Filistin’de Çözüm Belli, Tek Devlet!
Tarih sadece kütüphane raflarını süsleyen bir hatıra defteri değildir. O, her anımızı denetleyen gizli bir hakem ve geleceğin puslu yollarında önümüzü görmeyi sağlayan bir şuur aynasıdır. Filistin meselesi de işte böylesi bir imtihandır.
Bu dava sadece bir coğrafyanın mülkiyet kavgası değil, topyekûn insanlığın vicdanının ve İslam ümmetinin ferasetinin sınandığı bir haysiyet davasıdır.
Bugün Gazze’de ve Kudüs’te şahitlik ettiğimiz vahşet, bir gecede filizlenmiş bir kriz değildir. Bu durum, genlerine bozgunculuk ile fitne işlemiş bir zihniyetin asırlara yayılan ahde vefasızlık ve zulüm zincirinin son halkasıdır.
Tarihin Emaneti ve İhanetin Karakteri!
Gelin tarihin sayfalarını samimiyetle aralayalım. 1492 yılında İspanya’da Engizisyon işkenceleri altında inleyen Yahudilere kim sahip çıktı? Onları ölümün pençesinden kim çekip aldı? Elbette ecdadımız Osmanlı... Sultan II. Bayezid Han gemiler göndererek o günün mazlumlarını, bugünün ise zalimlerini selâmete erdirdi. “Bunlar İspanya’nın kaybı, bizim zenginliğimizdir” diyerek kapıları açtı. Çünkü bizim medeniyetimiz "mazluma dinini, dilini veya ırkını sormazdı." Yine 20. yüzyılda Nazi zulmünden kaçanlara sığınak olan yine bu toprakların vicdanıydı.
Ancak ne hazindir ki kendilerine en zor zamanda kapı açanlara ihanet etmek bu Siyonist zihniyetin değişmez bir karakteridir. Kur’an-ı Kerim onların bu genetikleşmiş vefasızlığını bizlere şöyle haber verir.
"Onlar, kendileriyle antlaşma yaptığın, sonra her defasında hiç çekinmeden ahidlerini bozan kimselerdir." (Enfâl 8/56)
Dün kendilerine uzanan o şefkat elini tutanlar bugün o elin sahibini boğmaya çalışıyor. Misafirlik kanlı bir ev sahipliğine, sığınma talebi ise vahşi bir işgale dönüştü. Karşımızda kendi peygamberlerini dahi katledecek kadar gözü dönmüş ve kalbi taşlaşmış bir anlayış var. Rabbimiz bu dehşet verici gerçeği beyan ederken şöyle buyurur.
"…Onlar, Allah'ın âyetlerini inkâr ediyorlar ve haksız yere peygamberleri öldürüyorlardı. Bu da, onların isyan etmiş ve haddi aşmış bulunmalarındandır." (Âl-i İmrân 3/112)
Kendi peygamberlerine kıyabilen bir zihniyetin, bugün Gazze’de üzerlerine bomba yağdırdığı masum yavrulara acımasını beklemek safdillik olur. Siyonizm, barış maskesi takarak yeryüzünü ifsat eden bir fitne makinesidir. Onlara "Yeryüzünde fesat çıkarmayın" denildiğinde "Biz ancak ıslah edicileriz" derler. Oysa tarih şahittir ki fitnenin, kaosun ve dökülen masum kanların olduğu her yerde bu bozguncu aklın parmak izi vardır.
İki Devletli Çözüm Masalının Sonu!
Değerli kardeşlerim, yıllardır dünya kamuoyu Filistin meselesine iki devletli çözüm adı altında ölü doğmuş bir reçete sunuyor. Bir kısım dünya liderleri tarafından tamamen çözüm odaklı ve iyi niyetle dile getirilen bu öneriyi, Siyonist İsrail hiçbir zaman kabul etmedi ve bundan sonra da asla etmeyecektir. Onlar için diplomasi sadece daha fazla toprak gasp etmek için kazanılmış bir zamandır. Soruyorum sizlere, zalimle mazlum aynı masada eşit olur mu? Bir tarafın arkasında nükleer güçler var, diğer tarafın elinde ise sadece imanı ve vatan sevgileri var.. Bu mu adalet?
Siyonist yapı Nil’den Fırat’a kadar uzanan o sapkın arz-ı mev’ud hayalinden vazgeçmemiştir. Bugün Gazze en zifiri karanlığı yaşıyor ama biz biliyoruz ki en koyu karanlık şafağa en yakın olan andır. Gerçeği haykırmanın vakti gelmiştir. Filistin’de çözüm, sınırları delik teşik edilmiş iki devletli model değildir. Tek gerçekçi ve tek ahlaki çözüm Kudüs merkezli, tam bağımsız, tek bir FİLİSTİN DEVLETİ’dir!
Siyonizm: İnsanlığın Ortak Belası ve Küresel Güvenlik Sorunu!
Bu hakikati bugün devletimizin en üst kademeleri de en gür sesle haykırmaktadır. Üç günden beridir hafta sonu Antalya’da devam eden 5.Antalya Diplomasi Forumu’nun son günü, yani dün Dışişleri Bakanımız Sayın Hakan Fidan’ın yapmış olduğu basın toplantısında bir muhabirin sorusuna cevaben ifadeleri meselenin vahametini bir kez daha ortaya koymuştur. Dışişleri bakanımız, İsrail’in asıl niyetini şu çarpıcı sözlerle ifşa etmiştir.
"İsrail’in temel hedefi, Gazze’yi ister öldürerek ister zorla göç ettirerek insansızlaştırmaktır. Biz bunu 'İsrail yayılmacılığı' olarak tanımlıyoruz. Bu artık sadece bölgenin değil, tüm dünyanın bir güvenlik sorunudur."
Evet, karşımızda durdurulmadığı takdirde tüm dünyayı ateşe atmaktan çekinmeyecek bir yapı söz konusu. Siyonizm bir sınırla yetinmez, o bir virüs gibi yayılmak ister. Eğer bugün Gazze’deki çığlığa kulak tıkarsak yarın bu ateşin tüm bölgeyi sarmayacağını kim garanti edebilir?
Bugün adaletle şahitlik etme vaktidir. Bugün "Filistin Filistinlilerindir" deme vaktidir. Sahte barış planlarının ömrü dolmuştur. Çözüm nettir:
Bu coğrafyanın huzur ve selameti için haddi aşan, bozguncu-Fitneci ve terörist yapı Siyonizm belasının bu toraklardan ebediyen sökülüp atılması gerekir.
İnsanlık ya bu organize zulme "dur" diyecek ya da bu dökülen masum kanlarının vebalinde boğulacaktır.
Biz tarafımızı seçtik.
Biz El-Halil’deki ninenin,
ve Mescid-i Aksa’nın o onurlu gönüllü neferlerinin yanındayız.
Zalimin karşısında mazlumun duasıyız.
Ve sarsılmaz bir imanla inanıyoruz ki;
"Hak geldi, batıl zail oldu. Şüphesiz batıl yok olmaya mahkûmdur!" (İsrâ 17/81)
Selam olsun vatanı için direnenlere, selam olsun adaleti haykıranlara...
Selam ve dualarımla,
