menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kamu Katılım Bankalarının Birleştirilmesi: Yeniden Düşünmek?

16 0
10.08.2026

Bankacılık; ekonomilerin büyümesine ve toplumsal refah artışına katkıda bulunan çok önemli bir sektördür. Ülkelerin siyasi, ekonomik ve kültürel gücünün tamamlayıcısıdır. Dünyada güç merkezi olan ülkelerin bankacılık sistemleri büyük ve güçlüdür.

Küresel ölçekte 2025 yılında 6,5 trilyon USD’ye ulaşan ve 2029 yılında 10 trilyon USD’ye yaklaşması beklenen faizsiz finans sisteminin en büyük bileşeni katılım bankacılığıdır

Türkiye’de 1985 yılına iki kurum ile başlayan katılım bankacılığında güncelde üçü kamu sermayeli on banka faaliyettedir.

Mart 2026 itibariyle katılım bankacılığının aktif büyüklüğü 4,7 trilyon TL, kredileri 2,5 trilyon TL, toplanan fonları 3,2 trilyon TL, şube sayısı bin beş yüz ve personel sayısı 23 bin civarındadır. Katılım bankacılığı, bankacılık sektöründen  civarında pay almaktadır.

Kamu sermayeli Ziraat Katılım ve Vakıf Katılım on yıl önce girdikleri katılım bankacılığında; aktif büyüklüğü, krediler, toplanan fonlar, şube ve personel sayısında kısa sürede 0’ları aşan paya ulaşarak parlak bir başarı göstermiştir. Ayrıca bankacılık sektöründe uluslararası ve milli çok sayıda köklü bankayı geride bırakarak paylarını %1,5 ile %2 aralığına taşımıştır.

Bu parlak başarının mimarı Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’dır. Katılım bankacılığına inancını her zaman ifade eden, desteklerini ve yakın takibini diri tutan, katılım bankacılığının gelişmesini engellemeye çalışan harici ve dahili girişimlere prim vermeyen kararlılığından asla uzaklaşmayan Cumhurbaşkanımıza ülkemiz adına teşekkür edelim ve hakkını teslim edelim.

Ziraat Katılım ve Vakıf Katılım; tasarrufların sisteme aktarılması, reel sektörün finansmanı, istihdam vb. ekonomik ve sosyal hayatın farklı alanlarında önemli katkılar üretmiş, futbol terminolojisi ile orta sahada oyunun hem defans hem de hücum yönünü başarıyla oynamıştır.  Başarıları açık ve çok kıymetli olan kurumların özenle korunması ve büyütülmesi gereklidir.

Banka birleşmeleri dünyada ve ülkemizde beklenen sonuçları vermemiştir. Özellikle pazar payları ’lara yaklaşan bankaların birleşmesi ekonomi, reel sektörün finansmanı, sektörün büyümesi ve verimlilik açısından telafisi uzun zamana yayılabilecek daha büyük sorunlar üretmektedir.

Katılım bankacılığında; aktifler, krediler, toplanan fonlar, şube sayıları ve istihdamdaki payları birbirine oldukça yakın ve toplamda 0’un üzerinde olan iki kamu katılım bankasının birleştirilmesi stratejisinin açıklanan hedeflere ulaşmada başarısızlıkla sonuçlanması kuvvetle muhtemeldir.

Bankacılık sektöründe gereğinden fazla büyük oyuncuların varlığı ciddi risk unsurudur.  Bu bankaların yaşayabileceği sorunlar; ekonomi, reel sektör, finans, bankacılık ve katılım bankacılığı için önemli tehdit potansiyelidir. Sektörün az sayıda çok büyük bankalar yerine nispeten makul büyüklükte ve çok sayıda bankadan teşekkül etmesi en sağlıklı yapıdır.

Katılım Bankacılığının Daha da Büyümesi İçin Öneriler

Finansal istikrar için stratejik unsur olarak görülen ve daha da büyütme hedefi belirlenen katılım bankacılığında, faaliyette olan iki kamu katılım bankasının birleştirilmesi konusu yeniden değerlendirilmelidir.

Her iki bankanın ayrı ayrı büyümesini sağlayacak halka açılma, uluslararası piyasalardan stratejik ortak ve uzun vadeli fon temini vb. kaynak yapısını güçlendirecek adımlar atılmalıdır.

