İsrail ile Amerika’nın Karanlık Savaşı
Soykırımcı İsrail’in ve Amerika’nın İran’a yönelik saldırılarıyla Ortadoğu bir kez daha büyük güçlerin kanlı satranç tahtasına dönüştü.
İran’la birlikte tüm Körfez ülkelerini ve İsrail’i içine alan savaşın bilançosu her geçen gün ağırlaşarak devam ediyor. İsrail’in tahrikleriyle başlayan bu kirli savaşta güç gösterisi, rejim tasfiyesi ve bölgesel mühendislik iç içe geçmiş durumda.
Savaşın ilk gününde İran’ın dini lideri Ali Hamaney başta olmak üzere Devrim Muhafızları Ordusu Başkomutanı Muhammed Pakpur, Savunma Bakanı Aziz Nasirzade gibi kırkın üzerinde üst düzey askeri yetkilinin hedef alınması, İran açısından sarsıcı bir başlangıç oldu.
İran’daki protestolara tepkiyle başlayan süreç, nükleer kapasite ve Amerika’ya ulaşabilecek füze iddiaları gibi değişen gerekçelerle farklı bir boyut kazandı. Bu gerekçeler, hukuki olmaktan ziyade saldırıyı meşrulaştırma girişimi olarak değerlendiriliyor.
Amerika’nın sahte müzakere hamleleriyle savaş hazırlıklarını eş zamanlı yürüttüğü ve barışın değil savaşın hedeflendiği açıkça ortaya çıktı. Zaten zaman kazanmak için sahnelenen bu müzakere tiyatrosunun iki aktörünün ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner ve Steve Witkoff olması önemli bir işaret. Çünkü her iki isim de Amerika adına masaya otursalar da İsrail’le olan yakın bağları nedeniyle tartışmalı figürler.
Ortada yürüyen bir müzakere süreci olmasına rağmen İsrail’in tahrikleriyle şekillenen, Trump’ın güçlü lider imajına, düşman bir rejime ağır darbe indirme hevesine ve askerî gösterisine hizmet eden bu kirli savaş, hem bölgeye hem de dünyaya ağır faturalar çıkaracak şekilde ilerliyor.
Başından beri barışın ve müzakerelerin yanında aktif şekilde diplomatik faaliyetler yürüten Türkiye ise bölgedeki çatışmaların büyümesini engellemek için tüm gücünü seferber etmiş durumda.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, sürecin ortaya çıkartacağı ekonomik ve jeopolitik belirsizliklere vurgu yaparak “Yangın daha fazla büyümeden söndürülmeli” çağrısı yaptı.
“Baş Keserek” Rejim Değiştirme Stratejisi
Savaşı barışın önünde tutan İsrail ve Amerika’nın, geçen yıl haziran ayındaki 12 günlük çatışmalarının ardından hazırlıklara başladığı anlaşılıyor.
Hamaney’in konutuna 30 füze kullanılarak yapılan ağır saldırı; CIA ve MOSSAD’ın İran liderliğini hedef alan içerden sızmalar, teknik takip, sinyal istihbaratı ve insan kaynaklı ağlarla aralıksız bir istihbarat çalışması yürüttüğünü gösteriyor.
Bu kadar riskin yükseldiği bir atmosferde, İran’ın dini lideri Ali Hamaney başta olmak üzere savunma kadrosunun güvenli sığınaklar yerine bir arada ve bilinen lokasyonlarda bulunması ciddi bir tedbirsizlik olarak değerlendirilebilir.
İlk aşaması İran’ın lider kadrosunu yok etmek üzerine kurulu olan kanlı savaş stratejisinin sonraki adımları ise tamamen belirsizlik üzerine inşa edilmiş durumda.
Hava saldırılarıyla rejim değişikliğini hedefleyen İsrail ve Amerika, lider kadronun ortadan kaldırılmasının ardından İran içinde rejim karşıtı kitlesel hareketleri tetiklemeyi amaçlıyor. Ancak şu ana kadar yurt dışındaki diaspora ve bazı sınırlı destekler dışında İran’a yönelik saldırıların arkasında geniş çaplı bir halk desteği görülmüyor. Aksine, dış tehdit algısı rejimin etrafında bir kenetlenme etkisi oluştururken geniş kitleler İsrail ve Amerika’ya karşı öfkeyle sokaklara dökülüyor.
ABD tarihinde bu tür “baş kesme” stratejileri yeni değil. Ancak sonuçları her zaman öngörülebilir olmadı. Irak’ta Saddam Hüseyin’in devrilmesinin ardından sekiz yıl süren iç savaş ve 200 binden fazla sivil kayıp yaşandı.
Libya’da Kaddafi sonrası devlet yapısı çöktü. Afganistan’da ise 20 yıllık savaşın ardından Taliban yeniden iktidara geldi.
Bu örnekler, lider tasfiyesinin otomatik olarak rejim değişikliğine veya istikrara yol açmadığının en açık göstergesidir.
İran dini liderinin ve üst düzey güvenlik ekibinin kaybıyla büyük bir şok yaşasa da saldırılara hızlı ve kapsamlı bir şekilde karşılık veriyor.
Bir yandan lider kadrolarını yenilemeye çalışan İran, başta İsrail olmak üzere........
