menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Terör biterken provokasyon mu başlıyor?

24 0
24.08.2026

Türkiye yine kritik bir eşikten geçiyor.

Terörsüz Türkiye hedefi yalnızca Türkiye’nin terör sorununu sona erdirme arayışı değildir. Başarıya ulaşması hâlinde Türkiye’nin içeride huzurunu, dışarıda ise bölgesel ağırlığını artırabilecek tarihi bir eşiktir. Tam da bu nedenle, böylesine önemli bir sürecin yalnızca terör örgütlerinin değil, Türkiye’nin güçlenmesinden rahatsız olabilecek farklı çevrelerin de dikkatini çekmesi şaşırtıcı değildir.

Bugün asıl sormamız gereken soru şudur:

Türkiye terörsüz bir geleceğe yürürken, kimler bu yürüyüşün önüne yeni mayınlar döşemek isteyebilir?

Ben Türkiye’de yaşanan hiçbir gelişmeye yalnızca görünen yüzüyle bakılması gerektiğine inanmıyorum. Ancak bu, her olayın arkasında mutlaka gizli bir el bulunduğunu iddia etmek de değildir. Asıl mesele, toplum olarak provokasyona açık hâle gelmemektir.

Çünkü provokasyonun gücü, gerçeğin büyüklüğünden değil; toplumun reflekslerinden beslenir.

Bugün futbol tribünlerinde, sokaklarda, sosyal medyada ve çeşitli toplumsal gösterilerde millî duyguların yükseldiğini görüyoruz. Bayraklar açılıyor, sloganlar atılıyor, insanlar duygusal tepkiler veriyor.

Bayrak elbette bizimdir.

Milliyet duygusu bizimdir.

Din bizim için değerlidir.

Ama bütün bu değerlerin çok önemli bir başka tarafı daha vardır:

Bu değerleri kim kullanıyor ve hangi amaçla kullanıyor?

İşte burada çok dikkatli olmak zorundayız.

Çünkü Türkiye’nin yakın tarihi bize çok acı bir ders verdi:

Bir insanın elinde bayrak olması, onun mutlaka vatansever olduğu anlamına gelmez.

Bir insanın “Türküm” demesi, onun mutlaka Türkiye’nin çıkarlarını savunduğu anlamına gelmez.

Bir insanın “Allah” demesi, onun mutlaka Allah’ın istediği ahlaki çizgide yaşadığı anlamına gelmez.

Tarih bunun örnekleriyle doludur.

BAYRAĞI KİM TAŞIYOR, NİYETİ NE?

27 Mayıs 1960 darbesini gerçekleştirenler de kendilerini devletin ve vatanın koruyucuları olarak görüyorlardı. 12 Eylül darbesini gerçekleştirenler de ülkeyi kurtardıkları iddiasındaydılar. 28 Şubat sürecinde de sözüm ona devleti ve laik düzeni korunma adına yapılan ağır müdahaleler çok şey kaybettirdi. 15 Temmuz gecesinde ise yıllarca devletin içinde “vatan”, “millet”, “hizmet” ve “din” gibi kavramlarla meşruiyet üreten bir yapılanmanın nasıl devlete ve millete karşı silah doğrultabildiğini gördük.

FETÖ örneği bize belki de en büyük dersi verdi.

Bir dönem onların arasında bulunan pek çok insanı vatansever zannettik.

Çünkü güzel konuşuyorlardı.

Çünkü yardım ediyorlardı.

Çünkü toplumun hassasiyetlerini biliyorlardı.

Fakat zaman bize şunu öğretti:

Bir yapının kullandığı semboller, o yapının gerçek niyetinin garantisi değildir.

İşte bugün en fazla ihtiyaç duyduğumuz şey de budur:

Sembolün değil, davranışın peşinden........

© Haber Vakti