Yeni katılım bankası kurma veya mevcutlara ortak olma yoluyla uluslararası sermayenin girişi teşvik edilmelidir.

Türkiye’ye yönelik konsantrasyon kaybı ve iştahı azalan iki köklü bankanın sorunları çözülmelidir.

İzin alan yeni katılım bankalarının faaliyete geçiş süreçleri kurumsal kalite ve finansal yeterlilik açısından desteklenmelidir.

Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan yaptığı açıklamada; Türkiye'nin katılım finans sistemini finansal istikrar açısından stratejik bir unsur olarak gördüklerini ve sistemi büyütecek köklü adımlar atacaklarını açıkladı. Açıklamada; kamuya ait Ziraat Katılım, Vakıf Katılım ve Halk Katılım bankalarının birleştirileceği, üç kurumun birleşmesiyle sektörde büyük bir sinerji ve ivme yakalanacağı ifade edildi. Bir diğer stratejik hamle olarak katılım finansın en dinamik aktörlerinden biri haline gelen Emlak Katılım Bankası'nın halka arz edilmesiyle vatandaşların bu büyümeye doğrudan ortak olmasının önünün açılacağı belirtildi.

Yazımız; bankacılık ve katılım bankacılığı, katılım bankacılığının ülkemizdeki gelişimi, kamu katılım bankacılığının performansı, Ziraat Katılım ve Vakıf Katılım’ın birleştirilmesi üzerine değerlendirmeler ile katılım bankacılığının büyümesine yönelik önerileri içermektedir.

Para ve Güç: Siyasi, ekonomik ve finansal gücün en önemli unsurlarından biri paradır Para; ekonomik faaliyetlerin devamlılığı, ticari ve finansal işlemlerin kesintisiz sürmesi, ihtiyaç duyulan kaynakların ekonomiye en hızlı şekilde aktarılması, devlete ve piyasaya borç verilmesi vb. iktisadi ve ticari faaliyetlerin sürdürülmesinde hayati öneme sahiptir.

Banka: Para ile birey, işletme, devlet, ekonomik ve ticari hayat arasında köprü görevini üstlenen, sermaye fazlasına sahip kesimler ile sermaye ihtiyacı olan kesimler arasında aracılık görevi yapan ticari kuruluştur. 

Merkez Bankası: Bir ülkenin para ve banka sistemini kontrol görevi üstlenen ana banka, para konusunda en son başvuru kaynağı ve bir başka ifadeyle bankaların bankasıdır.  Para, bankacılık ve bankaların merkezinde olması nedeniyle bu ismi almaktadır.

Bankacılık Sektörü ve Önemi

Bankacılık sektörü; yurt içinde ekonominin gelişmesine ve toplum refahının yaygınlaşmasına katkıda bulunurken, ülkenin yurt dışında siyasi, ekonomik ve kültürel gücünü artımaktadır. Bankacılık sektörünün büyüklüğü ve küresel etki alanı ülkelerin siyasi, ekonomik ve kültürel gücünün tamamlayıcısıdır. Bankacılık sektörünün büyük ve güçlü olması diğer ülkeler ile siyasi, ekonomik ve kültürel ilişkilerin daha hızlı gelişmesini sağlamaktadır. Siyasi, ekonomik ve finansal güç merkezi olan ülkelerin bankacılık sistemleri büyük ve güçlüdür.

ABD, Çin, Almanya, Japonya ve Fransa’nın küresel ölçekteki siyasi, ekonomik ve finansal güçlerinin önemli bileşenlerinden biri de bankacılık sektörüdür.  Büyük, güçlü ve küresel ölçekte iş yapabilme kapasitesine sahip bankacılık sektörü ülkelerin siyasi, ekonomik, teknolojik ve finansal gücünün tamamlayıcısıdır.

Gelişmiş ekonomilerde bankacılık sektörü ve GSYH arasındaki ilişki Tablo 1’de gösterilmektedir.

Bankacılık sektörünün gücünü ve etkinliğini ölçen göstergelerden ilki, sektördeki bankaların aktif büyüklüğünü GSYH ile ilişkilendiren Aktifler/GSYH oranıdır. Aktifler/GSYH oranı; İngiltere’de E0, Fransa’da @0, Çin’de 50, Almanya’da 0, Japonya’da 0, AB ortalaması %0 ve ABD’de civarındadır. GSYH sıralamasında açık ara birinci ve bankacılık sektörünün aktif büyüklüğü açısından ikinci büyüğü olan ABD’nin Bankacılık Sektörü Aktifleri/GSYH sıralamasında diğer ülkelere göre geride olmasının temel nedeni ABD finansal piyasalarının sermaye piyasası odaklı olmasıdır. Diğer ülkelerdeki finansal piyasaların omurgasını ise bankalar oluşturmaktadır.

