menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Mekke'den Dünyaya: Yeni Bir Gücün Doğuşu

18 0
09.08.2026

Bazı imzalar sıradan diplomatik metinlerdir; birkaç sayfalık protokol, birkaç fotoğraf, ardından unutulup giden bir arşiv kaydı. Bazıları ise tarihin akışını değiştirir. "Mekke Ortak Savunma Anlaşması" ismi bile başlı başına bir duruş ifadesi: Cenevre'de değil, Brüksel'de değil, Washington'da değil İslam dünyasının kalbi, kıblegâhı Mekke-i Mükerreme’de kendi değerleri ve kendi iradesiyle kurulan bir güvenlik mimarisi… Bu sembolizm, anlaşmanın sadece askeri değil, medeniyet ölçeğinde bir anlam taşıdığının en güçlü kanıtı.

Anlaşmanın çekirdek maddesi çarpıcı bir netlikte ortaya konmuş: üç ülkeden birine yönelecek herhangi bir silahlı saldırı, diğer ikisine yapılmış sayılacak. Bu ilke, dünya kamuoyunda haklı olarak "İslam NATO'su"nun doğuşu olarak okunuyor. Ve emin olun, bu daha sadece başlangıç.

TÜRKİYE: ARTIK BÖLGESEL DEĞİL, KÜRESEL BİR GÜÇ

Bu ittifakın merkezinde duran isim Türkiye. NATO'nun ikinci büyük ordusuna sahip olan, son yirmi yılda savunma sanayiinde attığı devasa adımlarla İHA'dan füzeye, insansız deniz araçlarından hava savunma sistemlerine kendi kendine yetebilen nadir ülkelerden biri haline gelen Türkiye, artık sadece bir bölgesel oyuncu değil; Avrupa'dan Orta Doğu'ya, Kafkaslardan Güney Asya'ya uzanan geniş bir coğrafyada söz sahibi küresel bir aktör konumunda. Bu anlaşma, Ankara'nın yıllardır sabırla inşa ettiği "yerli ve milli" savunma vizyonunun uluslararası alanda nasıl somut bir karşılık bulduğunun en net göstergesi.

Düşünün: yirmi yıl önce dışa bağımlı bir savunma sanayii olan bir ülke, bugün nükleer güce sahip bir müttefikin ve bölgenin en zengin ekonomilerinden birinin tercih ettiği, güvendiği, omuz omuza durmak istediği bir ortak haline geldi. Bu, tesadüfen olmuş bir şey değil; kararlı bir stratejik vizyonun, sabırlı bir sanayileşme sürecinin ve cesur bir dış politika hattının doğal sonucu.

Türkiye'nin bu ittifaktaki konumu, bir kurucu güç konumu. Suudi Arabistan'ın sermayesi ve Pakistan'ın nükleer caydırıcılığı, Türkiye'nin sanayi kapasitesiyle birleştiğinde ortaya İslam dünyasının bugüne kadar görmediği bir güç kombinasyonu çıkıyor. Bu üçlü,........

© Haber7