Fitneci Kimdir?
“Hain içerde olunca kapı kilit tutmaz evlat”
Kâinatın nizam-ı ekmelinde ve hilkatin sarayında cari olan her bir mahlukun, her bir varlığın ve zerratın işleyişi bir kanun-u ilahî ve adalet-i mutlaka ile mukayyet iken, beşer tarihinin en sinsi inkırazları, en dehşetli sarsıntıları daima din-i mübinin o safi ve berrak membaını bulandırmaya matuf menfi faaliyetlerden neşet etmiştir. Bu minvalde, âlem-i İslam’ın sinesine asırlardır saplanan ve her defasında bünyeyi derinden sarsan en zehirli hançer, hiç şüphe yok ki kendilerini dinin yegâne sahibi, zühd ve takvanın zirvesi, ihlâsın mücessem timsali addederek arz-ı endam eden fitne-i diniye güruhudur. Tarih-i İslam’ın sahifeleri dikkatle ve basiretle mütalaa edildiğinde sarih bir surette müşahede olunur ki, Müslümanların istikbalini, emniyetini ve kuvve-i maneviyesini en dehşetli tehlikelere maruz bırakan taife, haricî düşmanlardan, cephede göğüs göğse çarpışılan küffardan ziyade; içeriden, hulus-u kalple bağlıymış gibi görünüp ümmetin itikadî şirazesini ve asabiyet-i islamiyesini bozan bu mukaddesat hırsızı fitneciler olmuştur. Bu bedbahtlar, her devirde ve her asırda kendilerini asıl dindarlardan daha dindar, hakiki müttakilerden daha müstakim göstermek hususunda dehşetli bir maharet ve şeytani bir deha sergilemiş; sahte bir dindarlık maskesi altında ümmetin vahdetini, ittihadını ve tesanüdünü parça parça ederek kendi habis emellerine zemin hazırlamışlardır.
Bu dehşetli sefalet-i fikriyenin ve maraz-ı ruhaninin İslam tarihindeki ilk ve en meşum, en kanlı tezahürü, eslaf-ı izamın yüreğini dağlayan Haricî zihniyetinin zuhurudur. Bu cahil ve mütecaviz güruh, o derece bir su-i istimal, o derece bir ucub ve gurur-u nefis içinde boğulmuştur ki, ilm-i ilahînin tecelligahı, kapı-yı medine-i ilim olan, adalet ve şecaatin şahikası Şah-ı Velayet Hazret-i Ali’ye bile –haşa ve kella– din öğretmeye, hükm-u ilahîyi talim etmeye, şeriatın sınırlarını çizmeye kalkışmıştır. Hazret-i Ali gibi bir dahi-i azamı, sünnet-i seniyyenin ve esrar-ı Kur'an'iyenin en birinci aynası olan o zat-ı nuranîyi, kuru bir nas lafızcılığı, sığ bir zühd anlayışı ve zahiri bir dindarlık tasavvuru ile tekfir edecek kadar gözü dönen bu zihniyet, nassın ruhunu iğfal etmiş, dinin gayesi olan muhabbet ve vahdeti katletmiştir. Onların alınlarındaki secde izleri ve dillerindeki ayet kıraatlerinin fesahati, kalplerindeki o müthiş fitne fesadını, adavet hissini ve cehl-i mürekkebi setretmeye yetmemiş; bilakis o mübarek ve mukaddes kelamları kendi batıl ve kanlı davalarına alet ederek tarihin gördüğü en elîm cerbeze ve mugalata misalini vermişlerdir. Bu tarihi facia, dindarlık iddialarının ve zühd perdelerinin ardına saklanan sinsi fitnenin, en mukaddes değerleri bile nasıl birer imha silahına, nasıl birer tefrika vasıtasına dönüştürebileceğinin en bariz, en kat'i ve en acı bürhanıdır.
Asr-ı saadetten ve sahabe-i kiram dönemindeki fitnelerden tevarüs eden bu habis ur, bu sinsi virüs, ne yazık ki modern zamanlarda da şekil değiştirerek, yeni kılıflara bürünerek ama mahiyet-i asliyesini zerre miktar kaybetmeyerek varlığını idame ettirmekte ve ümmetin kılcal........