Bankacılık Sektörü ve Türkiye

Türkiye’de GSYH, bankacılık sektörünün büyüklüğü ve Aktifler/GSYH oranındaki gelişim Grafik 2’de gösterilmektedir.

Türkiye’de bankacılık sektörünün performansı ile GSYH arasında yakın bir ilişki vardır.  Ekonominin büyüdüğü ve döviz kurunun istikrarlı olduğu dönemlerde bankacılık sektörü daha hızlı büyümektedir. Ekonominin daralma dönemlerinde GSYH ve bankacılık sektörünün performansı zayıflamaktadır. 1995-2025 dönemi gelişmelerinin yer aldığı grafikte görüleceği gibi 2008 global krizi sonrasında, 2021 Covid 19 Pandemisi, 2022 Rusya-Ukrayna Savaşı ve döviz kurlarının hızlı arttığı 2021-2022 döneminde GSYH, bankacılık sektörü ve Aktifler/GSYH oranı küçülmüştür.

GSYH, 1995’te 169 milyar USD seviyesinden S9 artışla 2025 yılında 1,6 trilyon USD’ye yükselmiş, bankacılık sektörünün büyüklüğü (aktifleri) 130 milyar USD’den V7 artışla 1 trilyon USD’yi aşmıştır. 2017 yılında da 816 milyar USD ile o tarihe kadar en yüksek değerine ulaşan aktifler rahip Brunson, seçim yatırımları, Covid 19, Rusya-Ukrayna Savaşı, döviz kurlarındaki hızlı yükselişler sonucunda GSYH ile birlikte küçülmeye başlamıştır. Küçülen sektörün toparlanması uzun sürmüş ve 2024’te 876 milyar USD ile yedi yıl önceki seviyesini ancak geçebilmiştir. GSYH’nin 1,6 trilyon USD’ye yaklaştığı 2025 yılında aktifler 1 trilyon USD’yi aşmıştır.

Aktifler/GSYH oranı 1995-2025 döneminde A ile 8 arasında dalgalanmıştır. Oran en düşük değerini A ile 1998 yılında görmüş ve en yüksek değerine 8 ile 2020 yılında ulaşmıştır. Aktifler/GSYH oranı 2020 yılındaki 8 zirvesinden sonra hızla düşüşe geçmiş 2025 yılında e’e kadar gerilemiştir. Sektör sıkılaştırıcı ekonomi politikaları ve kredi musluklarının kısılmasından olumsuz etkilenmiştir.  GSYH’de 2025 yılındaki 1,6 trilyon USD’ye göre ülkemiz bankacılık sektörünün 2 trilyon USD büyüklük potansiyeline sahip olduğu ve günceldeki sektör büyüklüğünün iki katına yakın olduğu değerlendirilmektedir.

Ekonominin yurt içinde ve yurt dışında büyümesi bankacılık sektörünü besleyen en önemli faktörlerden biridir. Yurt içindeki büyüme ülke vatandaşlarının gelir seviyesi ve refahının artmasına, yurt dışına dönük büyüme ülke ekonomisinin küresel piyasalarda payının artmasına, işletmelerin yurt dışında gelişmesine, ihracatın artmasına, sosyal ve kültürel   güç transferine zemin hazırlamaktadır.

ABD, İngiltere, Fransa, Çin, Almanya ve Japonya ekonomilerinin büyümesinde ticaret, teknoloji ve kültürün sağladığı katkıların yanında bankacılık sektörü aracılığıyla sağlanan finansal, teknoloji, sosyal ve kültürel transferlerin payı önemlidir.  Ülkemizin son dönemlerde Balkanlar, Türk Cumhuriyetleri, Komşular ve Afrika ülkelerinde ekonomik, sosyal ve kültürel etki alanının genişlemesinde bankacılığın katkısı vardır.

