Gayr-i laik laiklik
Türkiye’de laiklik; anayasal metinlerde ve kamu hukukunun teorik zemininde, devleti dinsel dogmalardan arındıran ve tüm vatandaşların inanç ile yaşam tarzı güvencesini sağlayan tarafsız bir üst harç olarak tanımlanır. Ancak Cumhuriyet tarihi boyunca yürütülen yargı pratikleri ve ceza normlarının nitelendirilme biçimleri mantıksal olarak incelendiğinde, bu ideal tanım ile uygulamanın örtüşmediği; ilkenin asimetrik bir ceza politikasının aygıtına dönüştürüldüğü görülür. Mesele sadece hukukun tatbik edilmesi değil, aynı yapısal niteliğe sahip iki eylemin hukuki etiketleme aşamasında tamamen farklı kategorilere hapsedilmesidir.
Hukuk tekniğinde bir eylemin "devletin temel nizamına, anayasal düzene karşı suç" sayılması ile "bireysel hak ihlali veya asayiş suçu" sayılması arasında uçurum vardır. Türkiye’deki pragmatik laiklik anlayışı, bu ayrımı faillerin ve eylemlerin yöneldiği ideolojik meşruiyet alanına göre kategorize eder:
Devlet Nizamına İrtica İsnadı (Devlete Karşı Suç): Dindar bir kesimin veya yapının, kamu alanında dini görünürlüğü artırma veya sistemi şer’i esaslara kaydırma yönündeki eylemleri, doğrudan Türk Ceza Kanunu’nun 309. Maddesi (Anayasayı İhlal) veya tarihsel süreçte mülga 163. Maddesi kapsamında "Devletin laik yapısını değiştirmeye teşebbüs" olarak kodlanır. Burada fail, doğrudan devleti hedef alan bir rejim suçlusu ilan edilir.
Kamu Düzeni ve Kötü Muamele İsnadı (Bireye Karşı Suç): Laiklik ilkesini bir imtiyaz veya tahakküm aracı kılan bir kişinin; başörtülü bir kadına kamusal alanda saldırması, bir din görevlisine veya ibadethaneye yönelik aşağılayıcı eylemde bulunması ise hiçbir zaman "Anayasal düzene suikast" veya "Laik devletin vadettiği din ve vicdan hürriyetini ilga teşebbüsü" sayılmaz. Bu eylemler TCK 115 (İnanç özgürlüğünü engelleme) veya TCK 216 (Halkı kin ve düşmanlığa tahrik) sınırlarına çekilerek sıradan bir asayiş, hakaret veya kötü muamele vakasına indirgenir.
Bu durum, hukuk mantığında "aynı ihlal türüne farklı hukuki koruma kalkanı üretmek" anlamına gelir. Devlet, kendi varlığını temsil eden "laik yapısına" yönelik tehditleri en ağır rejim suçlarıyla cezalandırırken; aynı laiklik ilkesinin vatandaşa vaadettiği "inanç güvencesinin" zorbalıkla çiğnenmesini rejime değil, şahsa yapılmış basit bir tecavüz olarak........
