menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Her tanıklık bir imtihan: Dijital kötülükler karşısında tavrımız

17 0
28.09.2026

Dijital ahlâk üzerine düşünürken, gördüğümüz kötülükler karşısında ne yaptığımızı ve nasıl tavır aldığımızı da konuşmak gerekiyor. Ekran, bizi dünyanın çok uzak bir köşesinde yaşanan bir haksızlığın bile şahidi hâline getiriyor. Her tanıklık, bize imkânımız ve gücümüz ölçüsünde bir sorumluluk yüklüyor.

ŞAHİT OLUNANLAR KARŞISINDA ÜÇ DURUŞ, ÜÇ TAVIR

İnsanlar, hayata bakışlarına, olaylar karşısındaki duruş ve tavırlarına göre üç farklı karakter sergilerler: Adamsendecilik, çıkarcılık ya da duyarlılık.

Adamsendecilik, “Neme lâzım, bana ne” yaklaşımıyla her işe karşı lâkayt kalmak, gerekli hassasiyeti göstermemektir. Pasif ve vurdumduymaz kişilik zaafının izdüşümü olarak bu tavır, kendisine dokunmayana yağcılıkla ve etliye sütlüye karışmama eğilimiyle bir kayboluştur. Tepkinin insana özgü yapısı, bedbahtların dünyasından sürgün edilmiştir.

Çıkarcılık, sadece kendi çıkarını ve menfaatini öncelemektir. Bu, nifaktan bir şubedir, sahte ve yapmacık bir kişiliğin dışa vurumudur. Bu yaklaşımda samimiyetten uzak bir bencillik vardır. Menfaatini önceleyen kişi, sürekli kendi hesabını gözetir, güçlünün yanında durur, işine gelene göre tavır değiştirir.

İşin içine daha çok kazanma hırsı da girmişse ölçü iyice bozulur. Tamahkârlık, insanı kendi payıyla yetinmekten çıkarıp başkasının hakkına göz dikmeye, oradan da hileye ve sahtekârlığa sürükleyebilir. Daha vahimi bu düşkünlüğü, utanılacak bir rezalet saymak yerine normal karşılayan bir akıl ve yürek tutulmasına yakalanmaktır.

Duyarlılık ise yaşadığımız dünyayla ve olaylarla ilişki kurmak, doğrudan veya dolaylı olarak kendini ilgilendiren konular etrafındaki sorunları gidermek ve çözüm bulmak için sorumluluk almaktır. Duygu yetisi bahşedilmiş insanın, ilke ve hassasiyetlerini canlı tutması onun varlık âlemindeki ayırıcı vasıflarından biridir. Bu bir bilinç aşısı, kâinattaki varlık mührünün insan yüreğindeki nişanesidir. Duyarlılık, her şey bana bir mesajla geliyor ve beni ilgilendiriyor bağlamında bir teyakkuz hâlidir. Teyakkuz, olayları dikkatle ve rikkatle okumaktır. Gördüğümüzü anlamlandırmak, ondan bize düşen mesajı almak ve buna bir cevap vermektir. Böyle bir bakış, zihni ve kalbi diri tutar; insanı olup bitene karşı kayıtsızlıktan kurtarır.

HER TANIKLIĞI BİR İMTİHAN OLARAK ALGILAMAK

Karşılaştığımız tüm sorunlar ve şahit olduğumuz olumsuzluklar karşısında adamsendeci, çıkarcı ya da duyarlı davranma tercihlerinde insan oluşumuzun sınavını veririz.

İlahî buyruklar karşısında da durum farksızdır. Ayet-i kerimelerde yapılan tasnife göre (Fâtır,32) Kelâmullah’a muhatap olanların tavırları, imanlarının seviyesini ve kalitesini ele verir. Kimi sanki hiç duymamış ve ayetler sanki ona hitap etmiyormuş gibi kayıtsız kalır ya da ayetlerin istediği davranışların zıddı bir hayat tarzıyla kendine yazık eder. Kimi orta yolu tutar, standart bazı davranışları yerine getirmeyi yeğler, etliye sütlüye karışmadan, taşın altına elini koymadan, kıyısından yaşar hayatı. Kimi de Allah’ın izniyle hayırda yarışıp öncülerden olmayı tercih eder. İlâhî emirlere azı dişleriyle sımsıkı tutunur, sorunun kendisinden kaynaklandığını, çözümün de kendisinde olduğunu bilerek sorumlu davranır, hayırda ve iyilikte örnek ve öncü olmak, dua almak için yarışır; hakkında güzel şahitlikler yapacak güzel insanları biriktirmek için tüm fırsatları değerlendirir.

Duyarlı insanlar; her nimeti bir ikram, her tanıklığı bir imtihan olarak algılarlar, kendilerine ve topluma karşı sorumluluklarının bilincindedirler, iş ve davranışlarının hesabını verebilirler, zamanını verimli kullanırlar, planlı, disiplinli ve titiz çalışırlar.

Onlar, başkasının işaret etmesini beklemeden kendi payına düşen sorumluluğun gereğini yapar:“Ben........

© Haber7