Bankacılık sektörünün üç önemli oyuncusu vardır:

Mevduat Bankaları: Ticari (Konvansiyonel-geleneksel) bankalar bireylerden ve kurumlardan kendi nam ve hesaplarına bir getiri (nema-faiz) taahhüdü vermek kaydıyla ödünç (mevduat) fon (para) toplayan ve bu fonları gelir elde etmek amacıyla kredi veya benzeri finansal ürünler olarak tekrar sunan finansal kuruluşlardır.

Kalkınma ve Yatırım Bankaları: Mevduat toplama haricinde mevduat bankaları ile aynı faaliyetleri yapan, ülkelerin ekonomik büyümesini destekleyen ve şirketlere uzun vadeli finansman sağlayan ve danışmanlık yapan finansal kuruluşlardır.

Katılım Bankaları: İlk iki grupta yer alan bankacılık faaliyetleri de dahil olmak üzere faaliyetlerini İslami esaslar ile sürdüren finansal kuruluşlardır. İslami esaslar özellikle;              a) Mevduat bankalarından farklı olarak fon toplama aşamasında bir taahhüt içermemek ve b) İslam'ın kesin olarak yasakladığı alkol, kumar vb. faaliyetlerin yer aldığı ticari işlemlerin yapılmaması yönüyle diğer bankalardan ayrılmaktadır.

Katılım bankacılığı, küreseldeki adıyla İslami bankacılık veya faizsiz bankacılık dünyada ilk olarak 1963 yılında Mısır’da başlamış, ardından Körfez ülkeleri öncülüğünde gelişmeye başlamıştır. Dünya ticaret hacmi ve bankacılık sektöründeki büyüme ile faizsiz finansal ürünler ve faizsiz bankacılık küresel ölçekte hızlı artış dönemine girmiştir. Bankacılık ürünleri dışında sigorta başta olmak üzere farklı finansal ürünleri içeren faizsiz finansal varlıkların küresel ölçekteki hacmi 2005-2025 döneminde sekiz katı aşan bir büyüme ile 6,5 trilyon USD’ye yaklaşmıştır.  Bu tutarın 2029 yılında 10 trilyon USD’ye yaklaşması beklenmektedir.   

Faizsiz finansal varlıkların küresel ölçekteki gelişimi Grafik 2’de gösterilmektedir.

Faizsiz finansal varlıklar içinde r payı ve 4,7 trilyon USD büyüklüğü ile İslami bankacılık açık ara en önemli oyuncudur. Politik, ekonomik ve finansal dalgalanmalara rağmen istikrarlı büyüyen İslami bankacılığın ana omurgası Müslüman nüfusun yoğun olduğu coğrafyadır.

Yeni finansal ürünlerin geliştirilmesi, yeni kurumların kurulması, finansal erişimin kolaylaşması ve sektöre yönelik düzenlemeler İslami bankacılığın gelişimini hızlandırmıştır.

İslami bankacılıkta ’e yakın payı üç ülke almaktadır. 2024 verilerine göre; İran 2,0 trilyon USD, Suudi Arabistan 0,9 trilyon USD ve Malezya 0,3 trilyon USD İslami bankacılık büyüklüğüne sahiptir. Sektörün büyümesinde Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt ve Katar öncü ülkeler arasında yer alırken Türkiye 100 milyar USD’yı aşan pazar büyüklüğü ile orta ölçekte paya sahiptir.  IFDI (İslami Finans Gelişim Endeksi) pazar payı sıralamasında 2012 yılında 23’üncü sırada yer alan Türkiye sektördeki çok hızlı büyüme ile 2025 yılındaki sıralamada ilk 10 ülke arasına yükselmiştir.

Katılım Bankacılığı ülkemizde; 1983 yılında Bakanlar Kurulu tarafından yayınlanan Kanun Hükmünde Kararname ile başlamıştır. Kararname kapsamında faaliyet gösterecek kurumlar “Özel Finans Kurumları” ismi ile tanımlanırken kamuoyunda “İslami Banka” tanımı kabul görmüştür.

Gelişimi 1990’lu yıllarda hızlanan özel finans kurumları, 1999 yılında Bankalar Kanunu kapsamına alınmış ve 2005 yılında “Katılım Bankası” adını almıştır.

Türkiye Katılım Bankacılığında Önemli Kilometre Taşları

Başlangıçtaki adıyla Özel Finans Kurumları, günceldeki adıyla katılım bankacılığında ilk faaliyetler 1985 yılında Al Baraka Türk Özel Finans Kurumu ve Faisal Finans Kurumu ile başlamıştır. Güncel durumda on bankanın faaliyet gösterdiği katılım bankacılığında üç banka kuruluş sürecindedir. Katılım bankacılığının ülkemizdeki kilometre taşları Şekil 1’de gösterilmektedir.

