Dünyanın sokak lambaları
Ulus üstü yapılar, gerçekten gerekli mi? Birinci durak: Birleşmiş Milletler.
Geçtiğimiz haftalarda bir mahalle kurmuştuk.
O mahallede bir sigortacı vardı: Poliçe yazmadığı dükkân iş yapamıyordu. Yolu tutan biri vardı: Malın ne zaman, kime geleceğine o karar veriyordu. Kasayı tutan biri vardı: Mahalle ne kadar tedirginse işi o kadar iyiydi. Bir de bekçi vardı: Nöbeti o tutuyor, faturayı o ödüyor, bir şey olduğunda ilk ona soruluyordu.
Haftalarca aynı soruyu sorduk: Bu mahallede gücü kim elinde tutuyor?
Bugün başka bir yerden bakacağız. Çünkü o mahallede kimsenin olmayan şeyler de var.
Sokak lambası mesela. Kimin kapısının önünde duruyorsa onun değildir; bütün sokak kullanır. Ortak su borusu öyledir. Çöpün hangi gün çıkarılacağı kuralı öyledir. Hangi tarafa park edileceğine dair o hiç yazılmamış mutabakat öyledir. Bunların hangisi bir güç aracıdır ya da bir güç aracına nasıl dönüşür? Kimse sokak lambasıyla komşusuna hükmetmez deriz de gerçekte nasıl oluyor?
Bu haftadan itibaren yeni bir yazı dizisine başlıyoruz. Konumuz, dünyanın sokak lambaları: Ulus üstü yapılar. Ve soracağımız soru basit ama rahatsız edici: Bunlar gerçekten gerekli mi?
Cevaba girmeden önce daha temel bir soruyu halledelim. Ne oldu da insanlar kendi ulus kimliklerinin üstünde bir şeye ihtiyaç duydu? Bu sorunun cevabı, sanıldığından çok daha az romantiktir.
Sokak lambasını düşünün. Kimse “mahallemi seviyorum, komşularımla bütünleşmek istiyorum” diye lamba asmaz. Lamba asılır çünkü insanlar karanlıkta tökezlemektedir. Yani ortak bir kimlik gerekmedi. Ortak bir sorun gerekti. Tarih de tam olarak bunu söylüyor. Tarihteki ilk uluslararası örgüt barış için kurulmadı. İnsan hakları için de kurulmadı. Kardeşlik için hiç değil. Telgraf için kuruldu.
1865'te Paris'te yirmi devlet bir araya geldi. Sebep şuydu: Telgraf sınırda duruyordu. Tel bitiyor, mesaj kâğıda yazılıyor, sınırın öte yanına elden taşınıyor, orada yeniden tuşlanıyordu. Ücretler farklıydı, usuller farklıydı, cihazlar farklıydı. O toplantıdan bir ideal çıkmadı. Bir tarife cetveli, bir usul kitabı ve ortak bir teknik standart çıktı. Kurulan yapının adı Uluslararası Telgraf Birliği'ydi; bugünün Uluslararası Telekomünikasyon Birliği. Dokuz yıl sonra sıra mektuba geldi. 1874'te Bern'de posta birliği kuruldu. Ondan önce yurtdışına mektup göndermek, mektubun geçeceği her ülke için ayrı ayrı pul ve anlaşma meselesiydi.
Şimdi şu cümleyi bir kez daha okuyun: İlk ulus üstü yapılar ideallerden değil, uyumsuzluktan doğdu. Fişin prize girmemesinden. Tarifelerin tutmamasından. Aynı işin sınırın iki yanında iki farklı biçimde yapılmasından. Bunlar hükümet değildi. Ordusu, vergisi, vatandaşı yoktu. Yaptıkları tek şey vardı: Farklı olanı birbirine uyumlu hale getirmek.
Yirminci yüzyılın ortasında başka bir şey oldu. İki büyük savaştan sonra kurulan yapılar, öncekilere benzemiyordu. 1944'te para ve kalkınma için kurumlar kuruldu. 1945'te Birleşmiş Milletler kuruldu. 1947'de ticaretin kuralları yazıldı. Bu kurumlar da bir soruna cevaptı. Ama bu kez sorun teknik değildi. Sorun şuydu: Devletler birbirini yok edebiliyordu ve bunu iki kez denemişlerdi.
İşte burada yeni bir şey oldu. İlk kez bir ulus üstü yapıya yalnızca uyum değil, meşruiyet işlevi yüklendi. Kurum artık sadece “bu işler birbirine uysun” demiyordu. “Bu doğru, şu yanlış” da diyordu. Buradan dizinin tamamını taşıyacak bir ayrım çıkıyor. Dikkatle bakalım, çünkü bütün duraklarda işimize yarayacak: Dünyada iki ayrı türde ulus üstü yapı var.
Birincisi uyum makineleri. Telgraf, posta, sivil havacılık, denizcilik, ölçü standartları, ödeme sistemleri. Bunlar “iyi” olmaya çalışmaz. Çalışmaya çalışır. Ve başarısı tek soruyla ölçülür: İşliyor mu?
İkincisi meşruiyet makineleri. Bir şeyin doğru ya da yanlış olduğunu ilan eder, kaydeder, tescil eder. Başarısı başka soruyla ölçülür: Adil mi? Ve daha zoru: Hükmünü uygulatabiliyor mu?
Bu ayrım neden önemli? Çünkü ikisine de “ulus üstü yapı” diyoruz ve birini diğerinin cetveliyle ölçüyoruz. Bir uyum makinesinden adalet bekliyoruz. Bir meşruiyet makinesinden ise, ordusu olmadığı halde, savaş durdurmasını bekliyoruz. Sonra ikisine de “işe yaramıyor” diyoruz. Belki de yanlış olan kurumlar değil, elimizdeki cetveldir.
Bu soruyu bu yıl sormamızın sebebi bir köşe yazarının merakı değil. Sebep şu: Soruyu artık dışarıdan eleştirenler sormuyor. Kurumların kendisi soruyor. Üç somut işaret var.
Birincisi. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun bu hafta başlayan oturumunun resmî teması şu: “Güveni yeniden tesis etmek, dönüşümü yönetmek: Herkes için sonuç üreten bir Birleşmiş Milletler.” Seksen bir yaşındaki bir kurum, oturumunun adına “güveni yeniden tesis etmek” yazıyor. Bu bir eleştiri değil, bir itiraf.
İkincisi. Aynı kurumun 2026 düzenli bütçesi 3,45 milyar dolar olarak onaylandı. Bir önceki yıla göre yaklaşık yüzde yedi daha düşük. Ve 1 Ocak itibarıyla 2.900 kadro kapatıldı. Yani kurum büyümüyor;........
