kuvvetlerinde Rus ve Fransız uçakları ile güçlendirilmiş filolar vardı; ancak, ABD’nin elinde bulunan Stealth uçakları yoktu. Radar ve keşif gözetleme sistemleri yoktu. Şu an İran’a Çin tarafından sağlanmış keşif gözetleme sistemleri kullanılmaktadır. Keza füze teknolojisinin sadece İran’ın yerli know how’ı ile yapıldığını düşünmek naiflik olur. İran temin ettiği yabancı know how’ı geliştirmeyi bilmiştir. Ayrıca füze menzilini uzatan katı yakıtın da yine Çin’den önceden temin edilmiş olduğu açıktır. 1990’lar dünyasında Irak’a böylesi gelişmiş teknoloji sağlayacak bir küresel güç bulunmamaktaydı. Yeni dağılan SSCB’nin mirasçısı Rusya Bağımsız Devletler topluluğunun elinde nükleer başlık taşıyan füzeler gibi ciddi konvansiyonel silahlar vardı. Ancak, bu tür silahların kullanılması küresel bir savaşın tarafları olan büyük güçlerin tekelindedir büyük ölçüde. Buna ilaveten Rusya'nın dünya kamuoyu karşısında pozisyonu zayıftı.
İkinci bir savaşın genişlemesi nedeni olarak da “Savaş yapan güçlerin doğasında var olan hata yapma, yıkım ve yağma gerçekleştirme, kendi stratejisi dahilinde daha da genişleme temayülünde olma, vb hususları ifade etmiştik. Bu aslında bir “torba madde” , yani içinde çok sayıda neden var. ABD siyasal bir hedefi netleştiremediği ve askeri stratejisini siyaset ve asker denkleminde iyi kurgulamadığı ve tesis edemediği için; İsrail kendi dışındaki bütün bölge devletlerini düşman gördüğü için; İran ise Savaşı stratejik olarak bütün bölgeye yaymak istediği için savaş sürekli genişlemektedir. ABD’nin yaşadığı siyasi öngörü ve siyasi hedef yoksunluğunun, fikri yetersizliğinin kaynağını elit profilinin değişiminde de aramak gerekir. Basit bir örmek vermek gerekirse ABD’nin ilk dönem başkanları içinde üç patent sahibi mucit başkan vardır. Bugünkü başkan ise emlakçıdır. Çevresindekileri medyada yer aldığı kadarıyla görmemiz bile yeterli bir fikir sahibi olmak için. Bir dönem Amerika’yı kuran ve yücelten yaratıcı elit grup gitmiş yerine çözüm sunma yeteneği olmayan, niteliksiz bir elit grup gelmiştir. Bu haliyle mevcut başkan ve ekibi Amerikan toplumunun yol göstericisi değil, sırtında bir yüktür.
Savaşların geniş bir coğrafyaya yayılması fetihçi veya İsrail gibi dinsel veya Nazi Almanya’sı gibi marazi milliyetçi aşırı saldırgan devletler için mukadderdir. Bunu tarihin seyrine farklı biçimlerde görmekteyiz. Nazi Almanyasının 2. dünya Savaşı öncesi ilerlemesinin ve cebren ilhaklarının durmaması, Stalin’in geniş Sovyet coğrafyasının gölgesine de hakim olma ihtirası, bugünkü İsrail’in kurulduğu günden bu yana sürekli genişlemesi ve hep daha büyük bir coğrafyayı işgal edemese bile domine etmeye kalkması, vb örnekler savaşların geniş coğrafyalara radikal örnekleridir.
İşgaller veya güçlerin yer değiştirmesi sonucu yıkımlar, yağmalar, katliamlar, asli ülke unsuruna yaşam hakkı tanımama gibi olgular ise savaşın genişlemesi yanında bölgesel olarak derinleşmesine, dolayısıyla başka savaşlara neden olmaktadır. Almanya 2. Dünya Savaşında işgal ettiği Ukrayna’da milliyetçilerin Stalin nefretinden dolayı memnuniyetle karşılandığı halde Ukrayna halkına yönelik saldırgan, ayırıcı, yağmacı, vb tutumlardan dolayı Almanya’ya karşı direniş gerçekleştirmeleridir. Keza Vietnam’da Kuzey’den Güney’e inenVietnamlıların orada gördükleri negatif tutumlar, haklarına saygı gösterilmemesi, propagandasının yapıldığı gibi gerçek bir toplumsal bütünleşmeden uzak eylemler içinde olunması Güneydeki Gücün meşruiyetini zedelemiştir, Vietnam Savaşının şiddet kazanarak devam etmesine neden olmuştur. Daha da tarihi derinliklere inersek, özünde saldırgan bir güç olan Moğol işgal dalgaları bazı coğrafyalarda yukarıda saydığım negatif tutumlardan uzak durdukları için yerleşik ve uzun ömürlü devletler kurabilmişlerdir. Mesela yerel “Zadegana” meşruiyet ve saygı İran’da adeta çevre devletleri de etkileyen bir İlhanlı tecrübesini tesis etmiştir. Keza Kuzeydeki Altın Orda Devleti (1225- 1502) de ardında ciddi bir barış, kurumsallaşma, hatta zengin bir kültür mirası bırakmıştır.
Bir gücün sürekli genişleme stratejisini benimsemesi de savaşların yayılmasında önemli etkendir. İngiliz İmparatorluğunun sömürgeci hedeflerine ulaştıktan sonra bile üzerinde güneş batmayan imparatorluğu yayma ihtirasları İngiliz İmparatorluğunu küresel savaşlarla karşı karşıya bırakmıştır. Nitekim Hollandalılarla yaptığı ilk küresel savaş diyebileceğimiz 1652- 1674 arasındaki savaşlar küresel yanılma stratejilerinin çarpışmaları diyebileceğimiz yüksek maliyetli savaşlardır. İngiltere keza Fransa ile de (Yüzyıl savaşlarını hariç tutarsak) modern zamanlarda (1756- 1763) bir küresel savaş yapmak zorunda kalmıştır. Bu savaştan galip çıkmıştır ama Amerika’daki zengin kolonilerini kaybetmiştir, modern Amerikan Devleti İngiltere’ye karşı verdiği bağımsızlık savaşından (1775- 1783) sonra kurulmuştur.
Genişleme ve rakip küresel güçlere karşı alan kazanma savaşı verme stratejinin özgün bir örneğini Almanya’nın iki büyük harpteki tutumunda görürüz. Bir anda hızla büyüyen Almanya’nın yaşam alanlarında yayılma ve hızla büyük sömürgeci güçlerin iradesini kırma aceleciliği ile başlattığı savaşlar Almanya’nın aleyhine ağır sonuçlar doğurmuştur. Burada Almanya’nın adeta canhıraş bir şekilde acele ederek salt genişleme stratejisine odaklandığını görürüz. Genç ve güçlü bir........