Türkiye’de Katılım Bankacılığının Gelişimi

Bankalarda olduğu gibi katılım bankacılığının gelişimin değerlendirilmesinde öncelikle ele alınan performans göstergeleri; aktifler, krediler, toplanan fonlar (mevduat), dönem karı, öz kaynaklar, şube sayısı, personel sayısı, kredi kalitesi ve sermaye yeterliliğidir.  

Katılım bankacılığının büyüklüğü ve bankacılık sektörü içindeki payının gelişimi Grafik 3’te gösterilmektedir.

Katılım bankacılığının aktifleri 1996-Mart 2026 arasında 1,1 milyar USD’den 107 milyar USD’ye yükselmiştir. Büyüklüğü 107 milyar USD’ye ulaşan aktifler, bankacılık sektörünün 1996 yılındaki 83 milyar USD aktiflerinden daha fazladır. 

Dönemde bankacılık sektörü %1.200 civarında büyürken katılım bankacılığı %7.500 civarında büyümüştür. Bir başka ifadeyle bankacılık sektörü 12 kat büyürken katılım bankacılığı 75 kat büyümüştür.  Bankacılık sektörüne göre çok daha hızlı büyüyen katılım bankacılığının 1996 yılında %1,69 olan payı Mart 2026’da %9,52’ye yükselmiştir.

Kamunun, katılım bankacılığına 2015-2018 arasında Ziraat Katılım, Vakıf Katılım ve Emlak Katılım olarak üç farklı oyuncu ile güçlü giriş yapması sektörün hızlı büyümesini sağlamıştır.

Geçmişte zaman zaman yapılan; katılım bankacılığının Türkiye’de yeterince büyümediği ve gelişimde kadük kaldığı eleştirileri güncelde kamuoyunun gündemine yeniden taşınmıştır.

Katılım bankacılığı 2001 yılında İhlas Finans Kurumu’nun faaliyetlerinin durdurulması ve 2016 yılında Bank Asya’nın faaliyet izninin iptal edilmesi gibi iki büyük tahribata maruz kalmıştır. Faaliyetlerinin durdurulduğu dönemde İhlas Finans 5 (2001), Bank Asya  (2016) ve her iki kurum toplamda P civarında paya sahiptir.

İstikrar ve güvenin ana sermaye olduğu sektörde bir bankanın faaliyetlerinin durdurularak sistem dışına çıkmasından önce küçülme sürecinin başladığı dikkate alındığında her iki kurumun sorunsuz dönemlerindeki pazar payları toplamı P’den fazladır.

Bankacılık gibi güvenin asıl olduğu bir sektörde, faaliyette bulundukları dönemde katılım bankacılığının büyük oyuncularından ikisinin batmasının neden olduğu ağır tahribat sektörün küçülmesine ve büyüme hızında yavaşlamaya neden olmuştur. 

Yabancı sermayeli, faaliyetlerine devam eden ve katılım bankacılığının en köklü iki kurumunun Türkiye’ye yönelik konsantrasyon kayıpları ve azalan iştahları da sektörün doğal büyüme hızını yavaşlatan başka bir faktördür.

Bahis konusu olumsuz iki faktör katılım bankacılığının hızlı büyümesini geciktirmiş ve Mart 2026’da %9,52 olan sektördeki pazar payının  civarına yükselmesini engellemiştir.

Bu veriler ışığında; katılım bankacılığının Türkiye’de yeterince gelişmediği ve kadük kaldığı eleştirilerinin hakkaniyete uygun olmadığı değerlendirilmektedir.

Katılım bankacılığının yeterince büyümediği ve kadük kaldığı eleştirileri, yukarıda edilen gelişmeler ışığında yapılabildiği takdirde hakkaniyete ve vicdana daha uygun sonuçlara ulaşılabilecektir.

Bankacılık sektörünün yüz yılları aşan geçmişine karşın, dünyada altmış yıl ve ülkemizde kırk yıl gibi çok kısa tarihi bulunan katılım bankacılığını derinden etkileyen bu iki faktör birlikte değerlendirildiğinde katılım bankacılığının dirençli olduğu, gücünü koruduğu ve kısa süreli gerilemelere karşın büyümeye devam ettiği görülmektedir.

Katılım bankacılığı kredilerinin bankacılık sektörü içindeki payının gelişimi Grafik 4’te gösterilmektedir.

Katılım bankacılığı kredilerinin sektör içinde düzenli olarak artan payı Mart 2026’da 2,5 trilyon TL’ye ve %9,74’e yükselmiştir. Ekonomide daraltıcı ve kredileri kısıtlayıcı politikalar mevduat bankalarının kredi payını azaltırken katılım bankalarının payı artmıştır. Bir başka ifadeyle reel sektörün finansmanında, mevduat bankaları bir ileri adım atarken katılım bankaları iki ileri adım atmıştır. Ancak katılım bankacılığının aslı katkısı 2026 Mart verilerine göre KOBİ finansmanında  olan payıdır.  Katılım bankacılığı; ekonomik büyümeye, istihdama ve toplumsal refahın daha geniş kesimlere ulaşmasında yüksek katkısı olan KOBİ’lere daha fazla destek vermiştir.

Katılım bankacılığında toplanan fonların bankacılık sektörü içindeki payının gelişimi Grafik 5’te gösterilmektedir.

Katılım bankacılığında toplanan fonların sektör içindeki düzenli olarak artan payı Mart 2026’da 3,1 trilyon TL’ye ve ’e yükselmiştir. Katılım bankacılığının fon toplamadaki yüksek başarısı tasarrufların finansal sisteme aktarılmasında mevduat bankalarına göre daha güçlü bir katkısı olduğunu göstermektedir.

Katılım bankacılığında dönem karının bankacılık sektörü içindeki payının gelişimi Grafik 6’da gösterilmektedir.

Katılım bankacılığı dönem karı Mart 2026’da 29 milyar TL’dir ve sektörde payı ’u aşmıştır.

Katılım bankacılığında öz kaynaklarının bankacılık sektörü içindeki payının gelişimi Grafik 7’de gösterilmektedir.

Katılım bankacılığı öz kaynakları Mart 2026’da 337 milyar TL ve payı %8’e yaklaşmıştır. Bir başka ifadeyle katılım bankacılığı daha az öz kaynak ile ekonomiyi ve reel sektörü daha fazla finanse etme kabiliyetine sahiptir.

Katılım bankacılığı ve bankacılık sektöründe takipteki krediler oranı karşılaştırmalı olarak Grafik 8’de gösterilmektedir.

Mart 2026 itibariyle takipteki krediler oranı bankacılık sektöründe %2,6 ve katılım bankacılığında %2,3’tür. Katılım bankacılığının takipteki krediler oranının 2011-2017 dönemi dışında genel olarak bankacılık sektörünün altında seyretmesi kredi kalitesini göstermektedir. 

Katılım bankacılığı ve bankacılık sektöründe sermaye yeterlilik rasyosu/oranı (SYR) karşılaştırmalı olarak Grafik 9’da gösterilmektedir.

Katılım bankacılığında SYR 2002-2015 döneminde bankacılık sektörünün altında, 2021-2026 döneminde ise bankacılık sektörünün üstündedir. Mart 2026 itibariyle SYR bankacılık sektöründe ,5 ve katılım bankacılığında ,9’dur. Katılım bankacılığında SYR’nin daha yüksek olması sermaye yeterliliği ve kalitesi açısından önemli bir göstergedir.

Katılım bankacılığında şube sayısı ve personel sayısının bankacılık sektörü içindeki payının gelişimi Grafik 10’da gösterilmektedir.

Katılım bankacılığın 2025 sonunda şube sayısı 1.500’ün üzerinde ve personel sayısı 23 bine yakındır. Katılım bankacılığının şube sayısındaki payı 2000-2025 döneminde %1,4’ten ,1’e ve personel sayısındaki payı ise %1,3’ten ,6’ya yükselmiştir. Şube sayısındaki daha yüksek pay katılım bankacılığındaki hizmet yaygınlığı açsından kıymetlidir.

Özetle katılım bankacılığı 2000-2025 döneminde;

Bankacılık sektöründe performans göstergelerindeki pazar payı %2’lerden ’lar civarına yükselmiştir.

Dönemlerinin en büyüklerinden olan iki kurumun batmasına ve faaliyette olan iki kurumun konsantrasyon kaybına........

© Haber7